BİR NEREDEN NEREYE DAHA

30.12.2022 12:42

Çocukluğumdan beri kartpostal biriktirip koleksiyon yapardım. Koca bir karton kutu dolusu olmuştu. Bu evime taşındığımda, kitaplıklarımdan birinin alt dolabına öylece koymuştum. O günden beri de orada duruyordu. Bir resim gerekli oldu ama bir türlü bulamıyordum. Belki onların arasına karışmıştır diye o kutuyu çıkardım ama yaşadığım günden kopup öylesine gerilere gittim, öylesine anılarda dolaştım ki... Sadece yılbaşları ve bayramda gönderilenler değil, doğduğumda anne ve babama gelen kutlama telgraf ve kartlarından tutun da, ziyarete gelip gittikten sonra gördükleri misafirperverlik için gönderilen teşekkür kartları, hastalıklarda şifa dileyen kartlar, doğum günü kartları, sınıf geçmeler, mezuniyetler…

Meğer bir iki kişi de olsa, adını ya da soy adını unuttuklarım bile varmış, hatta var olduklarını... Şu an küs ya da mesafeli olduklarımın bazılarıyla, bir zamanlar can ciğermişim. Canımızı bile verebilirmişiz birbirimize... Özlermişiz birbirimizi, hem de öyle böyle değil… Çok ama çok severmişiz birbirimizi ki bazılarından nefret bile ediyorum şu an. Onlardan kim bilir kaçı da beni sevmiyor ve nefret ediyordur şimdilerde, adımı unutanlar, hatırlamayanlar da vardır mutlaka...

Ama genelde güzel anılarmış, çok güzel arkadaşlarım, akrabalarım varmış… Onlarla olan tüm güzel günleri, bayramları, yılbaşı akşamlarını o günkü güzelliğiyle tekrar tekrar yaşadım her bir kartpostalda…

Ne yazık ki cep telefonları kullanılmaya başlandığından bu yana o güzel çiçekli böcekli, allı pullu kartpostallar kullanılmaz oldu malumunuz… O nedenle de zamane çocuklarının kartpostallar ve tebrikleşmelerden haberi yok. Dolayısıyla da ne yazılır, nasıl yazılır, o kartpostalı yazarken ya da postacı ulaştırdığında duyulan heyecanlardan, mutluluklardan da haberdar değiller…

İlk önce torunum geldi aklıma… Yanlarında olduğum her yıl başında, çam ağacının altına hediyesiyle birlikte zarf içinde iyi temennilerimizi dile getirdiğimiz birer tebrik kartı da koyardık anne babasıyla birlikte… Salgın nedeniyle birkaç yıldır olduğu gibi, bu yıl da yanlarına gidemeyeceğim, ona hediyesi yanı sıra bir yılbaşı kartı da göndermeliyim. Çocuk eve, adına bir zarf gelişinin hayreti ve sevincini yaşasın… O güzel resimli kartpostalın keyfiyle ve heyecanla okusun yazdıklarımı diye heveslenip heyecanlandım…

Ardından da, bu yılbaşı tüm tanıdıklarıma, hayatta kalan akrabalarıma, arkadaşlarıma kart atarak onlara nostalji yaşatmayı arzuladım… Bu arzuyla daha da bir heyecanlandım…

İlk işim kırtasiyeciye gitmek oldu. Gerçi artık o adetler kalmadığından, kartpostal bulabileceğimden pek umutlu değildim, hele de o pullu, kar manzaralı falan olanlarından hiç ümitli değildim ama belki diye umutluydu bir yanım da. Çünkü Antalya'ya epey çok yabancı yerleşmişti; belki onlar kullanır diye bulunduranlar vardır umuduyla kırtasiyecileri dolaşa dolaşa, sonunda buldum ama sadece birkaç farklı şekilde Noel babalı az miktarda kart vardı. O pullu olanlardan ise hiç yoktu. Varsın olsun dedim kendi kendime, hepsine onlardan alayım ben de ama o da ne, en ucuzunun tanesi 20 TL. Şöyle bir kabaca hesapladım ki mümkün değil, bunların bir de zarf ve posta masrafı vardı ki onlar kaç liraydı onu bilmiyordum bile henüz… Ruhumda oluşan bütün heyecanlar, bütün güzellikler, hazlar, sevinçler bir anda yer ile yeksan oldu!..

Yok mümkün değildi ki zaten okuyup atacaktı pek çoğu, belki de garipseyip güleceklerdi de… Üstelik eminim ki epeycesi benim kadar duygusal ve kıymet bilir de değildi. Kim değer verip saklardı ki benim gibi yıllarca?

Torunum pek çok konuda bana benziyor, sevinir, mutlu olur, kıymet bilir, saklardı anı olarak. Emindim de, en son gidişimde yeni aldığım telefon ve diz üstü bilgisayarım için, “Ben ölünce, bunları sen kullan…” dediğimde, “Kullanmam ben, kıyamam, saklarım hatıra olarak” demişti.

O nedenle hepsinden vazgeçip sadece torunuma şirin bir kartpostal alarak üzüntüyle döndüm evime…

Ertesi gün torunuma yazdığım kartı postaya vermeye gittiğimde ise, daha da şaşkınlık içinde kaldım. Posta ücreti 30 TL'ydi. Sanki her bir kartpostalı ayrıca gönderiyorlardı!.. Her gönderilen yere, tüm kartlar, mektuplar ki artık mektup da yok; bir çuvala doldurulup gönderilmiyor muydu? Her birinden 30’ar TL!.. Fiyata ve kâra bakar mısınız? Herkes vatandaşı bir şekilde tavuk gibi yolmanın yolunu bulmuş… Her kurumu şirketleştirir gelirini de varlık fonuna devrederseniz olacağı bu!.. Para lazım tabii. Onca harcamanın, onca müsrifliğin boşalttığı hazineyi, her bir koldan vatandaşı soyarak doldurmak lâzım diye söylenerek, sinirle döndüm evime yine…

Küfretmeyi de küfredeni de sevmem, bela okumayı da, o nedenle her zaman olduğu gibi dilimin ucuna gelen tüm bedduaları geri yutmak zorunda kaldım… Dillendiremedim ama yüreğimde önce ben diye ağzımdan çıkmak için, birbirleriyle savaşımlarına da engel olamadım…

Hediyeleşmelerden, hediye alıp vermenin zevkinden mahrum kalışın buruk acısını epey bir süredir yaşıyorduk zaten ama küçücük bir hoşluk, küçücük bir mutluluk yaşamamızı bile engelleyenler için yüreğimde savaşan sözcüklerden hangisini sayhalayacağıma karar veremedim hâlâ…

Hediye vermeyi de, almayı da çok severim ama vermeyi daha ziyade… Çünkü hediye vermenin zevki de, hazzı da beni almaktan ziyadesiyle mutlu kılar… Oysa artık bırakın hediye vermeyi, bir kartpostal bile alıp gönderemiyoruz sevdiklerimize…

Çok üzgünüm… Mecburen buradan kuru kuru ama tüm kalbimle ve en güzel duygularla hepinizin yeni yılını kutlamakla yetinmek zorundayım…

Gelen yıl ve daha sonrakilerin hepimize sağlık, huzur, barış, adalet ve güzellikler sarmalında bir ülke ve dünya getirmesini dilerim…

Hepinize selam ve saygımla…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları