DOĞU ANADOLU GEZİSİ (l)

06.11.2022 22:40

KARS

 

-Kars, Türk Kurtuluş Savaşı'yla 30 Ekim 1920'de Türk kuvvetleri tarafından alındı. 1921 yılında yapılan Moskova ve Kars Antlaşmalarıyla yeni sınırlarına kavuşan Kars, Cumhuriyet'in ilanından sonra aynı adlı ilin merkezi yapılır. Kars, çeşitli etnik gruplarını ve mezhepleri barındıran zengin ve renkli bir kültüre sahip. Kars'ın toplumsal yapısı çeşitli etnik grupların kültürel gelenekleriyle harmanlanmış-

2019’da karar vermiştik Doğu Anadolu gezisine. Bir türlü bu kararımızı uygulamaya koyamadık. Çünkü sekizinci Türkiye gezisinden sonra hesabımızda olmayan birçok olay gelişti. Sıralı olmayan ölümler ve hastalıklar bu gezinin yapılmasını engelledi. Araya bir de Covid-19 girince bütün etkinlikler allak bullak oldu. Türk Eğitim Derneği(TED) kendi yağıyla kavrulan bir dernek olduğu için bu olumsuzluklardan maddi açıdan fevkalade etkilendi.  2022 yılına gelindiğinde Covid-19 konusunda normalleşmeye doğru bir adım atılınca Doğu Anadolu Kültür Gezi’sini hayata geçirmek istedik.

 

Önce Yurt Dışı Türkler Başkanlığı’na (YTB)müracaat ettik. Onlardan destek istedik. Olumsuz cevap aldık. Daha önce de yaklaşık sekiz bin kişinin katılımıyla gerçekleşen ‘Berlin Kurban Şenliği’ ne destek için başvurmuştuk ona da olumsuz cevap almıştık. “Almanya’da Türk İzleri” gezimiz için hazırladığımız projemiz de YTB yetkilileri tarafından desteklemeye layık görülmemişti.

 

2000 yılında kurulan Türk Eğitim Derneği bugünlere elbette YTB’nin yardımıyla gelmemişti,  üyelerinin omuzlarında gelmişti. İş yine başa düştü dedik ve yarım kalan işimizi tamamlamak için bastık gaza. 20 kişilik bir ekip oluşturduk. Gezilerimizde zaten en fazla 30 kişi oluyordu. Fazlası sıkıntı doğuruyordu. Gezi güzergâhımızı belirledik. Tur şirketimizle güzergâhımız üzerinde mutabakat da sağladık. (Kars, Ağrı, Van, Bitlis, Bingöl, Muş, Elazığ, Tunceli, Sivas ve Malatya) 11 günlük bir kültür gezisi.

 

21 Ekim sabahı saat 05 te Berlin-Brandenburg Havaalanı’ndaydık. Önce Ünal Oğuz Gülcan Yıldırım ve Fatma Seçmen hanımlar gelmişler. İşlemlerini tamamlamışlar bizleri bekliyorlar. Ünal’ın sünnetine uygun olmayan bu davranış hayretimizi mucip oldu. Takıldık kendisine, eşi de bizi destekledi.  Özlemişiz bu türden tatlı şakaları.

Arkadaşlar birer birer gelmeye başladı alana, herkeste tatlı bir telaş vardı. Ekip ilk defa yüz yüze geliyordu. Tanıdık simaların yanında tanıdık olmayan simalar da vardı. Tanışma faslını zaten Kars’ta otelde yapacaktık. İşlemler tamamlandı, eksik olan yoktu. Rahatladım. Bir kahve içmek istedim ama olmadı. Yolcular uçağa alınmaya başlandı.

Herkes kemerlerini bağladı. Pamuk balyalarının üzerinden süzülmeye başladık. Ben buruk bir acı yaşıyordum, yüreğim sızlıyordu. Bundan önceki sekiz gezide yanımda olan eşim bu gezide yanımda değildi. Üç sene olmuştu aramızdan ayrılalı. Geziyi onsuz nasıl tamamlayacaktım. Beni kim toparlayacaktı. Kim elimden tutacaktı. Baktım şöyle bir göz ucuyla yanımda oturan kişiye, acaba eşim mi diye, nafile, gözlerim yorgun olarak geri döndü… Daldığım hayal âleminden hostesin “buyurunuz efendim” sesiyle uyandım. Yemek servisi başlamıştı.

İstanbul Havaalanı’ndayız. İç hatlara geçmek için bir buçuk saat zamanımız var. Kars’ta gümrük olmadığı için önce eşyalarımızı almamız gerekiyormuş. Bilmediğimiz bir havaalanı. Başladık koşturmaya. Git git bitmiyor. Terledik, sırılsıklam olduk. “ Doğu Anadolu çok soğuk olur, sıkı giyinin” diye tembih etmişlerdi. -Hiç de dedikleri gibi olmadı-

Bazen yürüyen merdiveni kullandık, bazen de yürüdük. Ünal’ın dediğine göre araba da kiralayabiliyormuşsun istediğin yere gitmek için. Yanımızdan hızlıca geçen üstü açık arabalar onlarmış. Bu araçları daha ziyade yaşlılar ve entelliler kullanıyor galiba. Müşterilerinden anladığım odur. Sonunda geldik iç hatlara.

Kars Havaalanı’na geldiğimizde saat 14’e gelmişti. Eşyalarımızı aldık ve dışarıya çıktık. Tur sorumlusu ve daimi rehberimiz Emin, kaptan Sezgin ve yardımcıları Kadir, bizleri bekliyorlardı. Üç yıllık hasret bitmişti, kucaklaştık hal hatır sorduk. Emin ilk önce “Hüseyin abi, Sebahattin, Ayhan, Erol ve Recai abiler neden gelmediler başkanım?” diye sordu. ‘İnşallah başka sefere gelirler.’ dedim ve Kars’a doğru yol almaya başladık.

 

Kars Valisi’nden randevu almıştık bir hafta öncesinden Aynı zamanda şehremini olarak kendisinden destur alarak gezmeye başlayacaktık şehri. Eski bir geleneği canlandırmaktı maksadımız. Yoldan aradık saat 16:00’da makamda olacağımızı söyledik. Telefona çıkan görevli valinin acil bir işi çıktığını söyleyerek nazikçe bizi huzura kabul edemeyeceklerini söyledi. İyi de bir hafta öncesinden randevu vermişsin ve ziyarete katılacak olan kişilerin kimlik numaralarına kadar almışsın, son anda bu neyin nesidir? Acil işiniz çıktıysa yardımcılarınızdan birisi de bizleri karşılayamaz mıydı?

 

Yapacak bir şey yoktu. Vali o Şehremini o, bundan ötesi yok. Otele gidip bir an evvel gezi programımızı uygulamaya koymamız gerekiyordu. Biz de öyle yaptık. Otele yerleştik ve biraz soluklandık. Giriş işlemleri yapılırken iki gün kalacağımız otele yerleştik. Otel müdürü olan fatih Bey kardeşimi önceki geziden tanıyorum. O zaman Erzurum’daydı. Özel ihtimam gösterdi gruba. Herkese çay servisi yapıldı. Çay kaçak çay. Ben bu konuda hassas olduğum için sevgili Fatih kardeşime sordum; ‘Niçin kaçak çay içiyorsunuz, çay ülkesinde kaçak çay? -“Ben otelin sadece müdürüyüm.’

Bu konuda ÇAYKUR genel Müdürü ne iş yapar sorusunu sormak gerekiyordu ve biz de sorduk; Allah aşkına bu ÇAYKUR genel müdürü ne iş yapar?  Berlin Büyükelçiliği’ne semaver söz verdiler aylar geçti üzerinden hâlâ gelmedi. Bu makamları işgal edenler, kifayetsiz muhterisler midir yoksa ehliyetsiz dolgu maddeleri midir? Valinin (Aynı zamanda Kayyum)  yaptığı nezaketsizliği de anlattım Fatih kardeşime, omuzunu çekti ve dudaklarını büktü… Kel başa şimşir tarak…

Kars

Kars, Türkiye'nin rakımı en yüksek il merkezlerinden birisi, köyleri ile birlikte nüfusu 100 bini aşıyor. Türkiye'nin Kafkasya'ya açılan kapısı konumundaki bu şehir, Kafkas Üniversitesi’nin açılmasıyla hızla gelişmeye başlamış ve zaman içinde bir öğrenci kenti durumuna gelmiş. Ayrıca şehir merkezine altı kilometre uzaklıktaki havalimanı Kars’a önemli bir hareketlilik kazandırmış. Kars’ta yazılı tarih MÖ 9. Yüzyılda Urartularla başlamış. 1064’te Kars Selçuklu hâkimiyeti altına girer.  877-1878 yılları arasında yaşanan ve ‘93 Harbi olarak bilinen savaşın ardından şehir kırk yıl kadar Rusya'nın kontrolünde kalır. Kars, Türk Kurtuluş Savaşı'yla 30 Ekim 1920'de Türk kuvvetleri tarafından alındı. Kars halkının Türk millî mücadelesinde gösterdiği fedakârlıktan ötürü şehre Gazi unvanı verilir. 1921 yılında yapılan Moskova ve Kars Antlaşmalarıyla yeni sınırlarına kavuşan Kars, Cumhuriyet'in ilanından sonra aynı adla ilin merkezi yapılır.

Kars, Türk Kurtuluş Savaşı'yla 30 Ekim 1920'de Türk kuvvetleri tarafından alındı. 1921 yılında yapılan Moskova ve Kars Antlaşmalarıyla yeni sınırlarına kavuşan Kars, Cumhuriyet'in ilanından sonra aynı adlı ilin merkezi yapılır. Kars, çeşitli etnik gruplarını ve mezhepleri barındıran zengin ve renkli bir kültüre sahip. Kars'ın toplumsal yapısı çeşitli etnik grupların kültürel gelenekleriyle harmanlanmış. Çok kültürlülük sayesinde yörenin zengin bir folkloru ve şive ağız özellikleri bulunmakta. Kars'ın nüfusunu AzerilerTürklerTerekemeler ve Kürtler oluşturmakta. Kars'ta yaşayan Müslümanların bir kısmı Şii ve bir kısmı Sünni'dir. Çok az sayıdaki Rus Malaganlar ve Almanlar ise Hristiyan dinine mensup küçük bir azınlığı oluşturmakta. Kars'ta, çok eskilere dayanan âşıklar geleneği var. Âşıklar, deyişlerini ve birbirleriyle olan atışmalarını saz ve kopuz ile yapıyorlar. Geçmişi Dede Korkut hikâyelerine ve Manas Destanı'na dayanan sözlü gele­nekler âşıkların anlatımları ile yayılmış. Kars Belediyesi´nin resmî internet sitesine göre Türkiye´de en çok âşık Kars doğumluymuş. Buna göre 450 âşıktan 200'e yakını bu şehirde doğmuş. Murat Çobanoğlu ve Şeref Taşlıova, Kars'ın yetiştirdiği en önemli âşıklar arasındaymış. Murat Çobanoğlu'nun ölümüyle birlikte burada her sene Türkiye Mu­rat Çobanoğlu Âşıklar Bayramı düzenlenmekteymiş.

Özellikle, Rusların şehre girmesiyle şehir mimarisi büyük değişim geçirir. Ruslar, Kars Çayı'nın doğusunda kalan kesimde yeni yapılar inşa ederler. Birbirlerini dik kesen yollar yaparlar. Rus mimarisi bununla da yetinmez, bugün koruma altına alınan eski Rus evlerini inşa ederler.  Büyük büyük taşlarla yapılmış müthiş binalar.

 

Hasan Harakani

Vakit geçirmeden hemen hareket ettik. Madem Vali ve kayyum olan zat bizleri kabul etmedi, biz de şehrin asıl sahibine gideriz dedik ve doğruca Hasan Harakâni Hazretleri’ne gittik. -Otobüste Emel Polat kızımızı sorumlu kişi olarak seçtik. Fatma Mıdık kızımız biraz bozulur gibi oldu ama o hakikatli kızdır anlayışla karşıladı. Çünkü bugüne kadar yaptığımız geziler de o sorumlu kişi idi ve vazifesini başarı ile yerine getirmişti. Sağ olsun gezi boyunca Emel kızımıza devamlı tecrübelerini aktarmayı ihmal etmedi.-

 

Meydanda, evliya türbeleri ve Kümbet Camii var. Hasan Harakâni, Selçukluların öncü kuvvetlerinden, fetihten önce şehre gelip gönülleri fetheden kişi. M.S. 963-1033 ( Hicri 352-425) yılları arasında yaşayan Harakani’nin asıl adı Ali Bin Ahmed Cafer. Bugünkü İran'ın Horasan bölgesinde Bistam kasabasına bağlı Harakan köyünde doğmuş. Gençliğinde kervanlara yük taşıyıcılığı da yapan Ebu’l Hasan, Beyazid-i Bestami’nin tasavvufundan etkilenerek Bestami dergâhında bir süre türbedarlık yapmış. 11. Asrın tasavvuf âlimlerinden olan Ebu’l Hasan Anadolu'nun Türkleşmesi için müritleri ile birlikte hizmette bulunmuş.

O Anadolu'nun fethi için Alperenlik ruhuyla ilk tohumları atmış, kendisinden bir asır sonra yaşayan Ahmed Yesevi'yi de etkilemiş. Türkmenistan'dan Anadolu'ya M.S.11.yüzyılda Selçuklu akınları sırasında ( 1018-1021) geldiği anlaşılan Ebu’l Hasan 1033 yılında Kars'a 15 km. uzaklıktaki Yahni dağının eteğinde Bizans ordusu ile yapılan amansız savaşta şehit olmuştur. Şahadet mertebesine erişen ilk Anadolu evliyalarından birisi olan Ebu’l Hasan Harakâni için 1064 yılında Sultan Alpaslan'nın Kars'ı fethetmesinden sonra bugünkü Kaleiçi mahallesinde bir türbe yaptırılmış. İşte bu türbe o türbe. Selçukluların Anadolu’ya açılan kapısı.

 

Kümbet Camii(Havariler Kilisesi)

 

Türbenin hemen yukarısında Kümbet Camii var. Havariler Kilisesi olarak yapılmış. Şehirdeki Ermeni kiliselerinden birisiymiş.  Pakraduni Krallığı döneminde Kral Abbas tarafından MS 932-937 yılları arasında yaptırılmış. Başına gelmeyen kalmamış bu kiliseni. Önce kilise olarak inşa edilmiş. Sonra camiye çevrilmiş. Ancak dış duvarlardaki süslemelere heykelciklere dokunulmamış.  1064 yılında Müslüman egemenliğine geçen yöredeki bu kilise camiye dönüştürülerek Kümbet Camisi adını almış. Bölge Rus hâkimiyetine girince cami Rus Ortodoks Kilisesi'ne çevrilmiş. 1918 yılında şehir Türk hâkimiyetine girince yeniden camiye çevrilmiş. 1964 yılında ise müzeye dönüştürülerek, Kars´ta yapılan kazılardan elde edilen tarihi eserler burada sergilenmeye başlanmış. Kars Müzesi adıyla da bilinen bu eski ibadethane, bu işlevini 1981 yılına kadar sürdürmüş. 1993 yılından bu yana yine cami olarak kullanılmaktaymış. Namaz kılanlarımız namazlarını burada cem ederek kıldılar.

Kars Kalesi

 

Kars Kalesi, 1153 yılında Selçuklu Hanedanı'na bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzeddin'in isteği ile o dönemin veziri olan Firuz Akay tarafından yaptırılmış. Dış kale surlarının yapımı 12. yüzyılda inşa edilmeye başlanmış. 1386 tarihinde Timur tarafından yıktırılan kale, 1579 yılında Osmanlı Padişahı III. Murat'ın emri üzerine Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden yaptırılmış. Kaleye çıkmadık, Kalelerden bir kale diye düşündük. Kaleye çıkınca seyredeceğimiz şehirde de olağan üstü bir güzelliğin olmadığı da aşikârdı.

Kale, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra 40 yıllık Rus hâkimiyetinde tahribatlara uğramış, orijinal özelliğini ve kullanımını yitirmiş. Kale ışıklandırılmış gece görünümü etkileyici. 10 dakika fotoğraf çekilme zamanı verildi rehberimiz tarafından.

 

Anlatılanlara göre 2006 yılında bu meydana bir heykel dikilmiş, adına özgürlük heykeli deniliyormuş. Belediye başkanından veto yemesine rağmen dikilmiş heykel. 2011 yılında zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Kars’ı ziyaret etmiş ve o heykele “ucube” yakıştırmasını yapmış. “Hasan Harakânî'nin türbesinin yanına bir ucube koymuşlar, garip bir şey dikmişler. Oradaki tüm vakıf eserlerinin, o sanatkârane eserlerin olduğu yerde böyle bir şeyin olması düşünülemez. Konuyla ilgili olarak belediye başkanımız görevini süratle yerine getirecektir. Bunu süratle bekliyoruz. İnşallah ilk gelişimizde bunu da göreceğiz. O bölgeyi de gayet güzel bir park hâline belediye getirecektir.”  O heykel daha sonra oradan kaldırılmış. İyi de kaldırılmış. Yani o doku ile o heykelin ne alakası varsa… Geçtiğimiz senelerde yaptığımız gezilerde bu türden paradoksları yaşamıştık. Yabancısı değiliz tarihi dokuların katledilmesinin.

 

Kafkas Gecesi

Kafkas gecesine başka bir araçla gittik. Şoför oldukça hürmetkâr birisi. Ayaküstü birkaç kelam ettik kendisiyle. Daha çok Kars ile ilgili konuştuk. Etnik yapı, belediye seçimi ve sonrasında kayyum atanması gibi konular. Şoför bana PKK sempatizanı gibi geldi bana. Seçimle gelen Kars belediye başkanı görevden alınmış ve yerine Kayyum atanmış. Bu durum ona göre demokratik bir uygulama değil. Ona göre Kürt halkı baskılanıyor. Ancak hürriyetlerine kavuşmalarına az bir zaman kalmış. Altılı masa seçimi kazanacak, Erdoğan gidecek ve beklenen hürriyete kavuşulacak.  Bunun için az bir zaman kalmıştı… Bu konular öyle ayaküstü konuşulacak konu değildi ama şoför öyle arkası arkasına cümleler kurmaya başlayınca ben sadece dinlemek durumunda kaldım. Arkadaşlarımız otobüste yerlerini alınca Emin düdüğü çaldı. Öbür gün oturup konuşacak ve kahve içecektik o şoförle ama o iş nasip olmadı.

Kafkas gecesi bir anlamda sıra gecesi gibi, ancak sıra gecesinin performansı bir başka. Davul, zurna, türkü, halay, çiğ köfte, çay… Her şey var orada. Kafkas gecesinde, patlamış mısır ve içecek olarak kaçak çay var. Müzik ise tamamen farklı, adı Kafkas gecesi zaten. Atışmalar, solo türküler ve Kafkas dansları, oldukça etkileyici, bizlerin günlük yaşamında olmayan türden müzikler ve oyunlar bunlar. Etkileyici elbet. Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’i canlandırdık gözümüzde. Yıllar var ki, böylesine bir Kafkas performansı izlememiştim. Dansçı kızlar yürümüyordu sanki havada uçuyorlardı. O giysileriyle birlikte sanki melekler gibiydiler. Erkek dansçılar ise daha bir canlıydılar. Dünyaya meydan okuyor gibiydiler. Kalpakları, çizmeleri giysileri asaletin simgesiydi. Giriş ücretli. 150 TL.  Arzu Hanım türkülerini okudu istek de aldı. Âşıklar da atışmalarıyla bizleri güldürmesini bildiler. Âşıklar da yöresel giysilerle sahne alsalardı daha anlamlı olacaktı. Günlük kıyafetlerle sahne almaları gölgede kalmalarına vesile oldu. Oldukça hoş bir geceydi. Ancak, ikide bir sanatçıların önümüze şapkalarını koymaları bizleri rahatsız etti. Gerçekten rahatsız etti. İşi dilenciliğe döktüler. Belli ki onlar kazançlarını aldıkları bağıştan sağlıyorlar, onu bilemiyorum. Ancak sanatçısını dilenci durumuna getiren bir millet hangi değeri üretecek ki. Şapkaya para koyduk koymasına da, yapılan işi de yadırgadık. Ağız tadıyla bir gece geçirelim dedik o da olmadı işte. Anladığımız kadarıyla mekân sahibi bilet paralarıyla kendi giderlerini karşılıyor. Sanatçılara da dilencilik yapmak kalıyor. Saat 11.00’ de otele döndük. Ertesi günü sabah 08 de hareket. Emel açıklamasını yaptı. Geç kalana 10 TL. ceza kesilecek.

Devam edecek…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları