TÜRKİYE'DE KÜRT SORUNU DEMOKRASİ İÇİNDE ÇÖZÜLMELİDİR

26.09.2021 13:16

herkese insan hakları,

her yerde ve herkese daha fazla demokrasi

Ülkemizde gerçek bir demokratik düzenin kurulmasını amaç edinmiş sosyal demokratlar olarak,

Türkiye'de yasayan Kürtlerin her türlü baskıdan kurtulmuş olarak tüm insan haklarından yararlanmalarının gerçekleşmesini, özlediğimiz demokratik rejimin vazgeçilmez ve belirleyici bir özelliği olarak kabul ediyoruz.

Cumhuriyetin kurulmasından bu yana ülkemizdeki rejim ve yönetimlerin ortak özelliği onların baskıcı karakterleridir. 1960-70 arası gibi bazı dönemlerde insanların belli bir ölçü içinde görece rahat nefes alması mümkün olmuş ama bu ölçünün üzerinde rejimin baskıcı karakteri varlığını korumuş ve kendini daima hissettirmiştir. 1980 askeri darbesinden sonra ise kurulan ve kurumlaştırılan rejim içeresinde devlet ve rejimin baskıcı karakteri herkesi ve her kesimi etkiler düzeye ulaşmıştır. Bu baskılar varlığını Kürt halkı üzerinde daima daha ağır hissettirmiştir.

TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ SORUNU VARDIR

Türkiye'de bugün demokratikleşme sorunu vardır. Türkiye demokratikleşme sürecini tamamlayamadı. Basta askeri darbeler olmak üzere demokrasi süreci çeşitli tıkanıklıklar yasadı.

Türkiye kendi zengin kültürel çeşitliliğini yasayamadı. Yasatmamak, ezmek, yok etmeye çalışmak, yok edilemese bile, yok saymak en kolay çözüm olarak görüldü. Sorumlular büyük bir sorumsuzluk içinde gündemdeki meseleleri gelecek kuşaklara bırakmayı tercih ettiler. Ne Kürt sorunu demokratikleşme sürecinin önündedir. Ne de demokratikleşme süreci Kürt sorununun önündedir.

Bunlar iç içedir. Çözüm de iç içedir.

TÜRKİYE'DE KÜRT SORUNU VARDIR

Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır. Bu sorunun temelinde, Kürt kimliğinin tanınmaması yatmaktadır. Kürt kimliği üzerindeki baskı ve yasaklar toplumsal bütünleşmeyi engellemiş ve Kürt kökenli yurttaşlarımızca ayrımcılık olarak algılanmıştır. Bu nedenle Kürt kimliği üzerindeki tüm baskı ve yasaklar ivedilikle kaldırılmalıdır. Kürt kimliğinin tanınması, Türkiye'de toplumsal bütünleşmenin derinleşmesine büyük bir katkı olacaktır.

Kürt kökenli insanlarımızın geçmişte devletle sorunları, çatışmaları oldu. Ancak halk hiçbir zaman kendi içinde çatışmadı. Düşman olmadı. Bugün halkın içine düşmanlık tohumlan ekilmesinden politik çıkar umanlar var. Bu olumsuz gelişmeyi yurtdışındaki yurttaşlarımız arasında da görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında Türkiye toplumunun etnik çoğul yapısı, böylelikle de Kürt varlığı, tanınmıştır. Daha sonra, on yıllar içinde değişik tarihsel nedenlerle bu gerçek unutulmuş, Kürt varlığı yadsınmıştır. Etnik kimlikleri ve farklılıkları yok sayan bir toplum ve devlet anlayışı geliştirilmiştir. Türkiye'de bugün bile bu anlayışı savunan, etnik kimlikleri yadsıyan ve sorunu teröre indirgeyen güçler bulunmaktadır. Bu anlayış Türkiye'de devletin ve toplumsal yasamın artan ölçüde demokratikleşmesini engellemektedir.

Türk ulusu bir tek etnik gruba dayanmayan etnik çoğul bir toplumdur. Toplumun bu etnik çoğul yapısı herkes tarafından kabul edilmek zorundadır. Bu nedenle de Türk kavramı Türkiye'de barış içinde birlikte yasamak isteyen insanların ortak söylemidir. Türkiye'de ulusal bilinç ve kimlik, toplumun bu etnik çoğul yapısını yansıtan bir olgunluk düzeyine kavuşturulmalıdır. Toplumun çoğul yapısı siyasal-toplumsal yasamın bütün alanlarına yansımalıdır. Türkiye'de etnik çoğulculuğun, korunması gereken bir değer ve zenginlik olduğu bilinmelidir.

SHP- DYP koalisyon hükümetinin kurulusuyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türkiye'de Kürt gerçeğini tanımıştır. Kürt gerçeğini tanımak, Türkiye'de bir Kürt sorunu olduğunu ve Kürt kimliğini kabul etmek anlamına gelmektedir. Bu tarihsel açıklama ile Türkiye, Cumhuriyet'in kurulusundan bugüne değin izlenen ve Kürtlerin varlığındı yok sayan görüşten büyük ölçüde ayrılmıştır. Ancak Kürt gerçeğini tanımanın gerekleri yerine getirilmemiştir. Artık daha fazla zaman kaybetmeden bunun gerekleri yerine getirilmelidir. Bunun ilk adımı, Kürt sorununun bütün boyutlarıyla ve özgürce tartışılmasını sağlamaktır. Bir yandan "Kürt gerçeğim tanıyoruz!", deyip, diğer yandan kültürel hakları vermede geri durulacak, askeri çözümler öne sürülecek. Demokrasiyi bayrak edinmiş kişilerin bunu içlerine sindirmeleri olanaksızdır.

Türkiye'de ayrılıkçılığın hiçbir temeli yoktur. Kürtlerin yoğun yasadığı bölgeler Türkiye'nin işgal ettiği bir sömürge değildir. Türkiye'de Türkler, Kürtler ve diğer etnik gruplar büyük ölçüde içice, kaynaşmış bir şekilde yasamakta, sayılamayacak kadar ortak kültürel değerleri taşımaktadırlar. Derin tarihsel bağlarla bütünleşmişlerdir. Bu kaynaşma, bütünleşme ve ortak kültürel değerler her türlü ayrılıkçı düşünce ve çözümü anlamsız kılmaktadır. Türkiye'de Kürt sorununun çözümü, Türklerin ve Kürtlerin barış içinde ve birlikte yasama istemi ve kararlılığında aranmalıdır. Sokaktaki deyimiyle ne "Ver kurtul!" ne de "Vur kurtul!" bir çözümdür. HDF, bunun hangi etnik kökenden olursa olsun Türkiye insanının ezici çoğunluğunun ortak inancı ve istemi olduğu düşüncesindedir.

Ulusların kendi kaderini belirleme haklarına saygılıyız. Ancak bu hakkın her zaman ve her yerde ayrılma hakkı anlamına gelmeyeceğini düşünüyoruz. Yüzyıllardır bir arada yasayan, büyük ölçüde kaynaşmış ve bütünleşmiş etnik grupların birbirinden ayrılamayacağına inanıyoruz.

Türkiye'de üniter devlet, federasyon ve özerklik gibi değişik çözüm önerileri toplumun bütün kesimlerince sınırsızca tartışılabilmelidir.

Özgürce tartışmanın engellendiği ortamlarda terörün geliştiği ve çözümsüzlüğün kalıcılaştığı unutulmamalıdır.

HDF, Kürt sorununun ancak Türkiye bütünlüğü ilkesinden ayrılmadan ve üniter devlet içinde hangi etnik kökenden olursa olsun insanlar arasında toplumsal barısı sağlayarak, demokrasiyi tüm kural ve kurumlarıyla işleterek çözülebileceğine inanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatanı ve ulusuyla bölünmez bir bütün olduğuna inanıyoruz. Ancak ulusun ve vatanın bölünmez bütünlüğü asker ve polis gücüyle sağlanamaz, sağlanmamalıdır. Devletin tekliği ve ulusun bütünlüğü ilkesi özgürlük içinde ve gönülden benimsenmeli ve gerçekleşmelidir. Ülkemizde şiddete ve teröre başvurmamak koşuluyla her türlü çözüm önerisi savunulabilmelidir. Demokrasinin temel değerlerinden birisi olan düşünce özgürlüğü bu bağlamda da hiçbir gerekçe ile sınırlandırılamaz.

Türkiye'de basta Türkler ve Kürtler olmak üzere bütün etnik gruplar büyük ölçüde kaynaşmış ve bütünleşmişlerdir. Bu kaynaşma ve bütünleşme derinleştirilebilir. Bunun önünde duran bütün engeller kapsamlı bir demokratikleşme programı çerçevesinde kaldırılmalıdır. Bu çerçeve içinde ulusumuzun barış içinde birlikteliğini sürdürerek özgürlük ve esenlik dolu bir geleceğe yöneleceğine inanıyoruz. Bu olanakları gördüğümüz ve bu inancı taşıdığımız için, Türkiye'de değişik devlet kurumları, partiler ve kamuoyu içinde yer alan, dar ve otoriter bir devlet anlayışım, milliyetçi bağnaz ve militarist çözümleri savunan tüm kişi ve güç odaklarının bu tutumlarını terk etmelerini zorunlu ve yararlı olacağı kanısındayız. Aynı şekilde basta PKK olmak üzere tüm Kürt terör örgütlerinin ve diğer ayrılıkçı grupların terörizmden vazgeçerek silahlarını bırakmalarının ve etnik fanatizmden uzaklaşmalarının zorunlu ve yararlı olacağını çok açık bir şekilde ve ısrarla vurgulamak isteriz.

KÜRT SORUNU EKONOMİK VE SOSYAL KALKINMA SAĞLANMADAN ÇÖZÜLEMEZ

Kürt kökenli yurttaşlarımızın yoğun olarak yasadıkları Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleri yalnızca demokrasi ve insan hakları yönünden değil, ekonomik ve sosyal açılardan da acil çözüm bekleyen yörelerdir. Bu bölgedeki gelir düzeyi, diğerlerine oranla çok düşüktür. Ekonomik etkinliklerin önemli bölümünü tarım ve hayvancılık oluşturmaktadır. Özellikle bölgedeki toprak dağılımının dengesiz oluşu, toprakların hala feodal güçlerin denetimi altında bulunuşu, ekonomik ve sosyal sorunların oluşumuna temel nedendir. Bunun sonucunda ailelerin büyük bir bölümü topraksızdır. Feodalizm bölgede yalnız ekonomik yasamı değil aynı zamanda politik yasamı da belirlemektedir.

Özellikle son yıllarda bölgedeki yatırımlar durma noktasına gelmiş, işsizlik giderek artmıştır. Ana gelir kaynaklan olan hayvancılık ve sınır ticareti son yılların politik gelişmeleri sonucu özellikle Körfez Bunalımı ve Irak'taki siyasi belirsizlik sonucu büyük ölçüde yapılamaz duruma gelmiştir. Ekonomi can çekişirken bu bölgelerde zaten çok geri düzeyde olan sağlık ve eğitim hizmetleri de hızla durma noktasına gelmektedir.

TÜRKİYE'DE TERÖR SORUNU VARDIR

Türkiye'de bugün bir terör sorunu vardır. Ancak Kürt sorununu salt terör ve PKK sorununa indirgemek de yanlıştır. Kürt sorunu ile terör sorunu kesinlikle birbirinden ayrılmalıdır. PKK'nın kendisi her şeyden önce 12 Eylül’ün, baskıcı ve askeri anlayışın ürünüdür. PKK'nın siyasi yenilgisinin ön koşulu 12 Eylül artığı anlayış ve yasakların kaldırılmasıdır. Onun ideolojik gıdası ve varlık nedeni ancak böyle siyasi önlemlerle ortadan kaldırılabilir.

Kanla yazılan, insanları birbirine düşman eden, şovenizmle beslenen politikalar çözüm değildir. Herkes şiddet kullanılmasına dur demeli, çözüme demokrasi içinde siyasal ve barışçıl yöntemlerle varılmalıdır.

Kürt sorununu teröre başvurarak, Kürt kimliğini yok sayarak ve salt askeri yöntemlerle çözmek olanaklı değildir. Çözüm ise temel konulardaki toplumsal uzlaşmalarda yatıyor. Şiddet sorunların çözümü olamaz-Modern toplumlarda şiddet kullanma hakkının tekeli devlettedir. Ancak bu hiçbir zaman devletin kullandığı şiddetin her zaman meşru olduğu anlamına gelmez. Ülkemizde her gün tırmanan şiddet eğilimini ancak bu anlayışla kırabiliriz.

Şiddet kullanarak demokratik çözüm olmaz, şiddeti savunarak demokrat olunmaz. Çözüm daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlüktür. Ya terörden yana olunur ya da teröre karsı olunur. Herkes bu tercihi yapmak zorundadır. Terörü mahkûm etmeden demokrasi gerçekleşmez.

Ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı adına toplumun içine kin, düşmanlık, etnik fanatizm tohumları serpmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ayrıca Türkiye'de Kürt sorununun çözümü için teröre başvurmanın hiçbir ahlak, siyasal, hukuksal temeli yoktur. Terör, Türküyle Kürdüyle bütün Türkiye toplumunun ve devletinin varlığım tehdit etmektedir. Şiddet ve terör Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü engellemekte, bu sorunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen demokrasi karşıtı, emperyalist ve militarist iç ve dış güç odaklarının isine yaramaktadır. Bütün bu düşüncelerimizin ışığında aşağıdaki somut istem ve önerilerimizi tartışılmak üzere kamuoyuna sunmak istiyoruz:

1) Türkiye'de demokrasi içinde siyasal ve barışçıl çözümler aranmalıdır. Bunun basında Kürt kimliğinin tanınması yer almalıdır.

2) Türkiye'nin etnik ve kültürel çoğulcu yapısının siyasal, toplumsal ve kültürel sisteme yansıması sağlanmalıdır.

3) Kürt kimliği ve dili üzerindeki bütün baskı ve yasaklamalar kaldırılmalıdır. Kürtçenin, eğitim ve kültür yaşamımıza eksiksiz bir şekilde entegrasyonu sağlanmalıdır.

4) Etnik kimlik ve farklılıkları yadsımadan Türkiye'de toplumsal bütünleşmenin nasıl derinleştirilebileceği araştırılmalı ve belirli bir program geliştirilmelidir.

5) Kürtlerin yoğun yasadığı bölgelere yönelik kapsamlı bir ekonomik kalkınma programı geliştirilmeli ve ivedilikle uygulanmalıdır.

6) Türkiye'de üniter devlet, federasyon ve özerklik gibi değişik çözüm önerilerinin tüm boyutlarıyla tartışılmasını sağlayacak platformlar oluşturulmalıdır.

7) Benzeri veya farklı tarihsel-toplumsal koşullar altında diğer ülkelerin etnik sorunlarını nasıl çözdüklerini araştırmak üzere Türk ve Kürt politikacı, bilim adamı ve gazeteci-yazarlardan oluşan bir araştırma ve çalışma komisyonu kurulmalıdır.

8) Tüm Kürt örgütleri; etnik bağnazlığa dayanan militarist mücadele anlayışını ve şiddete dayalı yöntemleri bırakmaya ve barışçı, demokratik siyasal mücadele zeminine katılmaya çağırılmalıdır.

9) Türkiye toplumunun bütün etnik gruplarının siyasal, kültürel ve ekonomik bütünleşmesinin önündeki tüm yapısal-kurumsal engeller araştırılmalı ve ivedilikle ortadan kaldırılmalıdır.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları