DİUSBURG’TA BİRİNCİ GÜN

31.10.2022 19:41
İçim kıpır kıpır, değişik duygular oynayıp duruyor:
Pandemiden sonra ilk yurt dışı gezim, Almanya’nın Diusburg kentineydi.
Kaçıncı kez gidiyorum şimdi; bilmiyorum.
Onca yurt dışına gidip gelmiş olan, oradan buraya neredeyse adım atmadık yer bırakmayan ben; sanki ilk kez yurt dışına çıkıyormuş gibi heyecan yapıyorum:
Bu heyecanın nedeni ne?
İçimdeki ses yanıtını veriyor:
Özlemle oluşan garip duyguların etkisi… Bu duyguların yarattığı heyecan.
Oysa neler yaptık geçmişte neler?
Hele ki Almanya’da, ta Kuzey’de Kiel’den, Siegen’ler’e kadar; Würzburg’dan, Laipzigler’e kadar… Nerelerde ve kimlerle! Dressen’i, Berlin’i, Hamburg’u, Hannover’i, Bremen’i, Köln’ü, Dortmund’u; ve daha akla gelmedik nereleri; nasıl sayayım ki?
Örneğin eğitim semineri vermiştim dört yıl kadar önce, ADD Diusburg’ta.
40’a yakın katılımcı vardı; üç gün boyunca Atatürk’ü anlatmıştım.
Aman ne coşkuydu o zaman yaşadığımız, ne coşku!
Daha önceden tanıdığım, saygı duyduğum Dursun Arı gibi öğretmenlerimizin yanı sıra; Hüseyin Ural gibi o dönem ADD başkanı olan değerli arkadaşımız, sonra hep “Kardeşim” dediğim Muhterem Kurt, Bülent ve Orhan Beyler; hem iki öteki Hüseyin daha; Hüseyin Çınar, Hüseyin Özkan…
Daha kimler kimler…
Hele ki hep gördükçe, insan soyu bu kadar güzelmiş işte diyeceğiniz Sema Çiğdem; sevgili Kemale Hanım, Ayşe Hanım, Nazan Hanım; Nazan Hanım’ın annesi ve babası…
Şimdi aradan onca zaman geçtikten sonra onlarla yeniden karşılaşacak olmanın heyecanını insan ister istemez duyuyor.
Bilmiyorum; sizler nasılsınız; ama ben bir yerden ayrılırken hep hüzün hissederim; yüreğim ezilir, içim boşluğa sürüklenir; adeta boğazım düğümlenir…
Ancak yıllar sonra oraya yeniden gitmek de heyecanlandırır…
İşte 29 ekim dolayısıyla düzenlenecek etkinlikte cumhuriyeti anlatma görevi almıştım.
İzmir’den havalandık, Düsseldorf’ta indik.
Karşımda kardeşim ve hep azıcık yaş farkından dolayı “Ağabey” dediğim Hüseyin Ural ile kardeşimden de öte saydığım ve konuşurken hep “Paşam” dediğim Muhterem’i havaalanında karşımda görünce çok heyecanlandım.
Ha sadece onlar gelmemişti!
Bir de Boby…
Hüseyin ağbinin köpeği, küçük Boby’cik.
O’nu ilk tanıdığımda henüz bir yaşında bile değildi. Diusburg’ta parklarda gezdirmiştim o zamanlar; aradan belki beş altı yıl geçmiş; ve şimdi küçük Boby de beni karşılıyor, iyi mi?
Sevincim şundan; hem Hüseyin ağbi, hem kardeşim Muhterem rahatsızlık geçirmişlerdi. İkisi de toparlanmış, iyice kendilerine gelmişler; dipdiri karşımdalar…
O kadar mutlu oldum ki?
Sevinç içinde kalktık, önce Diusburg’un dünyaca ünlü Thesen Firmasına ait, şimdi bir müze haline getirilen demir fabrikasının olduğu yere gittik.
Burayı gezi alanı yapmışlar; meraklıları gelip, bir zamanlar madeni eritip nasıl demir külçe yapıldığını fabrikayı gezerek görüyorlar.
Çevresinde kafeler ve gezinti alanları var:
Oturduk, kahvelerimizi içtik.
Sonra kalktık, Diusburg ADD’nin lokaline gittik.
Kimler yok, kimler:
Adlarını hiç unutmadıklarım; adını unutup da yüzünü belelğimden silip atamadığın nice yüzler; yürekler…
Boy boy, sıra sıra.
Kimisi koşup geliyor, yanaklarımdan öpüyor; kimisi kucaklıyor:
Ha bir de yeni yüzler var aralarında; ADD saflarında yer almışlar, her biri gönül ehli:
Hay Maşallah!
Ve Sezai Dursun Arı hocamız da orada.
ADD’nin ilk kurucu kişiliklerinden ve başkanlarından biri.
Bir kültür abidesi.
Her zaman sohbetinden zevk aldığım, büyük saygı duyduğum bir insan:
Oradan buradan konuşuyoruz.
Yanımızda Sacit Bey var; bizimle ilgileniyor; kibar mı kibar; bir bey…
Ve o akşam ayrılıyor, Hüseyin Ağbi’nin (Ural) evine gidiyoruz:
Hüseyin abilerde kalıyorum; bir evde değil, sanki gönül dergahındayım.
Konuşuyoruz elbette; Nazım Hikmet’i, Şevket Süreyya’yı, Hasan İzzettin Dinamo’yu; Orhan Kemal’i ele alıyoruz; arada Serteller’in, Niyazi Berkezler’in adları geçiyor, anımsadığım kadarıyla.
Boby tam bir şarlatan:
Ne güldürüyor bizi, ne:
Sevdiği bir bezden oyuncak ayı, oradan alıp oraya taşıyor; oraya buraya savuruyor; yetinmiyor fırlıyor gelip ayaklarınıza dolanıyor:
Boncuk boncuk gözleri, dikip dikkatli biçimde size bakıyor.
Ah ki ne ah!!
Keşke hayatta hep böyle tatlar, renkler ve izler olsa!
Düşmanlıklar, kıskançlıklar; iki yüzlülükler olmasa…
Her şey gönülden gönüle olsa da; insan soyu bu değerler üzerinde yücelse.
İşte lambalar söndü:
Bir odada yapayalnızım.
Karanlıkla boğuşuyorum; ha uyudum, ha uyuyacağım:
Ama biliyorum ki ilk kez gelip gördüğüm bu ev, sanki benim evim.
Huzur içinde hissediyorum kendimi ve gözlerimi usulca kapıyorum.
Prof. Dr. Kemal Arı
Diusburg, 28 Ekim 2022

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları