Araba ile Anadolu’yu bir baştan diğerine geçerken uğrağımız olan yerlerde durup soluklanırken farklı duygulara kapılıyoruz. Yurdun eşsiz güzelliğini, doğanın zenginliğini, tarihi değerlerini kucaklamamak, bunları ele geçirmek için defalarca yurdu işgal etmeye çalışan düşmanların varlığını unutmak mümkün değil.
Değerli olan her şeyin korunmaya ve kollanmaya ihtiyacı vardır. Bazen bu bir ağaçtır, kesilmemesi, sökülmemesi, bazen bir ormandır yakılmaması gereken…
Bazen bir veya birden fazla insandır, değerinin yitirilmemesi, fikirlerinin yok edilmemesi gereken…
İnsanlarda beyin ölümü diye bir şey vardır. Bu genellikle bedenin de ölümü ile gerçekleşir. Her ne kadar bazılarının beyni hiç yaşamadığı için onların beyin ölümlerinden haberleri bile olmaz.
Atatürk gibi bir milletin yaşamında kök salmış olanların, bilim adamlarının, felsefecilerin, peygamberlerin ve Anadolu erenlerinin özlü sözleri ve düşünceleri, dünya ile ilgili öğüt ve tavsiyeleri asla kaybolmaz. Unutulmaz. Olaylar karşısında hep hatırlanır ve ibret alınır.
Bandırmadan vapuru ile Karadeniz’in azgın havasında dalgaların nasıl aşıldığına hayret ediyoruz. Samsun’a çıktıktan sonra Atatürk’ün aldığı cesur kararları, yaptığı planları, onu gölgesi gibi takip ederek başarıya ulaşması için uğraşanları, vatan sevgisi ile birlikte dostluk ve arkadaşlık gösterenleri, ona yoldaş olanların karşı karşıya kaldıkları tehlikeleri düşünüyoruz. Başaramazlar ise vatan haini ilan edilip, en iyi ihtimal ile asılacaklarını bilerek ölümü göze almaları, önce dost görünenlerin daha sonra sırtlarını dönmelerinin ardındaki gerçekleri kabullenmek ne zor şeydir?
İzmir’e kadar normal şartlarda ulaşmanın zorluğu bugün bile geçerli iken, o günün şartlarında atlı ve yaya, ya da at arabaları ile ulaşmak, düşmanı kovmak için savaşta yer almak, Çanakkale’de yenilen düşmanı ikinci kez Anadolu’da mağlup etmek; her başarılı girişimden sonra çevresindeki şüphecileri zafere inandırarak çoğaltmak, madden yapılan fedakarlıkların yanı sıra manende kabullendirmek ne zor bir çabadır.
Açlığın, susuzluğun, kuraklığın, güneşin yakıcı sıcaklığını, yağmura-çamura katlanmanın zorluğunu, hangi çalılıktan düşman kuvvetlerin ateş açacağını bilmeden koşturmanın cesaretini şöyle bir hayal edin. Hayal edin ki, bugünler için, bizler için nelere katlanıldığını, ne fedakarlıklar yapıldığını anlayabilelim.
Geçtiğimiz yerlerde 19 Mayıs kutlamalarına hazırlık yapan öğrencilerin provalarına, bayram coşkusuna şahit olduk. Göğsümüz gururla kabardı. Bayram sabahı stadyumlarda belki öğrenci gösterileri yoktu ama, okullar dolu idi… Bu anlamlı günü sadece gençler değil, çocuklar bile kutlamak için birbirleri ile yarışıyorlardı. Kahvedeki ihtiyarlar “Stadyumda tören var mı?” Diye soruyorlardı. Bunlar bile, bu milletin alışkanlıklarından ödün vermeyeceği, kolayca unutamayacağı-unutturulamayacağı, öz benliğine işlemiş anılardı. Ünlü bir düşünürün dediği gibi anılar unutuldu zannedilse bile bir gün yeniden canlanırmış. Yeter ki Atatürk’ün işaret ettiği gibi, Milli sınırlarımız içinde, esir olmadan, herhangi bir cemiyete üye olmadan bağımsız ve hür yaşamaya devam edelim…
Hele, hele bizim gibi her 19 Mayıs’ta Ergin izcilerin Kazan-Anıtkabir arasında yaptıkları “Ataya bağlılık yürüyüşleri”ne katılmış yüzlerce çocuk ve gencin o günleri unutması imkansızdır. İzcilik ateşini söndürmeyen, içinde taşıyan ve her geçen gün Zümrüdü Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğacağına olan inancını taşıyan binlerce lider ve genç yaşarken…
Bekliyoruz.
19 Mayıslarda yine ay ile yıldızın gölgesinde uyuyup-uyanacağız, güneşi kucaklayacağız…
Hep birlikte…
Taner TÜMERDİRİM
ALMANYA
19 Mayıs 2026ALMANYA
19 Mayıs 2026ALMANYA
19 Mayıs 2026ALMANYA
19 Mayıs 2026ALMANYA
19 Mayıs 2026ALMANYA
19 Mayıs 2026ALMANYA
19 Mayıs 2026