ENES’İN HATIRLATTIKLARI

11.01.2022 20:22

Ah bu ana babalar… Önce onları eğitmek gerek ya da cezalandırmak ama evlat kaybetmekten büyük ceza da olmaz ki!..

Tıp Fakültesi öğrencisi Enes’in intiharı, beni yıllar öncesine götürdü…

Oğlum henüz ortaokul birinci sınıf öğrencisiydi. Bir gün, “Anne arkadaşlara ağabeyler ders veriyormuş, ben de gidebilir miyim” diye bir soruyla geldi. “Oğlum, sen dershaneye gidiyorsun, özel dersler de alıyorsun, ayrıca derse ihtiyacın yok. Kimmiş o ağabeyler, neden ders veriyorlarmış” diye sordum. ODTÜ’de okuyorlarmış, sevabına ders veriyorlarmış” dedi. Allah biliyor ya, başka kötü şeyler geldi aklıma, çünkü o zaman henüz tarikatların bu tür faaliyetlerinden haberim yoktu. O kadar ısrar etti ki, “O halde, söyle arkadaşlarına, o ağabeylere, arkadaşımız da gelecek ama önce annesi sizinle tanışmak istiyor” desinler. Ben gidip bir tanışayım bakalım kimlermiş, nasıl birileriymiş, amaçları neymiş bir öğreneyim” dedim. Ertesi gün, “Anne kabul etmemişler, anneler gelemez demişler” dedi. “Gördün mü oğlum, çekinecek bir şeyleri olmasa, kabul ederlerdi, ben tanımadığım birilerinin evine gönderemem seni, hiç ısrar etme. Allah korusun ya başına bir şey gelirse orada” dedim ama o yaştaki çocuğa da tacizi, tecavüzü detayıyla anlatamazdım üstü kapalı az buçuk izah edebildim ancak. Diğer yandan da böbreklerini alabileceklerini, kendisini birilerine satabileceklerini, hatta öldürebileceklerini, böyle bir durum olursa da kendisini nasıl ve kimden arayıp bulacağımı, kimi şikâyet edebileceğimi söyledim. “Yok anne, çok iyi ağabeylermiş, hem ders çalıştırıyorlar, hem de çok güzel şeyler anlatıyorlarmış, ikramda da bulunuyorlarmış. Kötü bir şey yapmıyorlarmış” dedi. İstedikleri kadar iyi olsunlar, tanımadığım kimselerin evine gönderemem seni” dedim. Epey bir konuşma sonucu, nihayet vazgeçti…

Birkaç gün sonra oğlum dershaneden dönünce, henüz kapıdaydık ki komşumla karşılaştım. “Reyhan Hanım hem eve gelen hocalara para veriyorsun, hem de dershaneye, parana yazık değil mi? Bir profesör, apartmanını dershane haline getirmiş, bedava ders veriliyormuş çocuklara. Zemin katta da kantin varmış, çocuklar istediklerini ücretsiz yiyip içebiliyormuş; biz oğlanı oraya verdik, sen de versene” dedi. Şaşırdım, tarikatların böyle faaliyetleri olduğundan haberdar değildim ama yine de kuşkulandım. Hemen de fesatlanmayayım, belki adamın maddi durumu çok iyidir, eğitime de çok önem veriyor, çocukları da çok seviyordur. Belki çocuğu yoktur da onun için gibi pek çok acaba takıldı aklıma…

Oğlum o her istediğini bedava yiyip içiyormuşsun lafına pek bir takıldı, çocuk aklıyla, bu yanı epey bir cazip geldi ve yine tutturmaya başladı… “Evladım ben sana her istediğini almıyor muyum, harçlık vermiyor muyum, her istediğini yiyip içmiyor musun zaten, ne gereği var” dedim ama nafile. Tutturma huyu da dayanılacak gibi değildir. “Tamam, hafta sonu birlikte gider bakarız. O profesörle, öğretmenlerle tanışayım, ne yapıyorlar, ne yapmaya çalışıyorlar, niye yapıyorlar bir öğreneyim de ona göre karar veririz” diye kapattım konuyu. Gönlü olsun diye gidecektim de zaten ama iki gün sonra, elinde bir kâğıtla, üzgün bir şekilde döndü okuldan. “Gidemeyeceğiz işte, hafta sonu veli toplantısı varmış” dedi. Kâğıdı okudum, “Pazar günüymüş, “Cumartesi günü matematik ve fizik özel derslerin var, akşamüstü de ud hocan gelecek, hiçbir yere gidemeyiz ama Pazar günü toplantıya gider, çıkışta da o dershaneye gider, sonra da senin sevdiğin o yerde yemeğimizi yer, dönüşte de sevdiğin pastadan alırız, üzülme” dedim, rahatladı…

Toplantıda okul müdürü, komşunun bahsettiği adresten söz etti, “Biz yakinen takip ediyoruz ama okul sonrasını bilemeyiz, çocuklarınıza sahip çıkın. Okulumuzun zeki öğrencilerini o adrese çeken bir tarikat faaliyet gösteriyor orada…” diye uzun uzun anlattı. Ürperdim doğrusu. Oğluma da, “Kuşkulanmakta haklıymışım, bak müdürünüz de oranın tehlikeli bir yer olduğunu söyledi. Aman oğlum, boş ver bu gibi şeyleri. Başına kötü bir şey gelirse ben ne yaparım, varım yoğum bir sen varsın, başına bir şey gelirse, kahrolurum, çok üzülürüm, seni kaybedersem, ben de yaşayamam” diyebildim ancak. Tarikat nedir, ne yapmaya çalışıyorlar, neler olur nasıl anlatabilirdim ki o yaştaki çocuğa?

Eve dönüşte de o komşuya uğradım, müdürün dediklerini anlattım. “Ne olur alın çocuğu oradan, zaten zehir gibi çocuk, hep takdir alıyor, onların vereceği derse ihtiyacı da yok ama illa ders alsın istiyorsan, normal bir dershaneye gönder, yok yoksul değilsin, onlara ihtiyacın yok, çocuğa yazık etme…” dedim. Maddi durumları iyiydi, oturdukları ev haricinde birkaç tane de kiraya verdikleri vardı… Hem Almanya'dan, hem de Türkiye'den emekli maaşları da vardı. Bu defa da, “Ama Reyhan Hanım, çocuk aynı zamanda dinini de öğreniyor fena mı” dedi. “Sen öğretemiyor musun dinini, üstelik koca çocuk, öğrenmek isterse, okur öğrenir, lise sona gelmiş çocuğu yanlış yönlendirme, bırak kendisi versin kararını. Bak ben çocuğuma gerekli dini bilgiyi anlayabileceği, alabileceği kadarıyla yaşına uygun şekilde, kendim veriyorum, siz de anlatabilirsiniz dinini” dedim ama “Benin ona öğretecek kadar bilgim yok” dedi bu defa da. “Kuran tercümesi yok mu evinizde, okuyup öğrensin” dedim ama yokmuş. “O halde bendekileri vereyim, zaman buldukça okusun arzu ederse ya da bana gelsin sohbet edelim, oğlumla birlikte ona da anlatayım bazı şeyleri” dedim ama pek güvenmedi sanırım ya da beni o tarikatlardakiler kadar bilgili göremedi. Belki de bedava ders ve yiyip içmek cazip geldi…

O yıl hem kızı, hem oğlu liseden birincilikle mezun oldu. Oğlanı İTÜ makine Mühendisliğine kayıt oldu kızı için ise tereddütteydi. “Reyhan Hanım, benim kızla bir konuşsan, ikide bir Hava Kuvvetlerinden arıyor ve ısrar ediyorlar ama istemiyor. Ne güzel devlet okutacak, bize yük olmayacak, üstelik mezun olur olmaz iyi bir işi olacak ama ikna edemiyorum, ben asker olamam diyor” dedi. “Allah aşkına bırak şu bedavacılığı, zehir gibi çocukların var, burs alırlar, sen de biraz fedakârlık ediver, istemediği bir mesleğe zorlama” dedim, sanırım kız da inat etti ki gitmedi Hava Harp Okuluna…

Bir gün yine sevinç içindeydi. Oğlu özel bir yurda yerleşmiş, “Dindar kişilermiş. Yeme içme bedavaymış ama öyle zorlamıyorlarmış da. Akşamdan namaza ve sahura kalkmak isteyenlerin adını alıyor, sabah da sadece onları kaldırıyorlarmış. Namaz ve oruç konusunda zorlamıyorlarmış, çok güzel bir yermiş ama bu bizim oğlana yaranılmıyor, kalamam burada, bana tuhaf bakıyorlar, zorlamıyorlar ama dışlıyorlar da diyor, boş ver aldırma diyorum ama sürekli söyleniyor” dedi. “Yapma, etme, zorlama çocuğu, belki size anlatamadığı bazı şeylerle de karşılaşıyordur. Memnun olmadığı bir ortamda başarılı da olamaz, sağlığı da bozulabilir, alın çocuğu, başka bir yurda verin ya da ev tutun” dedim ama yine dinletemedim tabii…

Bir süre sonra başka bir semte taşındılar, uzun süre görüşemedik, yıllar sonra karşılaştığımızda ağlıyordu…

Oğlunun ruh sağlığı bozulmuş, okulu bırakıp eve dönmüş, odasından çıkmıyor, hiç konuşmuyormuş. Zorla yemek yedirebiliyorlarmış, tuhaf hareketleri ve korkuları da varmış. Onca doktora götürmüşler ama nafile, düzelmiyormuş bir türlü…

Kızı dediğini yapıp ODTÜ’ye girmiş, güzel de okuyup mezun olmuş ama oğlanın durumu düzelecek gibi değilmiş…

Çok şükür kız kendisini kurtarmış ama oğlana çok üzüldüm, çok yakışıklı ve çok terbiyeli, kibar bir çocuktu. “Laf dinlemedin ki bedava diye tutturdun, eğitimine kıyamadığın parayı şimdi sağlığına harcıyorsun, güzelim çocuğun hayatını kararttın” dedim. “Ah ah, keşke seni dinleseydim, ne bileyim ben böyle olacağını” diyerek daha bir ağlamaya başladı!..

Daha sonra ben de başka bir ile taşındım, ne görebildim, ne de bir haber alabildim kendisinden...

İnşallah o güzel yavru da daha kötüye gidip intihar etmemiş, çoktan sağlığına kavuşmuştur.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları