LVM Fikret Odağ

Türk ve Alman hukuku birlikte test ediliyor

17.01.2021 17:50

Almanya’da 3 milyonu geride bırakan bir Türkiye kökenli nüfusun “hukuki dertlerinin” de dönüştüğünü hatırlatan Frankfurtlu avukat Fatma Bostan’a göre, artık daha farklı konu ve talepler gündemi belirliyor.

Türk ve Alman hukuku birlikte test ediliyor

Almanya’da 3 milyonu geride bırakan bir Türkiye kökenli nüfusun “hukuki dertlerinin” de dönüştüğünü hatırlatan Frankfurtlu avukat Fatma Bostan’a göre, artık daha farklı konu ve talepler gündemi belirliyor.

Türkiye’den kitlesel işgücü göçünün 60’ıncı yılında, kuşaklar arası hukuk zincirinin farklı boyutlar almaya başladığı kaydedildi. Çalışmalarını uzun yıllardır Frankfurt’ta sürdüren Avukat Fatma Bostan, Türk toplumunun önemli bir bölümünün, özellikle de genç kuşakların, “çalışan ve çalıştırılan” konumundan “çalıştıran” konumuna geçiş yaptığını belirterek, toplumsal yerleşiklik içindeki konumlarının hukuksal taleplerini değiştirdiğine dikkat çekti. Yaşlanan kuşağın vasilik ve miras davalarına konu olduğunu hatırlatan Fatma Bostan, son dönemde de Türkiye kökenli nitelikli işgücü göçünün getirdiği sorunları yorumladı.

– Sayın Bostan, göçmen olarak insanlarımız daha çok hangi dava türleriyle kapınızı çalıyor? Dikkatinizi çeken yeni gelişmeler var mı? 

FATMA BOSTAN – Almanya’daki Türklerin her türlü ve her alanda hukuki problemleri ve davaları oluyor. Bunları aile hukukundan tutun da ceza hukuku, idari hukuk, miras hukuku, kira hukuku, iş hukukuna kadar uzatabiliriz. Bilindiği gibi, 30 Ekim 1961 tarihinde Bonn’da Almanya ile Türkiye arasında “İşgücü Alımı Anlaşması” imzalandı. Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün 60’ıncı yılını dolduruyoruz. Almanya’daki Türkler dört nesildir burada yaşıyorlar.

Birinci nesil emeklilik yaşını doldurdu, neredeyse ikinci nesil de emeklilik yaşını doldurmak üzere. İlerleyen onlarca yıldan sonra birinci nesilden vefat olayları arttı, bu sebeple son yıllarda miras davalarında da artış oldu. Miras davası derken, birinci ve özellikle de ikinci neslin hem Almanya’da hem Türkiye’de mal varlığı bulunabiliyor. Bu durumlarda Türk ve Alman hukuku birlikte devreye giriyor. Bu tür miras sorunlarında son iki yılda artış gözlemliyoruz.

VASİ TESPİTİ ÖNEMLİ KONU 

Yine son 2 -3 yıldır artış gözlemlediğiniz bir başka konu da, hukuki sorunlarda vasi tespiti. Her yaşlanan insan gibi, birinci veya ikinci nesilden Türk müvekkillerimiz de yaşlanınca sağlık sebebiyle kendi işlerini göremez hale geliyor ya da vesayet altına alınmak zorunda kalıyorlar. Bu müvekkillerin bir kısmının Almanya’da vasileri kısmen hukuki yolla görevlendirilen üçüncü kişiler olsa da, daha çok aile üyeleri, çoğunlukla da kendi çocukları oluyor. Alman mahkemelerince vasi olarak atanmak teknik ve bürokratik olarak çok zor değil. Dilekçe üzerine, vasi altına alınacak kişinin sağlık tespiti yapıldıktan sonra mahkeme hızlı bir şekilde vasi atıyor.

Ancak müvekkillerimizin Almanya’da almış oldukları vasi kararları ile Türkiye’de işlem yapmaları mümkün olmuyor. Bu nedenle, Türkiye’de işlem yapabilmeleri için tekrar Türk Hukuku’nca da bir vasi kararı çıkartmak veya Almanya’da alınan vasi kararını Türkiye’de tanıtma işlemini  yaptırmak gerekiyor.

– Bizim insanımız hukuksal konularda hangi alanlarda sıklıkla sorun yaşıyor?

 FATMA BOSTAN – 1961 yılı itibariyle Almanya’ya gelen Türkler rotasyon mantığıyla “misafir işçi” olarak gelmiş olsalar da artık misafir değiller ve bu toplumun bir parçası oldular. Toplumun her alanında mevcutlar, hemen her meslekte çalışıyorlar ve Almanya’nın her yerine yerleşmiş olduklarını görüyoruz. Mesleğe başladığım yıllarda müvekkillerimiz bize daha çok kiracı ve işçi sıfatıyla gelirken, bugün Türklerin sayıca  azımsanamayacak kadarı Almanya’da mal-mülk ve gayrimenkul sahibi oldu. Ya aldıkları evde kendileri oturuyorlar ya da çok daireli binaları alıp kiraya veriyorlar. Bu şekilde bize sadece kiracı olarak değil, artık ev sahibi olarak da kira hukukuna dahil problemlerini getiriyorlar.

TÜRKLER ARTIK ŞİRKET YÖNETİYOR

– Türkler daha çok hangi alanlarda ticaret sektörüne giriyor?

FATMA BOSTAN – Türkler burada yıllar önce küçük döner dükkanları veya eksport dükkanları ile ticaret hayatına adım atarken, bugün binlerce kişinin çalıştığı şirketleri yönetir noktaya geldiler.  Ayrıca Türkleri her türlü ticari alanda görebiliyoruz. Örnek verecek olursak: Temizlik sektöründe işveren ve çalışan olarak, güvenlik ve nakliye sektöründe yine işveren ve çalışan olarak, gastronomi sektöründe ise lokanta, kahvehane, fırın sahibi olarak geçimlerini sağlıyorlar. Ayrıca yine çok amaçlı kullanılan seminer, toplantı ya da düğün salonlarının yanı sıra çeşitli organizasyon ve etkinlikler için kamuya açık mekânları işleterek de katma değer üretiyorlar.

Hayatın her alanına dağılmış biçimde çok yaygın olarak Türkiye kökenli avukat, doktor, mühendis, sosyal danışman, psikolog, teknisyen, işletmeci, sigortacı, gazeteci, vergi uzmanı, bankacı, eğitmen, öğretmen, memur görüyoruz. Yıllar önce Türkler bizden çoğunlukla işçi olarak işverenle olan sıkıntıları için hukuk danışmanlığı hizmeti alırken, bugün işveren olarak şirketleriyle ilgili sorulardan tutun da, iş akdinin sona erdirilmesi, idare hukuku, sosyal hukuk gibi alanlarda hukuki sorunlarla işveren olarak geliyorlar.

HER MİLLETTEN MÜVEKKİLİMİZ OLUYOR

– Frankfurt çok fazla göçmenin yaşadığı büyük bir şehir. Burada küçük şehirlere oranla sorunlar nasıl farklılaşıyor, toplumun her kesiminden müvekkiliniz var mı?

FATMA BOSTAN – Tabii ki Rhein-Main bölgesi çok çeşitli kültürden insanın bir arada yaşadığı bir bölge. Frankfurt’ta bildiğim kadarıyla 153 milletten insan yaşıyor. Bizlere de sadece Türkler değil tabii ki diğer göçmenlerden de müvekkil olarak gelen çok insan oluyor. Örnek verecek olursak, Faslı, Pakistanlı, Afganistanlı, İranlı, Azeri, Balkan ülkelerinden müvekkillerimiz var. Bunların sorunları da, yine ne kadar zamandır burada yaşıyor olduklarına bağlı olarak, farklı hukuki alanlarda olabiliyor.

BEYAZ YAKALI TÜRKLER ARTIŞTA

– Son yıllarda beyaz yakalı dediğimiz “Expat Türkler” (nitelikli Türk işgücü) sayıca arttı. “Expatlar” hangi hukuki yollarla Almanya’ya giriş yapıyorlar, burada kalabilmek için hangi yolları kullanıyorlar? Gelenler genelde hangi mesleki alanlardan geliyorlar, topluma uyum konusunda sıkıntı yaşıyorlar mı?

FATMA BOSTAN – Son yıllarda Almanya’ya da Türkiye’den gelen nitelikli işgücünün sayısı arttı. Geçmiş yıllarda nitelikli işgücünü daha çok üniversite mezunları oluşturuyordu ve mavi kart uygulaması ile geliyorlardı. Ancak bilindiği gibi Almanya’da 1 Mart 2020 tarihinde “Nitelikli İşgücü Göç Yasası” (Fachkräfteeinwanderungsgesetz) yürürlüğe girdi. Bu yasanın getirdiği en önemli yenilik, üniversite mezunlarının yanı sıra meslek eğitimi bulunan veya uzun süre meslek tecrübesi bulunan işgücüne de kapıları açmış olması.

Nitelikli İşgücü Göç Yasası’na bağlı olarak daha çok sağlık branşında ve bilişim teknolojisi alanında başvuru olduğunu gözlemliyoruz. Yasa mesleki nitelikleri ve eğitimleri Almanya tarafından tanınan kişilere Almanya’da iş aramak üzere altı aylık bir “iş arama vizesi” sağlıyor ve bunun yanı sıra haftada on saate kadar deneme amaçlı istihdama da izin veriyor.

 

Adayların denklik alabilmek için Türkiye’den aldıkları diplomalarını ve mesleki yeterliliklerini gösteren belgeleri yetkili kurumlar aracılığıyla Almanya’ya iletmesi gerekiyor. Almanya’daki yetkililer ise Türkiye’de edinilen eğitim ve mesleki deneyimlerin Alman iş piyasasında karşılığı olup olmadığını inceleyip denklik kararını veriyor.

2020 yılı başında başvurularda oldukça artış görüyorduk, ancak daha sonra pandemi sebebiyle burada da tıkanma ve yavaşlama olduğunu görüyoruz.

“EXPATLAR” VE SORUNLARI

– “Expat” olarak Almanya’ya gelmenin avantajları ve dezavantajları nedir, sıkıntılar daha çok nerelerde yaşanıyor?

FATMA BOSTAN – Almanya’ya gelebilmek için temel Almanca bilgisi şartı isteniyor. Mesleği icra etmek için Almanca bilmek gerektiği için, adayların geldikten sonra Almancalarını burada da geliştirmeleri için belli bir süre tanınıyor. Nitelikli işgücü olarak gelen kişilerin süresiz oturum izni alma şartları da vize türüne göre değişebiliyor. Bu durumda çalıştıkları sektör, aldıkları ücret ve iş sözleşmesi şartları belirleyici oluyor. Süresiz oturma izni almaları ise 21 ile 48 ay arası değişebiliyor.

Çalıştıkları branşlarda devamlı personel açığı bulunduğu için, bu insanlar kolay işyeri değiştirebiliyor veya işsiz kalmıyorlar. Günlük hayatta sıkıntı çekmediklerini, kısmen kamu dairelerinde zorluklarla karşılaştıklarını dile getiriyorlar.

#

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Haberler