AFGANİSTAN'DA KADININ ADI YOK BAŞÖRTÜMÜ ARKAMDA BIRAKTIM

28.08.2021 20:03

„Umut ‘sihirli güçte’ değil laiklikte...“ diyor ve ekliyor İranlı kadın hakları savunucusu Shohreh Bayat;

“Bu bizim kaderimiz ve bunu kendimiz yazmalıyız.”

Taliban yönetimine geçen Afganistan’da kadınların can güvenlikleri yok. Şeriat yasalarının yaşama geçirildiği ülkede kadınlar üzerindeki insanlık dışı baskı inanılmaz ve kabul edilemez boyutlarda.

Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahit;

“Güvenlik güçlerimiz kadınlarla muhatap olma konusunda eğitim almamıştı, bazıları kadınlarla nasıl konuşulacağını bilmiyor.” gerekçesiyle çalışan kadınların “geçici bir süre” evden çıkmamalarını öneriyor.

Tel dolapta yalancı dolma...

Afgan kadınların içine düşürüldükleri bu güvensiz durumun asıl sorumlularıysa, yirmi yıl önce Afganistan’a girerken kadınları özgürleştirme sözü veren, arkalarında panik, kargaşa ve kaos bırakarak Afganistan’ı Taliban’a teslim eden, başta ABD ve yardakçıları emperyalist, sömürgeci güçlerdir hiç kuşkusuz.

Sayın Bayat; “Sizden iğreniyorum, bu ikiyüzlülüğünüzün farkındayım.” diyerek asıl suçluların maskesini indirmekle kalmıyor, kralın cısçıplak resmini de seriyor gözlerimizin önüne.

Kadının adı salt Afganistan'da değil, Ortadoğu’da, Güney Asya’da, Afrika'da terör estiren köktendinci örgütlerin at koşturdukları tüm ülkelerde yok ne yazıktır ki.

Türkiye’de, Fas’ta, Endonezya’da da durum budur.

İslami coğrafyadaki feministler laiklikle kadın hak ve özgürlükleri arasındaki sıkı ilişkinin farkındalar. Ortadoğu Kadın Konferansı’nın da başlıca gündemi laiklik oldu bu nedenle.

İslam dünyasında kadınlar ülkelerinde laik düzenin gerçekleşmesi savaşımındalar.

İran’ın kuzeyinde Rasht şehrinde yaşayan ve daha sonra güvenlik kaygısıyla ülkesinden ayrılmak zorunda kalan, yaşamını satranç oynayarak sürdüren, FIDE satranç ustası, aynı zamanda profesyonel kategori A Uluslararası Hakemi ve Dünya Kadınlar Satranç Şampiyonası’nın Başhakemi Shohreh Bayat , hakemlik yaptığı bir şampiyonadan sonra İngiltere’de bir sığınmacı olarak yaşıyor ve kadın için özgürlük mücadelesinin laiklikten geçtiğini söylüyor.

İran İslam Cumhuriyeti'nde yönetimin kadınlara ikinci sınıf vatandaş gibi davrandığına dikkat çekiyor, İran’da kadınların İslami yasalara göre yaşamaktan etkilendiği çok sayıda alan olduğunu, ayrımcılığın en dikkat çeken yönlerini şöyle anlatıyor Bayat:

“Kendilerine yönelik aile içi şiddet, ne giyeceğini seçememe, boşanamama, izinsiz seyahat edememe veya evlenememe, baba ya da eş yasal vasiliği ile yaşamak zorunda kalma... İran rejiminin ihmal ettiği kadın hakları listesi çok kabarık ama; bisiklete binmek ya da bir futbol maçı izlemek için stadyumlara gitmek gibi en basit şeylere bile izin verilmemesi, rejimin kadınların yaşamının her alanına ne kadar acınası bir şekilde müdahale ettiğini gösteriyor.”

Kadının yasalarla, ayrımcılığı yaşamadığı tek anın bile olmadığını, bu yüzden çok incindiğini ve acı çektiğini dile getiriyor Bayat ve ekliyor;

“Yaşadıklarımdan hangisinin beni diğerinden daha fazla incittiğini söylemem zor. Ama hiç unutamadığım anlardan biri, çocukken komşumuzun kocası onu dövdüğü için evimize koştuğu sahneydi. Bir yetişkin olarak bir kadının evimize koştuğunu ve bir hafta bizimle kaldığını hatırlıyorum çünkü kocasından kaçıyordu ve hiçbir hakkı yoktu.”

Şöyle devam ediyor:

“Çin’deki Dünya Kadınlar Satranç Şampiyonası’nda başhakem olduğumda, İran rejiminin zorunlu bir kuralı olduğu için hala saçımı örtmek zorundaydım. İran’dan kilometrelerce uzakta hâlâ başörtümün yeterince iyi olmadığı ve saçımı daha çok kapatmam gerektiği konusunda beni taciz ediyorlardı. Bir tavır alıp başörtümü daha da gevşek takmaya karar verdim, sonra beni kınadılar ve benden genel bir özür mektubu yazmamı ve başörtüsünü övmemi istediler. Ama benim başörtüsünü övmem, onların prangalarını öven bir köle gibi olurdu. Bu yüzden kendim ve İran’da zorunlu başörtüsünden muzdarip milyonlarca kadın için bir tavır almaya karar verdim. Başörtümü arkamda bırakıp kararlılık ve memnuniyetle dünyaya yeniden başladım.“

Afganistan’da kadının adı Taliban'dan önce de yoktu işin gerçeği.

Taliban'la durum çok daha korkunç boyutlara ulaşacak, kadınlar açısından.

Kadınlar her ülkede nüfusun yarısıdır ve kadınları aşağı çekerek sağlıklı bir ülke olmak söz konusu olamaz.

Emperyalistlerin İslam topraklarındaki özgürlük sözleri boştur. Bu sözler o ülkelerde salt kadınlar için değil, ülke nüfusunun tamamı için düş kırıklığından başka bir anlama gelmez.

Umutları onlara bağlamak, yardımı onlardan beklemek için insanın aklını peynir, ekmekle yemiş olması gerekir.

İnsanlar geleceklerini, canlarının ve mallarının güvenliğini sağlama işini kendi ellerine almadıkça çıkamazlar bu cendereden.

Uygarca yaşamanın olmazsa olamazıdır bu.

Korkmamak gerekir.

Korkulması gereken insana insanca yaşamayı yasaklayan karayobaz düzeni değildir.

Korkulması gereken korkmaktır.

Korkmaktan korkulmalıdır.

Çünkü; cesaretini kaybeden her şeyini kaybeder.

Bir olamadan, diri olamadan kurtulmak olanaksızdır bu çağdışı anlayıştan.

Pablo Neruda bir şiirinde;

“Yavaş yavaş ölürler,

Alışkanlıklarına esir olanlar,

Her gün aynı yolları yürüyenler,

Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler...” diyor.

Kurtuluş cesarette ve direnmededir.

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları