ALMANYA’DA VE TÜRKİYE’DE İZ BIRAKANLAR- 2

29.03.2021 22:38

ALMANYA’DA ve TÜRKİYE’DE İZ BIRAKANLAR- 2:  PROF. DR. ÜNAL AKPINAR

Prof. Dr. ÜNAL AKPINAR: KÖY SEYİRLİK OYUNU BOZKIR DİRLİĞİ’NDEN EVRENSEL SEYİRLİK OYUNLARA …

3 Şubat 2020 tarihinde İstanbul’da Tiyatro Gazetesi’nin 6’ncı “Anadolu Tiyatro Ödülleri“ Töreni’nde OYÇED (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) Onur Ödülünü alan Prof. Dr. Ünal Akpınar yeni Tiyatro oyunları yazmaya devam ediyor.

Geçen Yazımızda Prof. Dr. Ünal Akpınar’ın bilim insanı olarak Almanya’da yaptığı çalışmalarının bir bölümünü okuyucularla paylaşmıştım. Bu yazımda ise Akpınar’ın bilim insanı kişiliğinin yanında, çocukluk ve gençlik yıllarında başlayan ve peşini bir türlü bırakmayan Tiyatro sevdasını, serüvenini ve yapıtlarını sizlerle paylaşacağım.  Onun 1950’li yılların sonlarında arkadaşları ile birlikte oluşturdukları Tiyatro Grubunda kendi oyunlarını oynadılar. Onun özgün eşsiz güzel Türkçesi ile yazdığı 10 oyun, 4 ayrı KİTAPTA TOPLU OYUNLARI olarak Dramatik Yayınları tarafından yayımlanarak tiyatro severlerle ve okuyuculara sunuldu.    

Bu Tiyatro yapıtlarıyla Anadolu Kültür mozaiğinden süzülerek gelen Köy Seyirlik Oyunlarını, çağdaşlaştırarak yazdığı BOZKIR DİRLİĞİ’nden son oyununa kadar işleyerek sürdürüyor. Sürekli gelişim içindeki geleneksel Anadolu tiyatrosunda kök salmış sevgi, kardeşlik, eşitlik, özgürlük, adalet, dayanışma, katılımcılık, emeğin yüceliği ve demokrasi gibi… insanlığın binlerce yılda elde ettiği kazanımların temel taşlarını döşeyerek Evrensel Tiyatro’ya katkı sağlıyor. Bunu yaparken evrenin oluşumundan bu yana insanlığın ve tüm varlıkların yaşadıkları: Güçlü-güçsüz, ezen - ezilen, buyurgan - buyurulan, yöneten - yönetilen, sömüren - sömürülen, varlıklı - yoksul, egemen-tutsak, etken – edilgen, kıyan - kıyılan, bağımlı - bağımsız, küresel – yerel ilişkileri arasındaki devingen diyalektik etkileşimi de yansıtmayı ihmal etmiyor. 

Ünal Akpınar, ilk oyunlarından Bozkır Dirliği tiyatro oyunuyla başladığı, köy seyirlik oyunlarının, çağdaş tiyatromuzun temelini oluşturan önemli ögelerinden biri olduğu görüşüne büyük katkı sağlıyor. Hatta bununla da kalmayıp, aynı zamanda “Türk Tiyatrosu’nun Anadolu topraklarında benzer uygulamaların yapıldığı yıllara, yani Tanzimat sonrası yıllara değil, Anadolu’da binlerce yıl yaşanmış halkların kültürlerinden süzülerek gelen birikime dayandığı gerçeğini ortaya koyuyor.  “Bozkır Dirliği” Türk Tiyatrosu’nun ayaklarının, Anadolu’da binlerce yıllık yaşanmışlıkları söz, müzik, mimiklerle yansıtması ve göstermesi bakımından bir ilki oluşturuyor. Nurhan Karadağ’ın yönetmenliğini yaptığı ve Berlin Tiyatrom oyuncularının oynadığı bu oyunu 1987 yılında Berlin’de izledim. Oyunun arı, yalın bir dili oluşunun yanında, Türkçe bilmeyen seyircinin bile mimik, akustik ve optik olarak algılayabileceği sağlam bir tiyatro yapısı olduğunu yabancı izleyicilerle ayırdına vardım. İnsanın doğa ilişkisinden, sosyal bakımdan zayıf olan insanlarla egemen güçler arasındaki çelişkili ilişkilere ve tartışmalara varan ve de bu ilişkileri derinleştiren bir yapıya sahip oyundu izlediğim (Akpınar Toplu Oyunlar III, Bozkır Dirliği Saray Önü: 2018, 65).  Bozkır Dirliği ile ilgili Prof. Dr. Sevda Şener şunları söylüyor: Bozkır Dirliği’nde köy seyirlik kalıpları ile dramatik tiyatro kalıplarının birlikte kullanılması ilginç bir deneyimdir. Gerçeğin oyuna, oyunun gerçeğe dönüştürülmesi ile yeni tatlar üretilmiştir. Bu bakımdan Bozkır Dirliği geleneksel halk tiyatro malzemelerinden yola çıkılarak çağdaş ve önemli sorulara yer veren oyunların kotarılabileceğini gösteren önemli bir çalışma olmuştur.” (Akpınar Toplu Oyunlar II, Adını Siz Koyun: 2018, 103). Ayrıca Bozkır Dirliği’nin Türkiye’de yazılan ekolojik anlamda ilk oyun olduğunu da burada belirtelim.

ADINI SİZ KOYUN

Akpınar’ın Bozkır Dirliği ile başlayan ve toplumların, dünyanın en can alıcı sorunlarını irdeleyen ve durumlarını deşen, izleyicileri güldürürken, düşündüren Toplu Oyunlar kitaplarında yer alan Saray Önünde ve Adını Siz Koyun oyunlarıyla sürdürdüğü çalışmalarına yeni oyunlarını katıyor.

Toplu Oyunlar – 2’de yayınlanan ADINI SİZ KOYUN oyunun sahneye nasıl koyulacağı ve oynanması gerektiği konusu ile ilgili şunları yazıyor Ünal Akpınar: “Tüm geleneksel tiyatro türlerimizi temel alan bu oyunda yeni bir anlatış biçemi bulmaya çalıştım. Perde kullanılması zor ya da olanaksız durumlarda, sözgelimi açık alanlarda, Biri perde varmış gibi davranır. Biri perdeyi açar gibi yapınca, bölmedeki arkası dönük oyuncular birden yüzlerini izleyicilere döner. Biri perdeyi kapıyor gibi yapınca da oyuncular arkalarını izleyicilere çevirir. Bu ve buna benzer yakıştırmalarla perdenin açılma ve kapanması anıştırılabilir. Perdeler oyun yerini dörde bölemeyince, bu işlevi gerideki değişik konum ve biçimlerdeki panolar görür. Gerektiğinde, resim ve yazıların görüntüleri panolara düşürülür. Resim ve yazılar toycadır. Görsel çekicilikleri vardır.”

“Oyun "sulandırılma"dan, orta oyunu ustaları gibi ölçülü, tartılı oynanmalıdır.”

Ünal Akpınar, her oyununda yurdumuzun ve yerküremizin karşı karşıya kaldıkları sorunları işleyerek, tiyatronun, sanatın insanları düşündürerek ve aynı zamanda güldürerek onları çözümlere ortak etmeye, yönelimlerini olumlu yönde kullanmalarına ışık tutuyor. Bunu yaparken yerel kültürel değerleri yadsımadan ve bunları önemli ögeler olarak oyun kahramanlarına içselleştirerek evrensel bir tiyatro anlayışına ulaşmaya çalışıyor.

Bozkır Dirliği oyununda büyük bir başarıyla uygulayan Akpınar, Adını Siz Koyun oyunuyla çağımızın çok önemli sorunlarına el atarak işlemeye ve tartışmaya devam ediyor.

1980’li yılların sonunda Sovyetler Birliği önderliğindeki sosyalist ve komünist blokun çökmesi ile ABD önderliğindeki Emperyalist ve kapitalist blokun, kendisini KÜRESELLEŞME, KÜRESELLEŞTİRME ADIYLA ŞİRİN GÖSTEREREK ULUSLAR VE ÜLKELER ÜSTÜ EMPERYALİST TEKELLERLE gelişmekte olan ülkeleri ve eski sosyalist, komünist ülkelerin bir bölümünü BOYUNDURUKLARI ALTINA ALMAYA başladılar. Bunu yapmak için de ESKİ SOSYALİST VE KOMUNİST ÜLKELERİN YERİNİ ALACAK YENİ BİR DÜŞMAN BULUNMASI VE BUNA KARŞI SÖZDE MÜCADELE EDİLMESİ GEREKİYORDU. İŞTE TAM BU yıllarda “KÜLTÜRLER SAVAŞI” ADI ALTINDA SAMUEL P. HUNTİNGTON yardımlarına yetişecek teoriye ortaya attı. Başta eski sosyalist ülkeler olmak üzere tüm gelişmekte olan ülkelerde etnik milliyetçilik, mikro milliyetçilik, mezhep ve tarikat, cemaat kışkırtıcılığı gibi konuları kaşıdılar. Söz konusu ülkelerde de bunları kullanacak ortaklar buldular. Birçok ülkedeki insanları birbirlerine karşı kışkırtarak, emek, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet savaşımı verenleri baskı altına alarak, o ülkelerdeki zengin yeraltı kaynaklarına, madenlerine, petrole ve su kaynaklarına v.s. el koydular.  Ve acımasız bir şekilde halkları mezhep ve etnik kimlikleri, aidiyetlikleri ve farklılıklarını abartılı bir şekilde kullanarak ve silahlandırarak birbirlerine kırdırdılar.

Yalnızca bununla da kalmadılar: gelişmekte olan ülkelerdeki iktidarları değiştirerek dış politikadan iç politikaya, tarım politikasından, çevre politikalarına el koyarak ya da etkileyerek, o ülkeleri kendi ürünlerine bağımlı hale getirecek GDO’lu ürünlere mahkûm etmeye çalıştılar. Bunlara KARŞI GELEN ÜLKELERİN, DEVLETLERİN LİDERLERİNİ ASKERİ DARBELERLE DEVİREREK sömürülerini sürdürdüler. 

İşte Ünal Akpınar, ADINI SİZ KOYUN OYUNUNDA BU KONULARI yine eşsiz güzel bir dil ve biçemle İŞLİYOR. Varsıl kuzey ülkeleri ile yoksul güney ülkeleri arasındaki sömürü mekanizmasının nasıl işlediğini oyuncularına söyleterek, bunu tiyatro izleyicisiyle birlikte paylaşarak ve zaman zaman onları da oyunun içine girmelerini sağlayarak vermeye çalışıyor. Bunu yaparken Tiyatroyu bir siyasal görüşün propaganda aracı olarak değil, dünya da olup biten gerçekliği, realiteyi, bireylerin ve halkların, hatta ulusların çektikleri acıları tiyatronun olanak ve sınırları içerisinde dengeyi bozmadan yansıtarak izleyicinin kafasına yerleştirmeye çalışıyor. Aynı şekilde bu böl – yönet - sömür anlayışına karşı gelmeleri için insanları düşünmeye ve birleşmeye yönlendiriyor.

Prof Dr. Hasan ERKEK, “Ünal Akpınar’ın ADINI SİZ KOYUN adlı oyununu zevkle okudum. Köyden, köy seyirliklerinden hareketle yazmış olduğu bir küreselleşme ve vahşi kapitalizm güldürüsü. Gelenekselden evrensele uzanan bir çizgide. Dili nefis. Sahne estetiği içinde yeni öneriler var oyunda… Okumayanlara salık veririm. Ünal Beyi kutluyor nice yeni yapıtlar yazmasını diliyorum.” diye yazıyor.

OYUN BOZAN

Ünal Akpınar, Toplu Oyunlar - I-‘deki Art Arda Gösteriler ve Çarpıtma adlı oyunlarıyla eşsiz bir tiyatro dilinin yanında, içerik ve biçim yenilikleriyle tiyatromuza doyulmaz tatlar kattığı bu uğraşını, Toplu Oyunlar IV’te yer alan Oyun Bozan ve Fısıltı adlı oyunlarıyla kendine özgün bir tiyatro dili ve yenilikleriyle devam ediyor. Oyun Bozan adlı oyununda AKPINAR, vahşi kapitalizmin insanları genel olarak kimliksiz, kişiliksiz yalnızca bireysel çıkarlarını düşünen yaratıklara çevirdiğini; birey olmaktan çıkartıp birer nesne, meta haline getirdiğini; geleneksel dayanışmacı aile yapısını çökerterek bunun yerini şefkatsiz, sevgisiz ana babaların aşağılık, iğrenç istek ve eylemlerini sergiliyor.  

Oyun, onlarca kimlik “giyimgiyitlerinin” sahnenin ortasına atılarak neredeyse çırılçıplak oyuncuların birbirleri ile yarışarak giyebildikleri kimlikleriyle başlıyor. Bu sahnede kimlik giysisini bulmada geciktiği için çıplak kalan kişi özgür kaldığı için seviniyor. Çıplak soğuğa karşı, özgürlüğünün onu hep ısıttığını duyumsuyor. Şatafatlı ve yapay yaşamlarını sürdürebilmek için entrikalar çeviren “giyimgiytlerden” ana ve baba, kumar düşkünü Alzheimer beybabanın mal varlığına konmalarını; bu durumu korumak için babayı korumakla görevlendirdikleri eski bir emekli emniyet müdürünün ek gelir elde etmek için nelere katlandığını; organ nakline gereksinimi olan çocuklarına, hizmetçilerinin çocuğunun canı pahasına organlarının aktarılmasını isteyen ana babayı; bunu özendikleri aç gözlü sonradan görme efendilerine benzemek için kabul eden evlat ve insan sevgisinden yoksun ana babanın trajik hayallerini; egemenlerin siyasal kültürü ile çatışan bir doktora tezi konusu seçtiği için üniversiteden dışlanan bir etnoloğu ve sürüp giden tüm bu “kimlik giyimgiyitlilerin” oyunlarının, düzenini böyle sürüp gitmesine  karşı OYUN BOZAN cesur izleyicinin yürekli çıkışını anlatıyor.

OYÇED 2020 YILI ONUR ÖDÜLÜNE PROF. DR. ÜNAL AKPINAR’A

Dünyanın korona salgınına karşı savaşım verdiği bu aylarda Akpınar’ın oyunlarını okumak ve dünyada ne gibi entrikaların emperyalist odaklar tarafından döndürüldüğünü kavramak için çok yararlı olacaktır. Hatta korona salgınını bahane edip halkları ve gelişmekte olan ülkelerin hangi ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlarla karşı karşıya getirileceklerini düşünmek istemiyoruz. Keşke bir an önce şu korona salgınından kurtulabilsek ve Akpınar’ın oyunlarını da çeşitli Tiyatro grupları sahneye koysa… Dünya halklarına ve Türkiye halkının gideceği yolun aydınlatılmasını sağlamaya devam etse… 

6’ncı “Anadolu Tiyatro Ödülleri” kapsamında OYÇED (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği’nin) Onur Ödülü Ünal Akpınar’a aşağıdaki kararla verilmiştir: “Sayın Ünal Akpınar birbirinden değerli oyun metinleri yazarak ülke tiyatrosuna çok değerli katkılarınız gözlemlenmiş, bu nedenle size OYÇED ONUR ÖDÜLÜ verme kararı alınmıştır.”  (https://www.dailyarts.net/6-anadolu-tiyatro-odulleri-sahiplerini-buldu/).

Biz burada Akpınar’ın aynı zamanda özgün ve eşsiz Türkçe ile oyunlarını bir ince kuyumcu ustası titizliğiyle işleyerek dilimize kazandırdığı yüzlerce yeni sözcükle Türkçeyi varsıllaştırdığını özellikle belirtiyor, kendisine teşekkür ediyoruz.

Prof. Dr. Ünal Akpınar’ı kutluyor, Tiyatromuza daha nice güzel oyunlarını Türkiye’mizin binlerce yılı aşan kültür birikiminden süzülerek AKAN PINARLARINDAN damıtmasına devam etmesini diliyoruz.

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları