MUSTAFA KEMAL, SOL VE DEMOKRASİ

25.07.2021 13:14

Demokrasi eski yunanda yaklaşık 6 bin yıl önce doğdu. Halk anlamına gelen demos ile iktidar anlamına gelen kratos sözcüklerini birleşiminden ,,Demokrasi’’ kavramı doğar; Halk İktidarı demek.

Halk iktidarı demek ama, başlangıçta belli bir elit topluluk için uygulanır. Günümüze kadar halk için olması ve gelişmesi gereken bir yönetim biçimi olarak geçerliliğini korumaya devam ediyor.

Öyleyse, demokrasi olmadan toplum gelişmesi, ilerlemesi olası değildir ve doğal olarak da demokrasi ortaya çıktığı gibi durmuyor, toplumun gelişimine paralel olarak demokrasi de evrimleşiyor, gelişiyor.

Solun anladığı gerçek demokrasiye ulaşılamamış olması adaletsizliğin, eşitsizliğin, paylaşım haksızlığının olduğu sınıfsal çelişki yüzündendir.

Oligarşik, teokratik, otokrasiye dayalı rejimlerde demokrasi gelişmiyor, tam tersi geriliyor ve demokrasi kavramı iktidarların ağzında koca bir yalana dönüşüyor. İnsanlık bunun tecrübesini çok yaşamıştır, yaşamaya da devam ediyor. Bilinç oluşmamış toplumlarda, siyasal iktidarın gericilerce ele geçirilmesi çok da zor olmuyor; otoriter baskıcı bu tür iktidarların kullandıkları en etkili ve popülist yöntem: Yalan kullanma sanatı’’ olsa gerek. Bireyler defalarca tekrarlanan yalanlarla ve empoze edilen yanlış algı ile iktidarın zihniyetini savunan birer robot haline dönüştürülüyor, iktidarın yalanlarını savunur hale gelebiliyor. Bilimsel olmayan, sorgulamadığı şeyleri, biliyormuş gibi davranış içinde bulunmaya başlıyor biat ettirilmiş kitleler. Laik eğitim almadan yetiştirilmiş nesiller, laik toplum düzeni olmadan yaşayan kitleler baskıcı iktidarlarca kullanılırlar, sırtları sıvazlanır, kullandıkları oyun doğru olduğu, sözde ,,Milli İrade’’ ye uyduğu yalanı ile kandırılırlar. Oysa gerçek toplum iradesi ancak laik toplum düzeninde hakkettiği karşılığı bulur, gerçek demokratik iktidarların seçilmesi gerçekleşebilir. Laikliğin gerilediği batı toplumlarında da bu bağlamda demokratik yöntemlerin nasıl olabileceği tartışılıyor.

Ahmet Taner Kışlalı, günümüzün demokrasi gelişimini tanımlarken, tartışmanın iki sav üzerinden yürüdüğünü söyler:

1.Sav: Özgürlükler - kaçınılmaz olarak- paylaşımdaki haksızlıkların düzeltilmesi gibi bir sonuç verecektir. Çünkü demokrasilerde iktidarları belirleyen oy çoğunluğu silahı kitlelerin elindedir.

2.Sav: Hakça paylaşım olmadan, sınıfsal ayrıcalıklar ortadan kalkmadan ne gerçek anlamda demokrasi ne de özgürlük. Çünkü ekonomik gücü elinde bulunduranlar- kitle iletişim araçları dahil- toplumu yönlendirebilecek tüm silahlara sahiptirler.

Ahmet Taner Kışlalı bir üçüncü yoldan bahseder: ,,Demokratik toplumculuk. Ne özgürlükleri ne de hakça paylaşımı erteleyen, ikisini de diğerinin ön koşulu sayan bir topluma ancak bu birleşimle varılabileceğine inanan bir yol.’’. Mustafa Kemal’de ekonomi ve siyasal konularda toplumcu yaklaşım gösterir.

Demokrasinin asıl en önemli ön koşulu ise laikliktir. Eğitimi, toplumun ahlak anlayışı, sosyal ilişkileri laiklikle sağlanmazsa, demokrasi asla yol alamaz, ilerleyemez. Bu bağlamda Türk Ulusu için laiklik Mustafa Kemal’in en önemli devrimidir. Demokrasi aydınlanma demekse ve laiklik olmadan olmayacaksa, sol düşünceyle, tarihsel materyalizmle örtüşen Kemalist Devrimler solun ta kendisidir. ,,Mustafa Kemal sol muydu?’’ tartışmasının üstü örtülmesin, olabildiğince tartışılabilir, sorun değil. Amacından saptırıp, yanlış algıya yönlendirilirse sorun olur. Kemalist devrimler anlaşılmadan, Anadolu aydınlanması bilinmeden konuşulursa da haksızlık olur. ,,Mustafa Kemal sol muydu?’’ Sorusunun yanıtı; sol ideolojiyi dogmatikleştirenlere göre sol değildir, Marksizmin diyalektik ve tarihsel materyalizmini anlayan çağdaş sola göre ise soldur. Türkiye aydınları genellikle kendilerini hem ,,Kemalist’’ hem ,,Sosyalist’’ tanımlarlar.

Aydınlanmanın yolunu açmak gerek!

Zekeriye Uçar

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları