ZEKAT 2021

18.04.2021 23:27

Zekâtın sadece %12,5’i Müslüman fakirin hakkıdır,…

-Fakir, Müslümanın yoksulu, miskin ise Ehl-i Kitap’ın yoksuludur-

 

“Sözlükte “artma, arıtma; övgü ve bereket” mânalarına gelen zekât, terim olarak Kur’an’da belirtilen sınıflara sarfedilmek üzere dinen zengin sayılan Müslümanların malından alınan belli payı ifade eder. Örfte, bu payın maldan çıkarılması işlemine de zekât denilir.”(İslâm Ansiklopedisi, ilgili madde)

Zekât Tevbe Suresi’nin 60’ıncı ayetinde belirtildiği üzere 8 yere taksim edilerek verilmelidir. Bu maddelerin ikisi yoksul ile ilgilidir. “Fakir, Müslümanın yoksulu, miskin ise Ehl-i Kitab’ın yoksuludur.” (İslâm Ansiklopedisi, ilgili madde)

Allah şöyle buyurur:

“(Ey Peygamber, Müşrik ve kafir akrabalarına maddi yardımda bulunmak isteyen müminleri bundan menetme)! Çünkü senin görevin, müşrikleri, kafirleri imana zorlamak değildir. (Kaldı ki bunu istesen de başaramazsın): Çünkü ancak, Allah dilediğine, layık gördüğüne iman ve hidayet nasip eder.” (Bakara 2/272: Tercüme Mustafa Öztürk)

“Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.”(Mümtehine 60/8: Tercüme Diyanet Vakfı)

Bu ayetlerden anlaşılacağı gibi; 100 Euro zekâtı olan kişinin üzerinden hesabımızı yaparsak, Müslüman yoksulun zekâttan alacağı pay %12,5 tir. Gayri Müslim yoksulun zekâttan alacağı pay da %12,5 tir. Toplam %25 eder. Kalan %75 lik miktarın fakir ile direkt alakası yoktur.

Bu taksimin şahıslar açısından zorluğu aşikardır. Bunun için Yüce Allah zekâtın şahıslar tarafından birebir verilmesini arzu etmemiştir. Bir kurum aracılığıyla bu işin yapılmasını arzu etmiştir. Ayette zekât memurlarına zekâtın verilmesinin istenmesi, bir zekât kurumunun kurulması ve bu kurumda çalışanların aylıklarının da o kurum tarafından karşılanması anlamına gelir.

Bugün böyle bir kurum yoktur. Cemaatler kendi aralarında organize olarak bu işi yapmaktadırlar. Aldıkları zekâtları amacına uygun olarak harcıyorlar mıdır, onu tam olarak bilemiyoruz.

Şu kadarını rahatlıkla söyleyebilirim; cemaatler aldıkları zekâtları sadece üyeleri olan Müslümanların yoksullarına veriyorlar, daha fazla zekât toplamak için de Afrika ve Ortadoğu’ya taşıyorlar zekât paralarını. Bu işi duygu sömürüsü yaparak yapıyorlar. Dedikoduların önüne geçebilmek için de oralarda zekât parasını dağıtırken, kurban keserken yöre insanlarıyla fotoğraflar-filimler çekilerek üyelerine gösteriyorlar. Camilerin kapılarında, dağıtılan broşürlerde, televizyon reklamlarında bu insanların acınacak haldeki resimlerini görebilirsiniz.

Birebir zekât veren Müslümanlar ile cemaatlerin topladığı zekatların gittiği yer aynı yerdir.  Kendilerine üye olan Müslümanların yoksullarıdır bunlar. İstisnalar vardır elbette, ama ben bugüne kadar öyle bir cemaat tanımadım. Hatta, “Gayri Müslim’in yoksuluna zekât verilmez” cemaatler tarafından verildiğini yakinen biliyorum.

Oysa Gayri Müslim ile ilgili iki madde vardır zekât ayetinde. Birisi miskin, diğeri müellefe-i kulub (kalbi İslam’a ısındırılmak istenenler).

Müellefe-i kulûb; maddî ihsanda bulunmak suretiyle gönüllerinin İslâm’a ve Müslümanlara karşı yumuşatılması arzulanan gayri Müslimleri, kendilerinin veya bağlılarının İslâm’ı benimsemesi umulan yahut zarar vermelerinden korkulan veya düşmana karşı himayeleri istenen nüfuz sahibi kimseleri ve dinde sebat etmeleri arzulanan yeni mühtedileri belirtmek için kullanılmıştır. (Geniş bilgi için bkz. İslâm Ansiklopedisi, ilgili madde).

Konu ile ilgili olarak, (Âl-i İmrân 3/103; el-Enfâl 8/63) ayetlerine de bakılabilir.

