ANKARA NOTLARI

ABONE OL
19:06 - 01/10/2020 19:06
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Kaplan
Best

Bu yazımda sıcak günlerde bekçiliğini yapmakta olduğum Ankara’dan bazı notlar aktaracağım.

Ankara benim doğup büyüdüğüm kent. Fakat her yer ve her şeyin değiştiği gibi Ankara da büyüdü ve bundan yarım asır önceki sakin ve nispeten küçük metropol olma özelliğini yitirdi. Nüfusu 4 milyonu geçti, yerleşim alanı da sanıyorum birkaç kat büyüdü. Yeni semtler, mahalleler, yollar, alışveriş merkezleri yapıldı. Dokuz üniversitesi, bir dolu okulu, büyükelçilikler, yazın da ara vermeden kaynayan siyaset kazanı, İstanbul kadar olmasa da hatırı sayılır kültürel etkinlikleri ile dolu dolu yaşanan bir kent Ankara. Eskiden yaz aylarında boşalırdı. Ankaralılar okulların tatiliyle birlikte kıyı kentlerine, tatil yörelerine giderlerdi. Kent te biraz boşalmış bir görünüme bürünürdü. Hiç kuşkusuz giden yine gidiyor, ama nüfus o kadar kalabalık ki, kent bir türlü o yıllar öncesindeki yazlarda alıştığımız sükûnetine kavuşamıyor.

Ankara’nın iklimi belki de dünyanın en elverişli iklimlerinden biri. Gündüz bunaltan sıcağın yerini akşam saatleriyle birlikte bir ferahlık alıyor. Nem oranının düşük olması sayesinde aslında gündüzleri de ısının çok yükselmesi sizi rahatsız etmiyor. Berlin’in nemli havasını düşünüyorum da, burada rahatlıkla dayanılan 35-36 derecenin orada nasıl bunalttığı aklıma geliyor. O bakımdan Ankara bir cennet bence.

Bu kentin bence öteden beri şikâyet ettiğim eksikliklerinden biri bir kent ormanının olmaması. Aslında bu, Türkiye’de ne hikmetse belediyelerin önem vermediği bir şey. İnsanların sessiz ve bazen yapay da olsa bir doğal ortamda rahatlaması belediyelerimizi pek ilgilendirmiyor. Sözünü ettiğim ortam Berlin’deki Tiergarten, Münih’deki Englischer Garten veya Köln’deki Stadtwald parklarındaki ortam. Bizde ise varsa yoksa yeni rant alanları açmak. Kentlerin içinde bu türden boş alanlar oldu mu hemen çok katlı ve genellikle estetik kaygısı duyulmadan inşa edilen binaları dikiveriyorlar. Bu binaların çevresine dikilen bir iki çam ağacı durumu kurtarmıyor. Zaten çam da 30 senede büyüyor.

Ankara’da artan nüfusla birlikte patlama yapan motorlu araç sayısı yaşamı çok olumsuz etkiliyor. Kentin tüm yollarında, özellikle ana caddelerde egemen olan renk sarı! Her yerde sarı taksiler, ya trafiği engelleyerek yavaş seyrediyorlar ya da üç arabanın zor bela geçeceği yerde ikinci sırada durup müşteri bekleyerek yolu tek şeride indiriyorlar. Bir de çok pahalı ve motoru güçlü arabalar çoğaldı. Trafik kuralları anladığım kadarı ile genellikle bu arabaların sürücülerini hiç bağlamıyor. Kavşakta kırmızı ışıkta dururken arkadan gelen arabanın sürücüsü ışıklarını yakıp söndürerek veya kornasına hışımla basarak sizin ilerlemenizi isteyebiliyor. Veya tek şeritli bir yolda 50 km hızla ilerlerken arkanızdan gelen kocaman bir cip sizi çok yaklaşarak taciz ediyor ve birden fırlayıp 100 km hızla yanınızdan geçip gidiyor. Karşıdan gelenler de dehşet içinde can kaygısına düşüyor. Avrupa’nın kentlerinde kesinlikle müsamaha görmeyen hız sınırının bu denli ihlal edilmesi bizim kentlerimizde neredeyse şövalyelik sayılıyor. Ankara’da da trafik polisinin yasal hız sınırının çiğnenmesi nedeniyle en ufak bir müdahalede bulunduğunu veya aklı başında bir denetim yaptığını görmedim. Kent trafiğinin bu denli başıboş bırakıldığını geçmişte de hiç görmedim. Birçok kurumumuzun son yıllarda toptan bozulduğu gibi bu da maşallahlık olmuş yani!

Son yıllarda bir de kentlilikle köylülük iç içe girdiği için köy düğünlerinin gürültü kirliliğini yaşıyoruz bazı akşamlar. Aniden bulunduğunuz semtin semalarında bir elektrosazın metalik sesi ile genelde ne söylediği anlaşılmayan bir türkücünün terbiye görmemiş sesi yükseliveriyor. Siz de çevrede yaşadığı anlaşılan “yeni kentli” vatandaşlarınızın oğlunun veya kızının müthiş gürültü kirliliği yaratan düğününe o gürültü hakkındaki iyi(!) düşüncelerinizi dillendirerek tanık oluyorsunuz.

Bunlar bu kentte ilk aklıma gelen ufak tefek şikâyetlerim. Dahası da var. Mesela, üst kattaki komşu ne hikmetse iki günde bir balkonlarımıza halılarını sarkıtıyor. Tepemizde sürekli koşuşturan çocuklarına ses çıkarmıyorum da, balkondaki kahvaltı masasının üstüne sarkan bir halı insanda sinir bırakmıyor. Veya bu sıcak günlerde havasız bir yere girerseniz bizim insanlarımızın büyük bölümünün hijyen kurallarına uymadığını koku alma duyunuzun ciddi bir uyarılmasıyla anlıyorsunuz.

İşte Ankara’dan izlenimlerim. Fakat memlekette yaşamak her şeye rağmen çok keyifli… O nedenle yukarıdaki yakınmalarımın bu keyfi kaçırmasına izin vermiyorum. En azından keyfimin kaçmaması için ciddi çaba sarf ediyorum.

Dr. O. Can Ünver

Inal

    Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


    HIZLI YORUM YAP