CUMHURU OLMAYAN CUMHURİYET Mİ OLURMUŞ?

CUMHURU OLMAYAN CUMHURİYET Mİ OLURMUŞ?

ABONE OL
20:51 - 29/10/2025 20:51
CUMHURU OLMAYAN CUMHURİYET Mİ OLURMUŞ?
1

BEĞENDİM

ABONE OL
Kaplan
Best

29 Ekim geldi şehirler yine bayraklarla donatıldı, resmî törenlerde nutuklar atıldı, çocuklar okullarda marşlar söyledi. Ben ise yıllardır aynı sorunun etrafında dolaşıp duruyorum: Neyin bayramını kutluyoruz? Bu sorunun cevabını bilmeden bir şeyi kutlamak bana mantıklı gelmiyor. İçimden de gelmiyor bilmediğim bir şeyi kutlamak, alkışlamak. Bana göre önce “cumhur”a, yani bu ülkenin gerçek sahiplerine bakmak gerekiyor. Onlar ne istiyorlar?

Bir imparatorluğun yıkıntılarından doğdu bu devlet. 23 milyon kilometrekarelik bir coğrafyadan geriye 783.562 km² kaldı; rüzgâr sert esti bu doğru, ama bize yine de umut taşıyan bir yurt bıraktı. Peki sonra? Bu yurdun üzerinde bir ulus-devlet yükseldi ve adına “cumhuriyet” denildi. Kulağa hoş gelen bir söz cumhuriyet:

Cumhurun idaresidemek, yönetimde çoğunluğun, halkın söz sahibi olması demek. Fakat soruyorum: Cumhuru ötekileştirilmiş, dili, dini, musikisi ve hafızası budanmış, değerleri yok edilmiş bir toplumu yöneten idareye cumhuriyet mi denirmiş? Hadi ordan…

O cumhurun değerleri yok edildi. Alfabesi bir gecede değiştirildi; dedesinin mezar taşını okuyamayan torunlar oluştu. Din, anayasal kimlikten sökülürken, inançla devlet arasına kalın duvarlar örüldü. Yıllarca süren tek sesli bir idare —adı ne olursa olsun— cumhurun sesini kıstı. Senin bahsettiğin cumhuriyet kimin cumhuriyetidir, söyler misin?

Mızrak çuvala sığmayınca bir parti daha kuruldu. Bu sefer sandık başka bir kapı aralayınca, darbelerin gölgesinde idam sehpaları kuruldu; bir başbakan ve iki bakan idam edildi. Siz, hangi cumhuriyetten bahsediyorsunuz?

Ezan Türkçeleştirildi; camilerin minarelerinden yükselen ses, toplumun kulaklarına yabancılaştırıldı. Okullarda Türk musikisi yasaklandı; yüzlerce yıllık birikim “cumhurun diye, eskidi” diye bir kenara itildi.

Kur’an okumak, öğrenmek, öğretmek yasaklandı; dinle bağ kurmak bile fişlenme sebebi oldu.

Savunma sanayi konusunda üretmekten söz eden öncü girişimler “zamansız” ya da “sakıncalı” bulundu; göğe uzanacak kanatlar erken budandı, yollara düşecek otomobil tekerleri yerinden söküldü. Ticaret, medeni ve ceza hukukunda “yerli olan”ın sesi bastırıldı; müktesebatımız bir başka dünyanın; Almanya’nın, İsviçre’nin, İtalya’nın aynasında yeniden yazıldı. Senin bahsettiğin cumhuriyet kimin cumhuriyetidir söyler misin?

Cumhuriyetin “kazanımları” deniyor. Allah aşkına, biri bana söylesin: Nedir o kazanım dedikleri şey? Her on yılda bir yapılan darbeler mi? Bu darbelerle her defasında “cumhurun değerleri” biraz daha tırpanlanmadı mı, infaz edilmedi mi? Halkın iradesi “balans ayarı” yapıyoruz diye tankların paletlerinin altında ezilmedi mi? Düşünen, inanan, sorgulayan insan susturulmadı mı? Nedir bu kazanımlar bana söyler misiniz? Neyin cumhuriyetidir bu kutlanan?

Cumhur’u görmeyen, cumhurun inancını, dilini, musikisini, örfünü “gericilik” sayan bir düzenin bayramı mı olurmuş?

“Cumhur” hâlâ ortalıkta yoksa, “cumhuriyet” neyin nesidir?

Kutlamak isteyen elbette kutlasın; bu ülkede herkesin sevincine de acısın na da yer vardır.

Ama ben, yıkıntılar arasından yükselen bu yeni binanın harcına bakınca, gözüm yaşarıyor. Çünkü o harçta sökülmüş alfabenin harfleri, susturulmuş ezanın nefesi, müzikten mahrum bırakılmış çocukların yoksunluğu, darağaçlarının gölgesi var. Bunca acının üstünü konfetiyle örtemeyiz!

Bir bayram, ancak ortak hafızanın ortak sevincine dönüşebilirse bayramdır. Biz ise ortak acılarımızı bile paylaşamaz hâle geldik. “Cumhuriyet” diyorsak, önce cumhurun onurunu, inancını, dilini, kültürünü, emeğini baş tacı etmeliyiz. Devlet, tebaasından vatandaş çıkarırken vatandaşını kendine benzetmeye çalışmaz; onu kendi olduğu gibi kabul eder. Farklılıkları tehdit değil zenginlik sayar. Seçkinin değil, sıradan insanın hikâyesi kıymetlidir; çünkü cumhur onunla başlar.

O yüzden bugün bence sevinmekten önce düşünmek gerek. Geçmişin hatalarıyla yüzleşmeden, “yeni”yi yalnızca eskiyi yok sayarak, eskiye küfrederek kuramayız. Cumhuriyet, bir tabeladan ibaret kalmasın istiyorsak, o tabelanın altında gerçekten milletin nefesini duymalıyız. Cumhuru kaybettiğimiz yerden geri çağırmalıyız. Yasaklarla değil, özgürlüklerle; tek tiplikle değil, çoğulculukla; korkuyla değil, adaletle geri çağırmalıyız…

Belki o gün geldiğinde, 29 Ekim sabahı aynı soruyu kendime sormayacağım. Belki o gün, bu topraklarda kutlama ile yas birbirine karışmayacak; sevinç de, hüzün de hak ettiği yere oturacak.

O vakit, gerçekten hepimizin olan bir bayramı, içim sızlamadan, başım dik, kalbim ferah kutlayacağım. Çünkü cumhur yerini bulduğunda, cumhuriyet de nihayet adını hak etmiş olacak.

Şimdilik ben, kutlama ile yas arasında ince bir çizgide durmayı sürdürürken, bu ülkenin hakiki sahibinin sesi olsun diye aynı cümleyi tekrar ediyorum:

Cumhuru olmayanın cumhuriyeti olmaz. Cumhursuz cumhuriyet mi olurmuş…!

Rüştü KAM

Inal

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
Tüm Yorumlar (1)
  • Yılmaz Kaplan

    Suçlu Cumhuriyet mi?Türkiye’de bazı dindarlar, geri kalmış olmamızın suçunu, ısrarla Cumhuriyet rejimine bağlıyorlar. İlk gençlik yıllarımızda bize de bunlar çok anlatıldı. Cumhuriyet kurulurken yapılan İnkılaplara atıf yaparak “Batı araba motoru üretirken biz kıyafet inkılaplarıyla uğraşıyorduk” gibi cümleler kurmayı çok seviyorlar.Bu ve benzeri cümleler, özellikle Cumhuriyeti kötülemek isteyen bazı dindarların dilinde dolanıyor. Sosyal medyada bu tür videolar önüme düşünce, Batı’da bazı icatların tarihlerine baktım. İlk buharlı tren, ilk otomobil, ilk petrol şirketleri gibi 19 ve 20. Yüzyıl başlarında meydan gelen teknolojik gelişmelerin tarihini inceledim. Sadece bir kısmını buraya aldığım bu icatlar, Osmanlı döneminde yapıldı. Batı bu icatları yaparken Cumhuriyet rejimi yoktu. Bu esnada Osmanlı uleması neyle uğraşıyordu?1769: James Watt, gelişmiş bir buhar motoru üretti.1774: Georges Louis Lesage, elektrikli telgrafın patentini aldı.1775: Jacques Perrier, buhar motorlu bir gemi (vapur) üretti.1783: Benjamin Hanks, kendi kendini kuran kurmalı saati icat etti.1783: Montgolfier kardeşler, sıcak hava balonunu icat etti.1783 Henry Cort, çelik üretimi için çelik ruloyu üretti.1784: Andrew Meikle, harman makinesini üretti.1795: Francois Appert, gıda koruma amaçlı ilk kavanozu üretti.1796: Edward Jenner, çiçek aşısı üretti.1797: Henry Maudslay, hassas torna tezgahını üretti.1814: Joseph Nicéphore Niépce, ilk fotoğraf çeken kişi oldu.1819: René Laënnec, stetoskobu üretti.1825: William Sturgeon, elektromıknatısı icat etti.1830: Barthelemy Thimonnier, dikiş makinesini icat etti.1831: Cyrus McCormick, ilk başarılı biçerdöveri icat etti.1831: Michael Faraday, elektrikli dinamoyu icat etti.1834: Henry Blair, bir mısır ekme makinesinin patentini aldı.1835: Charles Babbage, mekanik bir hesap makinesi icat etti.1839: Kirkpatrick Macmillan, bir bisiklet icat etti.1851: Isaac Singer, kullanılabilen ilk dikiş makinesini icat etti.1858: Jean Lenoir, içten yanmalı motoru icat etti.1861: Elisha Otis, asansör emniyet frenlerini patentledi.1862: Richard Gatling, makineli tüfeği patentledi.1862: Alexander Parkes, ilk plastiği üretti.1866: Alfred Nobel, dinamiti icat etti.1876: Alexander Graham Bell, telefonun patentini aldı.1876: Nicolaus August Otto, ilk dört zamanlı içten yanmalı motoru üretti.1881: David Houston, kameralar için rulo filme patent aldı.1884: Lewis Edson Waterman, ilk pratik dolma kalemi üretti.1885: Karl Benz, içten yanmalı motorla desteklenen ilk otomobili üretti.1887: Emile Berliner, gramofonu icat etti.1888: Nikola Tesla, AC motor ve trafo icat etti.1892: Rudolf Diesel, dizel yakıt kullanan içten yanmalı bir motor üretti.1893: W.L. Judson, fermuarı icat etti.1895: Lumiere Kardeşler, taşınabilir bir kamera üretti.1895: John Thurman, motorlu süpürgenin patentini aldı.1901: İlk radyo dalgası başarıyla nakledildi.1902: Willis Carrier, klimayı icat etti.1904: Benjamin Holt, bir traktör üretti.1907: Auguste ve Louis Lumiere tarafından renkli fotoğraf icat edildi..1907: İlk helikopter üretildi.1911: Charles Franklin Kettering, motorlar için ilk elektrikli ateşleme sistemini üretti.1914: Garrett A. Morgan, gaz maskesini üretti.1916: Paslanmaz çelik Brearly Henry tarafından icat edildi.1919: Kısa radyo dalgası ve flip-flop icat edildi.Bu icat ve keşiflerin tamamı, Cumhuriyet kurulmadan önce yapıldı. Medrese eğitimi devam ediyor, harf inkılabı yapılmamış, kıyafet devrimi gündemde yok, Halife görevinin başında, Şeyhülislam fetva vermeye devam ediyor, Cumhuriyet ilan edilmemiş…Bu incelemeyi yapınca “Batı araba motoru üretirken biz kıyafet inkılaplarıyla uğraşıyorduk” diyenlere şu cevapları verdim; “Batı lokomotif yaparken bizimkiler hatim indirip dua ederek orduların zafer kazanacağını sanıyordu. Batı sanayi ürünlerini geliştirirken Osmanlı alimleri salavat zinciri oluşturmak gibi hurafelerle uğraşıyordular. Batı otomobil üretimine geçerken bizimkiler tespih çekmekle vakit geçiriyordu. Batı traktör üretimi yaparken Osmanlı medrese uleması Buhari hatimleri yapmakla meşgul oluyordular”.Geri kalmış olmamızın sebebi Cumhuriyet değil, çağın değişimine ayak uyduramamış olan yöneticiler, alimler ve eğitim sistemidir. Hurafeleri din gibi anlatan cahil mollalar, eğitim sisteminde yapılmak istenen her iyileştirmeye “Din elden gidiyor” diye karşı çıkmıştır. Savundukları eğitim sistemi “medrese eğitimi” modelidir. Medrese eğitimi ezber üzerine kurulu, gramer ve dilbilgisi kuralları ezberletmekten ibarettir. Bu medreselerde yıllarca okuyan gençler, meslek sahibi olamadıkları için, geçimini din ile sağlamak zorunda olan insanlara dönüşüyorlar. Bazıları hemen kendi medreselerini kurup, ezberlediklerini gençlere ezberleterek geçimlerini sürdürmeye çalışıyorlar.Fatih’in Torunları Çalışmamış!Fatih Sultan Mehmet’in, İstanbul surlarını yıkan topları herkesçe biliniyor. Bu toplar kendi döneminin en üstün teknolojisine sahip olduğu için fetih gerçekleşiyor. TUSAŞ Motor Sanayii A.Ş. (TEİ) Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit, Türkiye’nin yerli Motor serüvenini anlattığı konferansında, Fatih Sultan Mehmet’in döktüğü topları ve bu topların savaş meydanındaki önemini anlatırken, çok önemli birkaç ayrıntıdan bahsediyor.Konuşmasında Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u ‘Teknolojik üstünlük’ ile aldığını, Balkan fetihlerinin çoğunun bu teknolojik üstünlük sayesinde savaşılmadan gerçekleştiğini anlatıyor. Konuşmanın devamında, bu yazıma konu olan sözleri söylüyor;Peki sonra ne olmuş? Çanakkale’ye giderseniz görürsünüz, kapalı müzede de açıkta da görürsünüz, savaşta kullanılan toplar falan var. Bu toplar Osmanlı topu… Aradan kaç yıl geçmiş? İstanbul’un fethi üzerine nerdeyse 470 yıl geçmiş. (İstanbul’un fethinden Çanakkale savaşına kadar geçen süre kastediliyor.) Dört asırdan fazla bir zaman geçmiş. Top teknolojisinde Osmanlı’da en ufak bir gelişme yok. Hala bronz top kullanılıyor ve topun içinde ‘yiv’ yok. Hala gülle atıyor, taş atıyor. Komik değil mi? 450 yıldan fazla zaman geçmiş. Hiçbir şey yok!450 yılda Osmanlı ne yazık ki, genelde Müslümanlar özelde Osmanlı, teknoloji konusunda savunma teknolojisi konusunda hiçbir şey yapmamışlar. Kurtuluş savaşında dedelerimizin kullandığı toplar hep yabancı ülkelerden alınmış toplardır. Bir tane Osmanlı üretimi yok. Küçücük bir devlet olan Çekya’nın bile Skoda marka savaş topu var ama koca İmparatorluk Osmanlı’nın derde derman bir tane topu yok. Savaş esnasında düşmandan alabildiğimiz topları kullanmak zorunda kalmışlar. Bu kadar çok şehit vermiş olmamızın sebebinin bu geri kalmışlık olduğunu gençlerimize anlatılmıyor.Almanlardan yüksek fiyatlar ödeyerek almak zorunda kaldığımız toplardan bahsettiği bölümde, bu savaş toplarını kullanmayı bilen Alman subayların komutası altında savaşmak zorunda olduğumuzu anlatıyor. Osmanlı komutanlarının bu savaş toplarını kullanmayı bilmediğini, mermer gülle atmak dışında top kullanma becerilerinin olmadığını da anlatıyor.Bu gerçekleri öğrendikten sonra “Suçlu kim?” sorusuna hangi cevabı verirsiniz?Sait ÇAMLICAEğitimci Yazar28 Ekim 2024

    Yanıtla
    +0
    -0


HIZLI YORUM YAP

sendigital.us
sendigital.us