ADLİ YIL AÇILIŞI

13.09.2021 00:47

Yargıtay Başkanı olarak 1 Mart 1966 ile 1 Mayıs 1969 tarihleri arasında görev yapan İmran Öktem (1904-1969), 7 Eylül 1967 tarihinde yeni adli yıl açılış konuşmasıyla unutulmazlar arasında onurlu yerini almıştır.

Ülkemizde 1961 Anayasası’nın getirdiği haklarla sol kültürün yükseldiği, buna karşın 1965 yılında iktidara gelen Adalet Partisi’nin dincilere taviz veren tutumunun toplumda tepkilere neden olduğu günlerde yapılan bu önemli konuşma, bugün de geçerliliğini korumaktadır. O dönemin mahkemelerinin Said Nursi hareketine yönelik kararlarını anımsatarak yaptığı konuşmanın özeti şöyledir: “Said Nursi'ye göre Atatürk idaresi dehşetli bir ahir zamandır. Dinsizlik, komünistlik, ifsat komitelerinin faaliyet yıllarıdır. Devrim kanunları muvakkattir ve Hıristiyan kanunlarıdır. Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir. Devlet, İslâm esaslarına göre kurulmalıdır. Müslümanlara Kur'an dışında bir Anayasa lâzım değildir. Said Nursi milliyete ve milliyetçilik fikrine düşmandır. Milliyetçilik İslâm birliğine manidir. Bu yol ile Bolşevizme ve Sosyalizme karşı mücadele edilemez. Bunlarla ancak İslâm ümmetçiliği mücadele edebilir…

Türkiye'de bir İslâm Devleti ve hilâfet rejimi kurmak, Türk Milleti'ni dini esaslara dayanan bir hukuk düzenine sokmak isteyen ve bunun için gizli ve açık çalışan mistik hezeyan halindeki bir avuç meczup, ruh hastası veya dini, kazanç metaı haline getirmiş kimseler, saf ve cahil yurttaşın en temiz varlığını, itikadını, imanını geçim vasıtası yapmış olan bezirganlar -o bezirganlar ki, dinin emrettiğini yerine getirmezler, yasak ettiklerini gizli gizli yaparlar ve fakat dindar görünürler- evet bunlar ve bir takım hurafeleri dini esaslar gibi göstermeye kalkan ve bu suretle halkı uyuşturan kökü dışarıdaki yurt düşmanları daima hüsrana uğrayacaklardır..”

İmran Öktem, irticaya değinen o ünlü konuşmasında, Voltaire'den alıntılar yaparak, “Tanrıyı da insan yaratmıştır” söylemiyle, iktidarın himayesindeki dincilerden tepki almış ve sağcı basın tarafından eleştirilmişti. İktidarın din sömürüsü yaptığı söylemleri, dinci çevrelerde tepkilere yol açmıştı.

İmran Öktem, 1 Mayıs 1969 Perşembe günü hayata gözlerini yumdu. 3 Mayıs Cumartesi günü Ankara Maltepe Camisinde yapılan cenaze töreninde, çoğunluğunu çember sakallı dinci kişilerin oluşturduğu bir kalabalık “Allahsızların namazı kılınmaz” diyerek, cenaze namazının kılınmasını engellemeye çalıştılar. Bazıları tabutun yakınına kadar gelerek “yuh” çekmeğe başladılar. İmam Ali Güran cenaze namazını kıldırmadı ve imamlar cenaze namazını kıldırmamak için direnişe geçtiler. Camide namazı kıldıracak imam bulunamamıştı. Cenaze namazı için imam arandığı sırada CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, CHP il başkanı Rauf Kandemir’e namaz kılınmadan camiden ayrılmayacağını söylemiş ve olduğu yerde beklemeye başlamıştı. İsmet İnönü’nün ısrarına karşın namazı kıldıracak imam bulunamamış, bunun üzerine namazı, Adalet eski bakanı Abdullah Pulat Gözübüyük’ün (1912-1991) ilahiyatçı ve avukat ağabeyi kıldırmıştı.

Namaz bittikten sonra da protestolar devam etmiş ve saldırganlar arasında kalan İsmet İnönü’yü korumak amacıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığı Topçu Dairesi Başkan Vekili Tuğgeneral Nabi Alpartun tabancasını çekmiş, “bu memleketin sahibi var” diyerek İsmet Paşa’ya yol açmıştı. “Yuh” sesleri arasında omuzlara alınan tabut, Maltepe pazarı, Necatibey Caddesi üzerinden Sıhhiye Orduevi önüne getirilmiş ve Zafer Anıtı önünde İmran Öktem için iki dakikalık saygı duruşu yapılmıştı. Burada, 27 Mayıs Milli Devrim Derneği’nden Taylan Benli yaptığı konuşmada; “Bugünkü olayları yaratanlar Derviş Vahdettin’in torunları, Said Nursi’nin çömezleridir, onlara çanak tutan yöneticilerdir. Biz Ulusal Kurtuluş savaşını verecek olan devrimciler, Atatürk’ün huzurunda onlara layık oldukları dersi veriyoruz ve vereceğiz” demiştir.

Mezarlıkta yapılan törende Ankara 4. Sulh Hukuk hâkimi Celal Erdoğan; “Bugünkü hadiseler ilerici aydın kişilerle, gericilerin hadisesidir” şeklinde konuşma yapmış ve cenaze toprağa verilmiştir. Mezar başında da protestolar devam etmişti. İsmet İnönü olaylar hakkında, “Her manasıyla kesin ölçüde bir 31 Mart Vakası’dır” derken, cenaze törenine katılmayan Başbakan Süleyman Demirel de “Hadise gayet üzücüdür” biçiminde konuşmuştu. Olayların ardından yakalanan 9 kişi ‘ölünün naaşına hakaret suçundan’ yargılanmak üzere tutuklanmış ve az ceza alarak salıverilmişlerdir. Cenaze namazını kıldırmayan imam için görevini suiistimal ettiği gerekçesiyle soruşturma açılmıştır.

Başbakan Süleyman Demirel, olayla ilgili TBMM’ye verilen soru önergesi üzerine yaptığı konuşmada, “olayların bir irtica hareketi olarak değerlendirilemeyeceğini” söylemiş ve İsmet İnönü’yü koruyan general için “hiç kimse kendisine verilmeyen bir görevi üstlenemez” diye tepki göstermişti.

İlerici güçler, gericilerin bu tepki ve eylemlerine anında yanıt verdiler. 7 Mayıs 1969 Çarşamba günü İmran Öktem'in cenaze törenini engellemek isteyenleri ve onları koruyanları protesto etmek için yürüyüş düzenlendi. Yargıtay binasından başlayan ve Anıtkabir’de sona eren bu büyük yürüyüşe, Yargıtay ve Danıştay ile birlikte İstanbul ve Ankara Üniversitelerinin öğretim üyeleri, öğrenciler ve halk katıldı.

Şimdi; 1 Eylül 2021 tarihinde yapılan adli yıl açılışını düşünelim. Yargıtay’ın yeni binasının ve adli yılın açılışının kuran okunarak yapılması, açıkça laik ve demokratik cumhuriyetimize karşı bir darbedir.  Eğer İmran Öktem’in konuşmasından gereken dersleri alabilseydik, bugün laiklik karşıtı eylemler yaşanmazdı. İşte ne yazık ki bugünlere böyle gelindi. Muhalefetin de laikliği korumak gibi bir görevi olmadığı anlaşılmaktadır. 1969 yılındaki cenaze töreninde CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün dik duruşu ile 2021 yılındaki adli yıl açılışında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ezikliği kıyaslanamaz bile.

Bu topraklarda ilericilerle gericilerin, devrimcilerle devrim karşıtlarının kavgası hiç bitmeyecektir. Gericiler, ortaçağ karanlığının sürmesini istemektedirler. İlericiler ise, Atatürk’ten aldığı ışığı daha da yükseltmek çabasındadırlar. Tarih bize, olayların sonunda hep aydınlıkların zaferini göstermektedir. Er ya da geç ülkemiz de aydınlığı tekrar yaşayacaktır.

 

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları