YILBAŞI BİLETİ…

01.01.2023 01:02

Bir zamanlar çok ikramiye çıkan Milli Piyangocuların önünde uzun kuyruklar olurdu. O sıralarda bilet almak için bekleyen insanlar “Ya çıkarsa?” diyerek hayaller kurar, o kısa bekleyişte ümit sarhoşu olurlardı.

Yine bir yılbaşı öncesi…

Kaldırımları arşınlayan Milli Piyangocular yok artık. “Milli Piyango…” diye alışıldık sesler de bitti… Hiç olmaz ise o elektronik sistemlere yenik düşmeseydi diye hayıflanıyoruz… Bizim kuşağın önemli bir umut kapısı daha elinden uçtu gitti…

Sizi bilmem ama, ben büyük ikramiyeyi kazandım.

Heyecanlanmayın. Bu yılbaşı 1968 yılında Eğridir Kovado gölünün kıyısında, izci kampı yaparken gece ateşin başında nöbeti tuttuğumuz, hoş anılarımız olan sevgili Vedat-Sedat Üreyen kardeşlerin izini buldum. 15-16’lı yaşların saf ve yalın arkadaşlığının izlerini sürdük. Yaklaşık 2 saat sohbet ettik… Bir sürü ortak dostu andık, ölenlere rahmet okuduk, yaşayanlardan haber aldık.

Büyük bir susamışlık ile geride kalan 55 yılın hesabını verdik birbirimize… Çok sevdiğimiz, anılarında yaşadığımız çocukluk ve gençlik günlerimizin envanterini yaptık. Kimin kaç çocuğu oldu, kaç torun var? Nerede yaşıyoruz, ne işler yaptık?

Bunun eşsiz hazzını yaşamayanlar asla anlayamazlar. Konuşmalarda ki duygu sağanağını tahlil edemezler.

Masamın karşısında asılı duran, bugün çoğu hayatta olmayan arkadaşlarımızın resimlerine bakarak, yaşamın bize ne kadar lütufkar davrandığını düşündük ve zamanın ne kadar hızlı geçtiğini konuştuk.  Eğer geçen zamanı onarmak, geri döndürmek veya durdurmak mümkün olsaydı neler yapmazdık ki?

Geçmişte yaşadıklarımızı düşününce, geçirdiğimiz onca badireye rağmen ayakta kalarak iyi çocuklar yetiştirdiğimizi, torunları ne kadar sevdiğimizi anlattık birbirimize… Onların okurken elde ettikleri başarıları, çocukların işlere sahip çıkmasını, henüz ölümlerle tanışmadığımız günlerde ki mutlulukları konuştuk.

Birbirimizi İstanbul çukurunda nasıl kaybettiğimizi, niçin bulamadığımızı, o günlerin şartlarını, fakirliğimizi, buna rağmen anılarımızı nasıl paylaşıp özenle sakladığımızı fark ettik.

Bizim çıkarsız ve yalın çocukluk gençlik günlerimizin ne kadar değerli olduğunu, bundan sonra birbirimizi bırakmamamızın, yaşadıklarımızı yazıp geleceğe miras bırakmamızın önemini bir kez daha dillendirdik.

Ayni yerlerde gezmemize, birbirimize adeta sürtünürcesine gelip geçmemize rağmen buluşamamış olmaktan ötürü hayıflandık.

Ve acı-acı gülerek birbirimizi bulmamızın bizim için bir “Yılbaşı İkramiyesi” olduğunu fark ettik.

***

Şimdi dönüp 55 yıl önce, topçu fenerinin cılız ışığını çadırların arasında gezdirdiğimiz, kampın ortasındaki ateşe odun attığımız, ayağımızın altında gezinen tatlı su kerevitlerini ezmemeye çalıştığımız günlerin tüm detayları belleğimizden beklenmeyen bir performans ile en ince ayrıntısına kadar yerinde duruyor. Her bir detayı hatırlayabiliyoruz.  Tahta orman masasını, Akasya ağacını, gölü aydınlatan ay ışığının kıyıya vuran aksini, ayağımıza dolanan sarmaşık gülü dikeninin acısını unutmamışız. Lambadan çıkan gaz yağının is kokusu, rutubetten ıslanan çadır brandasının kumaş kokusu, odun ateşinden yükselen yalımların savrulan küllerini, arkadaşlarımızın hangi çadırda yattıklarını isim, isim unutmamış olmamıza hayret ediyoruz.

Bu; Yılbaşı Biletine çıkan büyük ikramiyedir.

Her geçen gün üzerimize bir görev daha yüklüyor.

Yazmamız gereken çok şey var. Oysa zaman hızla tükeniyor. Biran önce yazmak, kayda almak elimizdeki materyalleri dizinlemek zorundayız.

Eğer bizden geriye bir şeylerin kalmasını istiyorsak tabii…

En azından gelecek kuşaklar için bunu yapmak zorundayız…

Bir daha yaşadığımız pek çok güzel şeyi yapamayacağımızı bilerek…

Geleceğe borcumuzu ödemek için…

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları