Türkiye’nin yakın siyasi tarihi yalnızca darbelerin, yasakların ve baskıların tarihi değildir.
Aynı zamanda saf değiştirenlerin, suskunlaşanların, mücadele ağırlaşınca geri çekilenlerin de tarihidir.
1971’in zindanlarında, 1980’in işkencehanelerinden, 1990’ların faili meçhul karanlığından geçerken; kimi insanlar bedel ödedi, kimi insanlar sürgün yaşadı, kimi insanlar inançlarından ve düşüncelerinden vazgeçmedi.
O dönem mücadele sertleştiğinde havlu atıp ortadan kaybolanlar yıllar sonra, sular durulunca yeniden ortaya çıkarak kendilerini “aydın”, “kanaat önderi”, “Alevi düşünürü” ilan ettiler.
Dün mezhep temelli örgütlenmeleri küçümseyenler, bugün şehir şehir, ülke ülke dolaşıp Alevilik üzerine konferanslar veriyorlar.
Dün “kimlik siyaseti halkı böler” diyenler, bugün kimlikler üzerinden yeni kariyer alanları kuruyor.
Dün devrimci hareketin içinde eşitlikten, sınıf mücadelesinden söz edenler; bugün Aleviliği akademik kavramlarla süsleyerek yeni bir temsil makamı yaratmaya çalışıyor.
Mesele burada bitmiyor.
Alevilik üzerine bugün konuşanların önemli bir kısmı, Alevi halkının gerçek sorunlarından çok kendi ideolojik vitrinlerini büyütmekle meşguller.
Kimi “Alevileri ilericileştirmek” adına halkın inanç köklerini küçümsüyor.
Kimi Aleviliği devlete karşı konumlandırarak kendine politik alan açıyor.
Kimi ise Aleviliği Türk, Kürt ya da Arap kimliğine bağlama yarışına girerek kadim bir inancı etnik tartışmaların içine hapsetmeye çalışıyor.
Kral Marx’a göre:
Alevilik; yalnızca etnik bir aidiyet değildir.
Yalnızca politik bir duruş da değildir.
Alevilik, yüzyıllardır baskıya rağmen ayakta kalan bir kültürdür, bir yaşam felsefesidir, bir vicdan öğretisidir.
Onu günlük siyasetin dar hesaplarına sıkıştırmak; Alevi toplumuna yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.
Bugün Alevilerin ihtiyaç duyduğu ; kendini “önder” ilan ederek kariyer arayanları değil, halkın acısıyla bağ kurabilen samimi insanlardır.
Gerçek önderlik, mikrofonlardan yüksek cümleler kurmak değildir.
Gerçek önderlik; zor zamanlarda halkın yanında kalabilmektir.
Sivas yanarken susmayan, Maraş’ın hesabını unutmayan, Çorum’un acısını siyasal pazarlığa çevirmeyen insanlar bu toplumun gerçek hafızasıdır.
Alevi halkı kendi çevrelerinde, gösterişli kavramlarla konuşanları değil; bedel ödeyenleri, tutarlılık gösterenleri görmek istiyor.
Bugün bazı çevrelerin yaptığı gibi Aleviliği kişisel kariyer basamağına dönüştürmek, inanç üzerinden yeni hiyerarşiler kurmak, halk adına konuşup halktan kopmak; ne devrimciliktir ne de aydınlanmadır.
Mücadele günlerinde kaybolup, güvenli zamanlarda “önder” olarak ortaya çıkmak; tarih boyunca halkların en az güvendiği davranışlardan biri olmuştur.
Son olarak:
Fırtına zamanı ödlek, fırtına geçince yeşil başlı ördek olarak ortaya çıkanlar Alevi aydınları olamazlar. Onlar karanlıkta kanat çırpan yarasalardır.
Hadi hayırlısı…
ALMANYA
29 gün önceALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026ALMANYA
14 Mayıs 2026