4.2 C
Berlin
16:57 - 05/12/2019
Almanya Haber – Berlin Haberler – Son Dakika Avrupa Haberleri

Adil Hacıömeroğlu

Adil Hacıömeroğlu arşivindeki tüm yazıları ha-ber.com'da.

Diğer Yazarlar

YUSUF TOPAL NİYE ÖLDÜ?

15:00 - 29/07/2018

YUSUF TOPAL NİYE ÖLDÜ?

Yusuf Topal… Seksen iki yaşında bir adam… Giresunlu…. Kışları genellikle İstanbul’da, yazları ise memleketinde yaşıyordu. “Yaşıyordu” diyorum, artık aramızda yok, yaşamıyor çünkü…

Yusuf Topal, yürüme güçlüğü çeken eşi Fatma Topal’a (82) ilaç yazdırmak ve evde bakım hizmeti kararının uygulanması için Giresun’un Gemilerçekeği Mahallesindeki 15 Temmuz Şehitler Aile Sağlığı Merkezi’ne gitti. Söylenene göre ilaç yazdırmak için gittiği otacı, hastayı görmeden ilaçları yazamayacağım, demiş. Otacı ile Yusuf Topal arasında tartışma yaşanmış. Otacı, tartışma sırasında polis çağırmış. İki polis, gelerek Topal’a ters kelepçe takıp biber gazı sıkınca yaşlı adam fenalaşarak yere yığılıyor. Bindirildiği polis aracı hastaneye gidiyor gitmesine, ama yaşlı adamın yüreği olanlara dayanamıyor.

Soru şu: Yaşlı adamın ölümüne ne, neden oldu?

Önce otacıdan başlayalım işe…

Yusuf Topal, ilaç yazdırma izleğine aykırı bir istekte bulunmuş olabilir. Bu durum karşısında otacının duygudaşlık yapması gerekirdi. Kendini Yusuf Topal’ın yerine koymalıydı. Evde, neredeyse yaşamının tümünü birlikte geçirdiği hasta karısı. Kendisi de oldukça yaşlı. Yaşlılıkta yollar uzar da uzar, bitmek bilmez. Her adımda eklemler ağrılarla sarsılır. Yılların yorgunluğu içindeki bacaklar, artık bedeni taşıyamaz olur. İnsanlar yaşlandıkça duygusallaşır. En kolay işleri yapamamanın getirdiği bir güvensizlik egemen olur çoğu zaman insan tinine.

Yaşlı (yaşulu) kişi, çevresindekilerden saygı görmek ister. Bu saygıyı, geçmiş yaşantısının bir ödülü sayar.

Kadın olsun erkek olsun fark etmez, eşini yitirme olasılığı insanın usundan çıkmaz. Bu durum, kişiyi kaygılandırır. Zaten yalnızlaşan yaşlı kişi, tek başına kalma olasılığını düşündükçe perişan olur.

İşte, otacının karşısında yukarıda kısaca anlattığımız tinsel durumdaki biri var. Bu nedenledir ki, otacının yaşlı adamla (Bu tüm yaşlılar için geçerlidir.) konuşurken her sözcüğünü bin kere düşünerek söylemeli ve onun işini kolaylaştırıcı bir tavır takınmalıydı. Polise gerek olmadan sorunu çözmeliydi. Katı kuralcılık yerine, çözüm odaklı davranmalıydı.

Polise gelince…

Karşısındaki kişinin kim olduğuna, kişinin bedensel özelliklerine, yaşına, sağlığına, cinsiyetine bakmadan yapılmakta çoğu zaman sert müdahaleler. Çoğu polis, sorun çıkaran kişiyi düşman gözüyle görmekte. Bu nedenle de sert davranışlar sergilemekteler. Karşında seksen iki yaşında bir adam var. Ters kelepçe takıyorsun adama… Yetmiyor, üstüne biber gazı sıkıyorsun… Ardından kalp krizi geçirmekte olan yaşlı bir adamı cansız bir paket gibi yerde sürükleyerek polis otosuna bindiriyorsun… Böylesi bir duruma beden dayansa yürek dayanır mı?

Polis, önüne gelene şiddet uygulayan bir kişi midir? Yoksa olayları, küçük sorunları, duygudaş olmamaktan kaynaklı çözümsüzlükleri kolayca halletmek midir işi?

Toplumsal gösterilerin çoğunda tanık olmaktayız. Önüne gelene yaşlı-genç, kadın-erkek, engelli-sağlam demeden cop sallamakta polislerin çoğu. Biber gazı ise kolayca kullanılmakta.

Karşındaki kim? İnsan…

Biber gazı sıktığın kim? Vergisiyle sana maaş ödeyen ve elindeki copun, kelepçenin, biber gazının parasını veren senin yurttaşın… Yusuf Topal fındıklarını toplayıp sattığında sana vergi ödeyecekti, tıpkı yıllardır ödediği gibi. Sözüm Giresun’daki o iki polisin nezdinde tüm polisleredir. Sabah kahvaltısında yediğiniz ekmekte, peynirde, zeytinde; içtiğiniz çayda, sırtınızdaki giyside, çocuğunuzun harçlığında, eşinizin rahatında Yusuf Topalların emeği, alınteri ve hakkı var.

Copu vurmak için kaldırırken, ters kelepçeyi takarken, biber gazını sıkarken, insanları yerlerde sürüklerken bir an olsun düşünün… O kişi sen de olabilirsin, bir yakının da olabilir. Biraz duygudaşlık gerek… Olmasa da karşındakinin bir insan olduğunu her adımda anımsa!

Yusuf ve Fatma Topal çifti fındık toplamak için İstanbul’dan, memleketleri Giresun’a gitmişlerdi. Kim bilir ne hayalleri vardı. Bu hayaller sağlık ocağının kapısında karanlık bir kuyuya gömüldü, bir daha görünmemek üzere… Topladıkları fındıkları, torunlarının ve komşularının avuçlarına titrek elleriyle uzatamayacaklar. O fındıkları uzatırken gözlerindeki yağmur gülüşler olmayacak bir daha.

Polis otosuna ters kelepçe ile bağlanmış elleriyle sürüklenerek bindirilen Yusuf Topal ölmedi yalnızca. Seksen iki yaşında iki dev çınarın hayalleri de öldü. Söyleyin bakalım, Türk insanı böylesi bir ölümü hak ediyor mu?

Adil Hacıömeroğlu

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Çerezler (cookie), ha-ber.com web sitesini daha etkin bir şekilde kullanmanızı sağlamaktadır. Anladım daha fazla