BİR SEMPOZYUMUN ARDINDAN: TÜRK’E TÜRK PROPAGANDASI

22.10.2019 11:45

-Panelist olarak Berlin’e Gelen Katolik Kilisesi Papazları, Türklere ne Kadar Misafirperver Olduklarını Anlattılar-

Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir. Bilhassa son bir asırdan beri tahtaya bir çivi çakmışlığımız yoktur. Çalışıyoruz, gayretimiz var, buna rağmen netice elde edemiyorsak kusuru kendimizde aramalıyız. Bu kusurların ilk sırasına liyakat sorunu yazabiliriz. İkinci sırasına sorumluluk anlayışımızdaki sorumsuzluk yazabiliriz. Üçüncü sıraya da hainlik yazabiliriz. Üçüncü sırayı dışarda bırakacak olursak ilk iki sıraya yazılanlar Türk insanından çok uzakta değildir. Akraba kayırmacılığı, yandaş edinme konusundaki hevesimiz bizim vusulsüzlüğümüze sebep olan zaaflarımızdır. Bir makama getirilen kişi kifayetsiz bir muhteris ise büyük sıkıntılara sebep oluyor. Her şeyi bilen cinsinden bir yetkili oluveriyor birdenbire. İstişare etmek, tecrübe sahiplerini dinlemek gibi pozitif yaklaşımları olmuyor bu makam sahiplerinin. Bu kifayetsiz muhterisler etraflarına birkaç da şakşakçı bulunca her yaptıkları fazilet oluyor.

Geçtiğimiz hafta bir panele davet edildim. Sevgili Sinan Kaplan davet etti beni. ‘Çok kültürlülüğün önemi: Ülkeler için zenginlik ve demokrasi sınavı’ konulu bir panel. Sinan Kaplan’a” Çok anlamlı bir panel olduğu için katılacağım.” diye cevap verdim. Zamanından önce davet edilen adresteydim. Benim gibi önceden gelen davetliler de vardı, onlarla ayaküstü sohbet ettik. Konu, Türkiye’nin, sınırlarını korumak amacıyla, uluslararası hukuktan kaynaklanan hakkını kullanarak Suriye topraklarına girmesi, ‘Barış Pınarı’ harekâtı…

Sonra, salona geçtik. Salonda sadece Türkler vardı. Almanlar yoktu. Tepegöz ile duvara yansıtılan bilgilerde ‘Ev sahibinin Bülent Bilgin’, ‘Moderatörün Serdar Sezen’ olduğunu öğreniyoruz. Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UID) başkanı ve yardımcısı. Salona girerken aldığımız kitapçıkta da yazıyordu bu isimler. Özenle hazırlanmış bir kitapçık. Panelistlerden ikisi Türkiye Katolikleri Kilisesi adına panele katılıyorlar; Dr. Rinaldo Marmara ve François Yakan. Birisi de Türkiye Süryani Kilisesi adına panele katılıyor; Saliba Özmen. Panelistin birisi de Muhammed Akar; AK Parti Diyarbakır eski milletvekili, Kürt politikacı diye takdim ediliyor. Kürt politikacı diye sıfatlandırılmasını garipsedim.

Türkiye Cumhuriyeti Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın da gelince program başladı. Sinan Kaplan spikerlik yaptı. Kürsüye ilk olarak Bülent Bilgin davet edildi. Ev sahibi olarak 20 dakika konuştu. Daha sonra moderatör kürsüye davet edildi o da, bir o kadar konuştu, sanki moderatör değil de panelist gibi bilgiler verdi. Büyükelçi Ali Kemal Aydın da selamlama konuşması için kürsüyü teşrif etti. Panelistler bu konuşmalardan sonra yerlerini aldılar. Süryani papaz gelmemişti.

Format olarak panele benzemiyordu, sempozyum ve açık oturuma da benzemiyordu. Herhalde Türk usulü bir panel formatı geliştirilmiş olmalı diye düşündük.

Bülent bilgin, Almanca konuştu. Gerekçe olarak da gittikleri ülkelerde o ülke lisanıyla konuşmayı tercih ediyorlarmış. Serdar Sezen de. Davetlilerin hepsinin Türk olmasına rağmen Almanca konuşmak kompleksten kaynaklanan bir uygulama olsa gerek. Güven zaafı. Almanlara yaranmak amacına yönelik gereksiz bir kuruntu. Kimliksizliktir de diyebiliriz.

Bir taraftan Türkçe kursları açılması için gayret sarf ediliyor, öbür taraftan sadece Türklerin davetli olarak katıldığı panellerde bile Almanca konuşuluyor. Anlayan varsa beri gelsin. Ayağımıza kurşun sıkıyoruz.

Neden Almanlar buraya davet edilmedi şeklindeki soruya Serdar Sezen “davet ettik ama gelmediler” diye cevap verdi. Her seferinde aynı mazeret, davet ediyoruz gelmiyorlar deniliyor, o zaman onları bu tür toplantılara getirmek için neler gerekiyorsa önce o yapılmalıdır. Mesela; Almanya’da programlar düzenleyecek ve Almanları da o programlara getirebilecek profesyonel bir ekip kurulmalıdır. Liyakat sahibi bir ekip.  Bu çalışmaları onlar yapmalıdır. Program sorumlusu olan kişiler de gidip panellerini yapmalıdırlar.

Panelistler Türkiye’de yaşıyorlar. Konuşmalarında da Türklerin, Müslümanların misafirperverliklerinden bahsettiler. Hasan Harakani’den ve Mevlana’dan alıntılarla konuşmalarını güçlendirdiler. Türklere Türkleri anlattılar yani. Türk’e Türk propagandası.  “Siz çok iyi insanlarsınız, kapınıza gelenleri boş çevirmezsiniz, hoşgörü sahibisiniz, merhametlisiniz” … Evet biz öyleyiz, bunları da zaten biliyoruz. Bu anlatılanlar Almanlara anlatılması gereken malumatlar. Maalesef hep kendimiz çalıyor kendimiz oynuyoruz.

Panelistler, “siz bu anlattıklarınızı kendi cemaatinize de anlatıyor musunuz?” şeklindeki soruya cevap vermemeyi tercih ettiler. “Kendilerine güzel sıfatları atfettiğiniz gönül adamları Müslüman olan kişilerdir. Kilisenin gönül adamlarından aktarma yapmanız daha doğru olmaz mıydı?” şeklindeki soru da cevapsız kaldı. Onların veremediği cevabı Muhammed Akar onlar adına vermeye çalıştı. Zevahiri kurtarabilmek için boşuna yapılan bir çaba.

Bu toplantılar için yüklü bir bütçe ayrılmış olmalı. 6 kişilik bir ekip. Uçak, konaklama, yeme- içme, salon ve reklam masrafları. Panelistlere de para veriliyordur diye düşünüyorum.

Ankara, “Gidin Almanya’ya, İngiltere’ye, Avusturya’ya, Fransa’ya…; oradaki Türklere misafirperver olduklarını hatırlatın bunu da Hristiyan din adamlarına yaptırın dediyse yapılan gaz almaktan ibaret bir çalışmadır, ki; Ankara ayıp etmiştir.

Gidin oralardaki yerli halkı Türkiye’de yaşayan Hristiyan din adamları tarafından bilgilendirin, Türklerin, Müslümanların, Avrupa’da anlatılanlar gibi olmadıklarını anlatın Avrupalı Hristiyanlara. Avrupa’da camiler kundaklanıyor, bakınız bizim yaşadığımız Türkiye’de Kiliseler kundaklanmıyor, insanlar diri diri yakılmıyor, gidin bunları anlatın onlara denildiyse doğru yapılmıştır. Ben ekibin ikincisini anlatmak üzere görevlendirildiğini sanıyorum.

Ankara’ya konu ile ilgili raporlar yazılacaktır, konferansa katılanlar Almanlar mı olacak yoksa Türkler mi olacak merak ediyorum. Yazıktır, günahtır.

Allah bilir bunlar gelecek seçimlerde daha önce örneğini gördüğümüz üzere vekil olarak Ankara’ya da giderler.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları