LVM Fikret Odağ

ATATÜRKÇÜLÜK BİR DÜŞ MÜ?

12.11.2020 18:37

Atatürkçülükten kasıt ne? O günleri olduğu gibi bugüne taşımak mı? Bu olanaksız… Geçmiş bugündedir; bugün de yarında olacak… Ancak, geçmişte olup biten…

Atatürkçülükten kasıt ne?
O günleri olduğu gibi bugüne taşımak mı?
Bu olanaksız…
Geçmiş bugündedir; bugün de yarında olacak…
Ancak, geçmişte olup biten şeyleri hiçbir zaman bugüne taşımak olanaklı değildir.
Dün dünde yaşandı ve bitti…
O biten şey değişerek, farklılaşarak, yeni özler ve nitelikler alarak bugüne geldi.
Bugün olanın içinde o eski olan var…
Ancak başka şeyler de var…
Pekâlâ, Atatürkçülük yaşanmış ve bitmiş bir şey midir?
Önemli olan da budur.
Açıkça söyleyelim:
Atatürk, hiçbir zaman “Kemalizm” dediği öğretiyi belli bir zaman dilimine hapsolup kalacak bir dizge olarak görmedi…
Tam tersine; onun çağdaşı olan öteki öğretilerden en temel farkı zaten onun değişen koşullara ayak uyduracak; ancak özünden ve temel niteliklerinden de bir şey yitirmeyecek bir ülküydü Kemalizm…
Yani Atatürkçülük…
Her şey değiştiğine göre, Kemalizm’in özü ve temel nitelikleri de değişmez mi?
Değişir, kuşkusuz.
Döneme ayak uydurabilmesi için bu değişme gereklidir de.
Ancak değişme, yozlaşma ve erimeye doğru değil; aklın, ahlakın, bilimin ve temel insani değerlerin özüyle koşut olursa anlamlıdır.
İşte Atatürkçülük de öyle.
O’nun değişmezleri vardır. Ancak o değişmezlerin tanımı, elbette değişen koşullara göre yeniden yapılabilir.
Örnek mi?
Tam bağımsızlık…
Bu özün, insanın ve toplumun onuruna en uygun bir özdür demek yanlış mıdır?
Her onurlu birey ve toplum, tam bağımsızlıktan yanadır.
Örneğin, ulus kavramını önemsemeyip, ulusal ordunuzu ona buna peşkeş çekemezsiniz. O ordu öncelikle ulusun ordusudur… Onun varlığı ulus için en büyük güvencedir.
Ancak, bugünün dünyasında ulusların gerek ekonomik, kültürel, toplumsal ve siyasal ilişkilerde kendi sınırları içine kapanıp kalamaz…
Tam tersine bu kapalılık, bir siyasal topluluğun ve bunu siyaset olarak güden devletin sonu da olabilir. Bu yadsınamaz.
O halde bir dengeden söz edilebilir.
Dışa açılım ve başka ülkelerle ilişkiler, ulusun varlığını tehlikeye düşürecek kayıplar yaratmamalıdır.
Görülüyor ki zamanın koşullarına göre yeniden yorumlanmaları gerekse de, belli bir denge ve özden uzaklaşmak büyük bir varlık sorununa dönüşebilir.
O halde şunu söylemek olanaklı:
O dünde kalmış bir düş değil, bugünün karanlıklar içinde çırpınıp duran toplumuna hala yol gösteren gür bir meşaledir.
O meşalenin ışığı akıl ve bilimdir.
Bireye ve topluma bir özgüven veren yoğun bir aidiyet duygusudur.
Tam bağımsızlık ve özgürlükçülüktür. O, çağın verilerine ayak uydurabilen, dinamik; ancak insanın ve insanlığın ortak değerlerine de ters düşmeyen; geri kalmış bir toplumu çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı amaçlayan çağdaş bir öğretidir.
Toplum ve ülke için en yararlı, çağdaş; aklın ve bilimin en son verilerini gündelik ve genel yaşama uyarlayabilme yetisidir.
Atatürkçülüğü başka bir yere koyup, çağın çöplüğüne çoktan yuvarlanmış ideolojilerle karşılaştıranlar fena halde yanılıyor:
Çünkü O, Türk Ulusu’nun gelişme, geri kalmışlığı aşma, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma; bunun için de aklı ve bilimi, dolayısıyla laik yaşam biçimini öngören ilerici bir damarıdır.
Bu damara bugün de bu toplumun çok ihtiyacı var.

#

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Haberler