Zekât için temlik şartı yoktur. Zekât yoksula para olarak verilebileceği gibi, zekat parasıyla yoksulun çalışabileceği fabrikalar da kurulur, tedavi olabilecekleri hastaneler de yapılır, kalabilecekleri öğrenci yurtları da inşa edilebilir.

Durum böyle olunca, bilhassa Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanlar, zekatlarının %12,5’ini Ehl-i Kitap yoksullara dağıtmalı ve %12,5’ini yine de Ehl-i Kitap’a İslâm’ın tanıtımı için harcamalıdır. Bunun için, konferanslar düzenlenmeli, Kur’an mealleri o ülke dillerine çevrilerek dağılmalı, gazete-dergi çıkarılmalı, aşevleri açılmalı, amaca uygun geziler yapılmalı, bu konuda bir heyet oluşturulmalı ve o heyetin ve organizasyonun, personel ve fizik mekân harcamaları da zekât kurumundan karşılanmalıdır.

Berlin’de yaşayan Müslümanların üzerinden bir değerlendirme yaparsak şöyle bir tablo ile karşılaşırız: Berlin’de 300.000 Türkiyeli yaşıyor. Diğer Müslümanları hesaba katmadan yapıyorum bu hesabı. 300.000 Türkiyelinin 5.000’ inin, ortalama 1.000 Euro zekât verdiğini düşünürsek 5.000x1.000 = 5 milyon Euro zekât toplanıyor demektir. Bu para her sene toplanıyor. Fazlası vardır azı yoktur.

 

Bu zekât miktarının Müslümanların kurduğu ortak bir kurumda toplandığını varsayalım ve Allah’ın arzu ettiği şekilde pay edildiğini düşünelim. Toplanan bu parayla: Tanesi birer milyondan her sene 5 tane kurum kurulabileceği gibi, ihtiyaca göre; öğrenci yurtları kurulur, özel okullar açılır, hastaneler açılır, sadece fakirlerin ve miskinlerin çalışacağı işyerleri açılır, fabrikalar kurulur, aşevleri açılır, imam yetiştiren kurumlar kurulur, gazete ve dergiler çıkarılır, televizyon kanalları açılır, üniversiteler kurulur ve o kurumların masrafları da bu fondan karşılanır.

Bu hesabı Türkiye üzerinden yapalım: Ben Denizliliyim. Denizli’nin nüfusu 04 Şubat 2020 tarihinde açıklanan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre; 1.037.208

Hesabımızı 10.000 zekât veren Müslüman üzerinden yapalım. Ortalama bin TL. zekât verdiklerini düşünelim. 10.000x1.000= 10 milyon TL. eder. Bu para her sene toplanıyor Denizli’de. Hesabı varsın Denizliler yapsınlar. Yukarıdaki yazdığım kurumların Denizli için de ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. 10 sene sonra Denizli’de ne fakir kalır ne de miskin.

Allah akıllı Müslüman istiyor. Tribünlere oynayan Müslüman istemiyor. Elini taşın altına sokan sorumluluk sahibi Müslüman istiyor.

Yıllardan beri Müslümanlar zekât verirler ve bu zekâtların çoğunu da ülke dışına çıkarırlar. Hangi ülkenin insanını ihya ettiler, esaretten kurtardılar bugüne kadar. Afganistan’ı mı, Filistin’i mi, Arakan’ı mı, Irak’ı mı yoksa Suriye’yi mi? Bu uygulama eksiktir, yanlıştır.  Onlara tanıtım açısından zekât verilebilir. Ancak bunun miktarı %12,5’tir. Daha fazla değildir. Eline üç beş kuruş alan, alay-ı vala ile soluğu Afrika’da, Ortadoğu’da alıyor. Allah o insanlara da akıl verdi, fikir verdi. Hatta topraklarını da çok verimli kıldı. Altın onlarda, petrol onlarda, enva-ı çeşit meyve ve sebze onlarda, deniz ürünleri onlarda. Buna rağmen kendilerine verilen nimetlerin kıymetini bilmiyorlarsa, kendi kabiliyetlerini kullanmıyorlarsa, o onların suçudur, cezalarını da çekeceklerdir.

Kendi evinde yangın olan kişi başkasının evindeki yangını söndürmeye gidemez, giderse döndüğünde kendisi de evsiz kalır.

Lütfen, zekatlarınızı çarçur etmeyiniz. Müslümanların ihtiyacı olan kurumlar var, bu ihtiyaçlar göz ardı edilmemelidir. Görmemezlikten gelinmemelidir. Allah Müslümanlara, geleceklerinin inşası için görev vermiştir. Görevler sorumluluk anlayışıyla yerine getirilmelidir.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları