… VE TARİHİ ESERDEN ŞEHİR MOBİLYALARI…

09.10.2021 19:50

Yurdu gezip, gördükçe neden yabancıların topraklarımızda gözleri olduğunu çok daha iyi anlayabilirsiniz.

Türk Arkeolojisinde Ord.Prof.Dr.Ekrem AKURGAL’ın ismini duymayan yoktur.  1911 ve  2002 tarihleri arasında yaşamış olan AKURGAL “Hocaların hocası” olarak anılmayı hak edecek çalışmalar yapmış, ülkemizdeki pek çok eserin gün ışığına çıkmasına ve Dünya’ca bilinmesini sağlamıştır. Ölümünden önce 30 yılını verdiği Smyrna kazısı (İzmir) halen harabe şeklinde durmaktadır.

Arkeolojiye, dolayısı ise uygarlık tarihine yaptığı katkılar nedeni ile  pek çok ülkede liyakat ve onur nişanlarına layık görülmüş, otuzu aşkın yazılı eser yüzlerce makale yazmıştır.

2002 tarihinde aramızdan ayrılmış olan Hoca’nın bu günleri görmemiş olmasını büyük bir şans olarak yorumluyorum. Eğer eski eserlerin bulundukları yerden çıkarılıp taşınmasını, şehrin ortasında, belediye refüjünde şehir mobilyası olarak sergilenmesini görseydi her halde arkeoloji adına isyan ederdi.

Geçtiğimiz yıllarda Ege ve Akdeniz kıyılarına yaptığımız bir gezide, Kaş’taki Pazar yerinde bulunan lahite satıcıların çadırlarını nasıl bağladıklarını; esere nasıl zarar verdiklerini yazmış; olumlu tepkiler almıştım.

Bu gidişimde lahitin belediyece alınıp kaşın ortasındaki bir refüje süs eşyası olarak yerleştirildiğini ibret ve hayretle gördüm. O toprakların tarihi ile ilgili bilgi hazinesi demek olan bu eserlerin zarar görmemesi için bir açık hava müzesinde bir araya toplanması ve Edirne’deki mezar taşları gibi sergilenmesi mümkün olduğu halde “Şehir mobilyası” olarak kullanılması sadece bende değil, yöreyi ziyaret eden turistlerde de şaşkınlık uyandırmış durumda.

Yabancılar bu bölgelere sadece deniz, güneş ve kum için gelmiyorlar.

Aksine pek çoğu tarihi kalıntıları görmek için Ekrem Hoca’nın yazdığı kitapları izleyerek görmek, bilgi ve görgülerini arttırmak için geliyorlar. Bilinçli gezginler, bu eserlerin doğru dürüst korunmadığının, daha doğrusu Kültür bakanlığının görevini yapmadığının farkındalar. Zaten son yıllarda ören yerlerinin acınacak durumu da ortada. Ne müzeler, ne kazı alanları yeterli devlet ilgisini görmüyor. Oysa bunlar bizim Turizm dediğimiz lokomotifin vagonları…

***

Sadece hazine aramak için kale ve eski konak kazılarını tamir adı altında eskisinden farklı hale getirmek yerine, gerekli teknoloji ve parayı bulana kadar toprak altında tutmak Arkeolojinin maalesef kaderi olmuştur.

Bu durum sadece Türkiye’ye ait değildir. Gelişmemiş veya az gelişmiş bütün ülkelerde tarihi yerler ayni ihmal edilmişlik veya hazine avcılarının insafına terk edilmiştir.  İnsanlar, kolay yoldan zengin olmayı çalışmadan özendikleri lükse kavuşmayı hayal ettikçe resmi veya gayri resmi güçler bu yolu seçeceklerdir.

Yerli halka maske eziyeti edenlerin, yabancılara seslerini çıkarmadıkları gibi kendilerinin de bu yasağa uymadıklarını gördük. Asıl görevleri salgının yayılabileceği plaj ve işletmeleri denetlemek olanların bunu yapmadıkları, şehrin biraz dışındaki plaj ve beach’leri kontrolde aciz kaldıkları da anlaşılıyor. Çünkü medarı iftiharımız tuvaletler her zamanki gibi pis ve bakımsız.

Para gelsin de nasıl gelirse gelsin diyerek fiyatları bile kontrol etmeyen, bir çayın yirmi lira, bir kahvenin kırk lira olduğu kıyı mekanları, otoparkların adeta bile bile lades denerek mafya bozuntularına teslim edildiği, her türlü kazıklama faaliyetinin kontrol dışı bırakıldığı bir ülkenin Medeni dünyanın parçası olma hayalinin nasıl gerçekleşeceğini merak ettim.

***

Burada söyleyince yine bana kızacaklar.

Turizm’in de “Milli” leştirilmesine, kültür deyince sadece Selçuklu ve Osmanlı, daha doğrusu İslam eserlerini onarmak şeklinde anlaşılmasına sebep olan zihniyetin değişmesine ihtiyaç var.

Bu ülkenin her karış toprağı, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, tarihi, turizm değerleri ile bizimdir. Nerede denize girileceğine, Fransız tatil köyü, İngiliz koyu gibi ayrımlar ile Türk vatandaşlarının kullanımına kapatılması akıl ile izah edilecek şeyler değildir.

Bizim Milli duruşumuz vatanımızı korumayı ve kollamayı gerektirir.

Bu vesile ile ülkemizin tanıtılmasına büyük hizmetleri dokunmuş, kitap ve fikirleri ile yaşamaya, yetiştirdiği arkeologlar ile duyarlı bir kitle yaratmaya çalışmış olan  Ord.Prof.Dr.Ekrem AKURGAL hocayı minnet ve şükranla anıyorum.

Sağlıcakla kalın.

 

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları