TARİHÎ DERS

20.08.2021 22:50

Gezegenimiz sel ve yangın felâketlerine karşı savaşıyor. Doğa ve çevre kaynakları hoyratça kullanan, tüketen insana karşı öcünü gösteriyor.

Evini, barkını, vatanını bırakıp komşu ülkelere sığınan sığınmacı sayısının seksen milyon, bunun yirmi milyon iklim değişiminden kaynaklandığı için göç yollarında olduğu sanılıyor.

Mültecilerin gitmek istediği ülkeler sırasında Almanya var. İlk sırada olmasının sebebi tarihinden ders çıkarmasıdır.

Federal Almanya Başbakanı Dr. Angela Merkel 2015 yılında Avrupa sınırında yığılan mültecilere kapıları açtı. Bu davranış Dünya’ya örnek bir davranış mesajı iletti.

Fakat aynı siyaset partisine ve iç barışa çok zarar verdi. Seçimde oy kaybına uğrattı. Ülkede cereyan eden terör olayları, kontrolsüz mülteci kabulünde siyasi hatayı gösterdi.

Demokrasiyi yıkmak isteyen, aşırı sağ eylemli partiler ve gruplar var. Ülkeyi idare etmede siyasilere oldukça zorluk çıkarıyorlar.

Buna rağmen oturmuş, sağlam Demokrasi sistem örneği veriyor. Bu duruma gelmesi tarihinden ders almasıyla mümkün olmuştur. İkinci Paylaşım Savaşı’nda (1939-1945) Avrupa ve Asya’da 6 milyon Yahudi olmak üzere, asker ve sivil toplam 56 milyon insan hayatını kaybediyor. 12 milyon Almanya’ya sürülüyor.

İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra (1945-1949) yılları arasında ne olduğuna bakmakta fayda var.

Bu beş yılda Türk halkı Türkiye’yi savaştan koruyan İsmet İnönü ve hükümetine minnettardı. Dünya organize kuruluşlarına Almanya’nın alınmasına yardım edecek güçteydi. Türkiye’nin desteğiyle Almanya NATO’ya kabul edilmişti.

1945 yılı Ocak ayında Sovyetler Birliği Doğu Prusya’yı işgal ederek, Hitler’in elinden geri alıyor. İlk toplama kampı kurtarılıyor.

Şubat ayında Dresden şehri bombalanıyor. Şehirde asker olmadığı bilindiği halde, sivil halkın aklını başına getirme çaresi olarak görülüyor.

Daha sonra Berlin dahil şehirler harabeye çevriliyor. Almanya dört devlet tarafından paylaşılıyor. Sovyetler Birliği, Fransa, İngiltere ve Amerika mıntıkaları meydana geliyor.

Güç kullanma, karar alma yetkisi olmayan Alman askerleri serbest bırakılıyor. Savaşı çıkaran, emir veren, Yahudileri öldürmek için gaz fabrikaları kuran subay ve generallerin hayatta kalanları cezalandırılıyor.

Duymadık, görmedik demesinler diye, halk zorla toplama kamplarına götürülüyor. Ceset yığınları gösteriliyor.

Harabe olan şehirlerde aç susuz halka, kalori tedarik etmeye paralel olarak konser, tiyatro gösterileri başlıyor. İlk gazetelerin çıkmasına izin veriliyor

O tarihte henüz on üç on dört yaşında olan Lothar Holzhey’in

hatırladığı birkaç not şöyle:

“Ulaşım imkânı çok sınırlı olduğundan dolayı, trenler tıklım tıklım doluydu. Üstünde bile kalabalık vardı. Lokomotif makinisti bunu bilir ve treni dikkatli sürerdi.

Büyük şehirde kıtlık vardı. Gıda ve içecek karneyle bulunuyordu. Alman halkı zamanını bekleme kuyruklarında geçiriyorlardı. Süt, ekmek ve sabun gibi temel gıda ve gereçleri bulmak oldukça zordu.

Bu nedenle Berlin’den küçük kent olan (Bad) Langensalza’ya gitmek zorunda kaldık. Orada açlık çekmedik. Fakat kısa süreli de olsa yaşadığım açlığın ne demek olduğunu ve patatesin kıymetini ömür boyu unutmuyorum.

Evlerin izbelerinde patlayan su boruları, bazı komşuların boğularak ölmesine sebep oldu.

Evsiz milyonlarca insan, spor salonlarında, evlerin sağlam kalan alt katlarda, tren istasyonlarında barınıyordu.

Yaya yollarında işgal kuvvetleri askerlerine Alman vatandaşları yol vermek zorundaydı.

Halk geçim ve yaşam mücadelesi veriyor, açlığa soğuğa karşı direniyordu. Fırsatçılar kara pazarda, fakir halkın elinde kalan, anıları olan eşyalarını da alıyorlardı.

Pul koleksiyonumu yıkılan evimizin izbe katından kurtarınca rahatlamıştım.”

Lothar Bey gibi, savaşın yıkımını gören ilk nesil, gezegenimizin hiçbir yerinde savaş olmasını istemiyor. Yaşadıkları şok etkisi ve hayatta kalma mücadelesiyle, savaştan önceki tarihle hesaplaşamıyor. 1968 kuşağına kadar Alman halkı geriye bakmıyor, susuyor.

İşgal kuvvetleri partilerin siyasi çalışmalarına izin veriyor. 7 Aralık 1948 tarihinde Türkiye sürgün hayatından dönen Ernst Reuter (SPD) Batı Berlin’in ilk idare eden Belediye Başkanı seçiliyor. Dünya ülkelerini, aç susuz perişan kalmış Alman halkına yardıma çağrı konuşması tarihe geçer.

14 Ağustos 1949 tarihinde ilk parlamento seçimine izin veriliyor. Prof. Dr. Theodor Heuss (FDP) ilk Cumhurbaşkanı oluyor. Dr. Konrad Adenauer (CDU) Başbakan olarak tarihe geçiyor.

13 Ağustos 1961 tarihinde Berlin duvarı inşa edilerek, Doğu Batı ayrılana kadar mıntıkalar açıktı. Duvarla birlikte iki devlet kurulmuş oldu. Aileler parçalandı, sevenler ayrılmak zorunda kaldı. Türkiye ile konuk işçi antlaşması Ekim ayında yapıldı.

İşgal kuvvetleri başta Amerika olmak üzere Batı Almanya’nın kalkınmasına yardım etti. Fakir Almanya ile ticaret yapamayız, diyerek endüstri ülkesi olmasına izin verdiler.

Doğu Almanya 9 Kasım 1989 tarihine, utanç duvarı yıkılana kadar Sovyetler Birliği himayesinde kaldı. Duvar kalktı, iki Almanya birleşti. Doğu Almanya halkı HEY HÜRRİYET çığlıklarıyla Batı Almanya’ya akın etti.

Coğrafya olarak birleşmesi, tarihten gelen sorunları 30 yılda tamamen çözemedi. Sosyal, tarihsel ve kültürel farklılıklar devam ediyor.

Federal Almanya tarihten ders çıkarmayı yalnız başarmadı. Ülkeyi işgal eden, paylaşan ülkeler NAZİ beyinleri temizlemek için çok çaba gösterdi. En büyük katkıyı ülkeyi terk etmek zorunda kalan aydın, sosyal demokrat sürgünden dönen Alman yazar, siyasetçi ve sanatçı gibi aydın insanları yaptı. Doğu Almanya ise Hitler tarihini yok saydı.

Bugün yollara düşen çoğunluğu Müslüman olan mülteciler, halkı Hristiyan, ama lâik sistemi başarmış Almanya’ya gelmek istiyor. Dünya’da en değerli kimlik Alman vatandaşlığı.

Tarihinden ders almasaydı, bu saygıyı, ünü göremezdi.

Tarih geleceğin kılavuzu olduğu için, öğrenmek zorundayız.

Tarihle kalın!

Kaynak:

Dieter Franck, Jahre unseres Lebens 1945-1949, Tb. 7685, Rowohlt Taschenbuch-Verlag, Hamburg 1983

ISBN: 980-3-488-17685-8

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları