LVM Fikret Odağ

AVRUPA BİRLİĞİ ERDOĞAN´A GÜVEN DUYAR MI?

02.12.2020 22:25

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa’da görüyor, geleceğimizi AB ile kurmayı tasavvur ediyoruz.” diyerek, 10 Aralık’ta yapılacak AB zirve toplantısında, Türkiye’ye yönelik yaptırımların önünü kesmek istiyor. Bu amaçla da Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın’ı görüşmeler için Brüksel’e gönderiyor. Yabancı sermayenin Türkiye’ye yeniden güven duyması için de, hukuk ve yargıda reformlar yapılacağını açıklıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa’da görüyor, geleceğimizi AB ile kurmayı tasavvur ediyoruz.” diyerek, 10 Aralık’ta yapılacak AB zirve toplantısında, Türkiye’ye yönelik yaptırımların önünü kesmek istiyor. Bu amaçla da Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın’ı görüşmeler için Brüksel’e gönderiyor. Yabancı sermayenin Türkiye’ye yeniden güven duyması için de, hukuk ve yargıda reformlar yapılacağını açıklıyor.

“Ülkemiz artık şahlanış dönemine giriyor” diyerek de, büyük ekonomik krize karşın,  kendi seçmenini bir kere daha politikasına güvenmeye çağırıyor. Farklı gerekçelerle, Erdoğan’ın bu söylemine inanan seçmenlerin olduğunu biliyoruz. Bunu en açık biçimiyle Berat Albayrak dile getirerek; “Cumhurbaşkanımız Ay’a 4 şeritli yol yapacağım dese inanacak seçmenimiz var demişti. Bu tür seçmenleri anlaşılan yaşanan gerçekler bile ikna edemiyor.

18 yıldır Türkiye’yi tek başına yöneten bu iktidarın, ülkenin başta ekonomiyi nasıl bir çıkmaza getirdiğini veriler açıkça belgeliyor. Merkez Bankası döviz rezervleri eksiyi gösteriyor. Uluslararası düzeyde faizler yüzde 0,25’e inmişken, Türkiye yüzde 7,5 faizle dış borçların karşılanması için ödünç para bulamıyor. Türk parası Dolar, Avro ve diğer paralar karşısında sürekli değer kaybına uğruyor. Türkiye’nin izlenen yanlış dış politikalar nedeniyle tam anlamıyla yalnızlığa itildiğini, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının, basın ve fikir özgürlüğünün uygulanırlıktan kaldırıldığını yaşıyoruz. Eğitim, Sağlık ve Tarım politikasında ülkenin inanılmaz bir açmaza sürüklediğini, kadın cinayetlerinin gün be gün artarak sürdüğünü yaşayarak görüyoruz. Dünya’da benzeri olmayan “Başkanlık Sisteminin” her türlü hesap verebilirlikten, denetim ve kontrolden uzak otoriter bir yapıya dönüştüğünü, Büyük Millet Meclisi’nin göstermelik konuma getirildiğini yine yaşayarak görmekteyiz. Yüksek Seçim Kurulu tarafından terörle ilişkilerinin olmadığı belirlenmiş olan seçilmiş Milletvekillerinin bu haklarının gasp edildiğine ve Belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyumla AKP yanlısı kişilerin atandığına tanık oluyoruz.

Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklara” karşı söylemlerle kurulan AKP’nin, 2003-2007 yıllarında bu alanlarda bazı başarılı önlemler almasına karşın, son 13 yılda giderek bu üç alanda da kuruluş amacının tam aksi uygulamaları görüyoruz. Yolsuzluğun yaygın hale geldiğini, yoksulluğun geniş kitleleri büyük geçim sıkıntısına soktuğunu ve keyfi yasakların basın-yayın kurumlarında Demokles’in Kılıcı konumuna geldiğini, Çin’in yanı sıra Dünyada en çok tutuklu gazetecilerin Türkiye’de olduğunu görüyoruz. Yargının tarafsız ve bağımsız olmadığını, Tür halkının yüzde 80’ninin bu nedenle yargıya güvenmediğini araştırmalar göstermektedir.

Erdoğan’ın Ağır Suçlamaları Unutulmamıştır

Cumhurbaşkanı Erdoğan öteden beri diş politikayı iç politikaya malzeme yapmaktadır. Oysa dış politikaya yönelik söylenen her sözün, izlenen her politikanın çok yönlü düşünülerek, bilimsel verilerle tartışılarak, konunun uzmanı diplomatlarla görüşülerek ve danışılarak söylenmesi ve yapılması gerekirdi.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’li bakanların seçim kampanyalarını Türkiye odaklı olarak yürütmeleri gerektiğini savunarak, “Dışarıdan sorun ithal etmek istemiyoruz”. Türk politikacılarının Hollanda’da seçim propagandası yapmasının, “kamu düzeni için tehdit oluşturacağını” söylemişti. Seçim propagandalarının üst düzey politikacılar tarafından yapılmasına Almanya’da bezer bir yaklaşım göstermişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Hollanda ve Almanya’yı “Nazi kalıntısı”  olmakla suçlamıştı. Bu iki ülkeye de yapılabilecek en büyük hakaret “Nazi” suçlamasıdır. Hitler iktidarı Dünya’da 55 milyon, Almanya’da 11 milyon insanın ölümüne neden oldu. Almanya’da Nazi görüşlerini savunan partiler yasaktır. Naziler Hollanda’da on-binlerce insanın ölümüne yol açmıştır. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan bu denli ağır bir suçlamanın, kolay kolay unutulmayacağının bilinmesi gerekir.

Batı Avrupa Ülke Yetkilileri Türkiye’yi Yakından İzliyor ve Biliyorlar

AB ülkeleri, Türkiye’nin yukarıda özetlediğim ekonomik, yasal ve hukuksal güvenceden yoksun durumunu, basın ve fikir özgürlüğüne yönelik kabul edilemez kısıtlamalarını ve tek kişi odaklı otoriter yönetim biçimini tüm ayrıntılarıyla biliyorlar. Bu nedenle de böyle bir yönetime güvenilemeyeceğini zaman zaman söylüyorlar. Bu ülkelerin Türkiye’de görevli Büyük Elçileri ve elçilik uzmanları, Türkiye’deki durumu yakından izleyerek, belli aralıklarla ülkelerinin yönetimlerine son derece ayrıntılı yazılı raporlar vermektedirler.

Öte yandan örneğin Almanya Parlamentosunda yüzlerce bilimsel uzman tarafından Dünya’daki değişik bölge ve ülkelerin ekonomik, siyasal ve toplumsal durumları araştırılmakta ve istendiğinde yönetime, milletvekillerine rapor olarak sunulmaktadır. Bu durumu birçok ülkeye yaptığım görev gezilerimden biliyorum. Seyahatler öncesi ben de Almanya Büyükelçiliğinin ve Parlamento bilim uzmanlarının raporlarını inceleyerek, gideceğimiz ülke hakkında ayrıntılı bilgi sahibi oluyordum. Ayrıca bu ülkelerin görsel ve yazılı medyaları da, Türkiye’deki durum ve Erdoğan’ın izlediği, günün koşullarına göre sürekli değişebilen siyasi çizgiyi de yakından izlemektedirler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ne ilişkin olarak değişken söylemlerini izliyorlar. 2016’da; “Eyy Avrupa Birliği sen yoluna, biz yolumuza.”  2017’de;  “bunların içinde Protestan var, Ortodoks var, ateist var, ama hepsi Katolik Vatikan’a gidiyor, çünkü bunlar tek millet, külahımıza anlatsınlar, bugünün hasta adamı Avrupa Birliği’dir.” Fransa üzerinden AB’ye 2020’de; “Siz gerçek manada faşistsiniz, siz Nazi’nin zincir halkasısınız.” “Avrupa Birliği’nin sonu geldi.” (Y. Özdil, 25.11.2020).

Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyeliği ve Kuzey Kıbrıs konusunda gerçekten de dürüst olmayan politikalarında eleştirilecek bir dizi haklı gerekçe vardır. Ben de bu eleştirilerimi Almanca yazılarımda yayınladım. Ancak Cumhurbaşkanı kimliğiyle bu tür eleştirilerin yapılması, ülke yararına olamaz. Bu nedenle 10 Aralıkta AB ile yapılacak görüşmelerde, bu açıklamalar ve Türkiye’nin yukarıda özetlenen gerçekleri göz önünde bulundurulacaktır.

 

Prof. Dr. Hakkı Keskin

Siyaset Bilimci

Almanya Parlamentosu eski Milletvekili

#

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Haberler