SÜNNETLİSİ BİLE ALINMAZ

13.10.2021 16:12

Bu kadar da olmaz, artık hiçbir şeye şaşırmam dediğimin üzerinden çok zaman geçmiyor ki çok daha şaşırtıcı bir şeye şahit oluyorum!..

Kasaptayım, kasap istediklerimi hazırlarken, 7-8 yaşlarında bir erkek çocuğu girdi içeri ve telaşla, “Amca bana 50 gr kıyma verir misin” dedi. Kasap, “Evladım sıranı bekle, bak hanımefendinin isteklerini hazırlıyorum” dedi. Çocuk o kadar, heyecanlı ve telaşlıydı ki. Üstelik koşarak gelmiş olmalıydı, yanaklarından terler süzülüyordu. Çok da şirindi, dayanamayıp başını okşadım, kasaba, “Acelem yok, beklerim, delikanlının istediğini verin siz, belli ki çok acelesi var” dedim. Çocuğa dönüp “Kedine mi alacaksın, aferin sana, ne kadar düşüncelisin” dedim. Demez olaydım, dilim tutulaydı da diyemeseydim o lafı. Bazen yapıyorum böyle, önce düşünmem gerekeni lafı söyledikten sonra düşünüyor, anlatamayacağım kadar ve yıllarca hatırlayıp utanç duyacağım laflar edebiliyorum ne yazık ki. Çocuk bana döndü, gözlerinden hüzün akıyordu… “Yok teyze, annem yemek yapacak da” diyebildi. O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü adeta. Kahroldum… Ona da doğru dürüst bir şey alayım diye geçti aklımdan, “Kimin oğlusun sen” diye sordum, aaa tanıyordum anne babasını, durumları iyi sanıyordum uzaktan uzağa, onurlu insanlardı da... Hem olaya şahit oluşumdan üzüntü duyabilirler, hem de onurlarına dokunabilir diye, ne çocuğa tanıdığımı söyleyebildim, ne selam söyle diyebildim, ne de almayı düşündüklerimi alabildim ama iyice kahroldum…

Sitemizin bahçesinde bir köpek yavruladı… O kadar sakin, mahcup bakışlı bir köpekti ki nedense onun gözleriyle her karşılaştığımda, içim buruluyor, ağlayarak dönüyordum eve… Yine kasaptayım, aldığım ve pişireceğim makarnayı haşlayacağım ama ne de olsa loğusa henüz, o zaman hazır köpek mamaları da pek yok buralarda, hem de kuru kuru yemesine içim razı olmuyor. Makarnaya da bir şeyler katmalıyım. Şu tavukları ayıklarken attığınız kanat uçları vs gibi parçalardan varsa, onlardan da alayım dedim. Haşlayıp suyuyla da makarna haşlayacağım ve o parçaları koyacağım içine de. Kasap, “Yok Hanımefendi, ne atması, artık onları yemek yapmak için alıyor insanlar” dedi. Yine kötü oldum. “Peki, etlerini sıyırdığınız kuzu kemiklerinden yok mu” dedim, “Onları da artık yemekte kullanmak için alıyorlar” dedi. Bir daha ve biraz daha yıkıldım. Mecburen 2 but alıp çıktım. Bir gün birini, bir sonraki gün diğerini koyarım makarnaya…

Marketten birkaç ihtiyacımı aldım, önümdeki hanıma 1-2 m mesafede sıramı bekliyorum… Elinde 2 tane limon, yanındaki kız çocuğunun elinde ise minik bir gofret… Hanımefendi ısrarla onu yerine bırakmasını söylüyor ama kız da o derece ısrarcı, bırakmıyor. Hanımefendi, kasiyere önce limonun bir tanesini tarttırdı, elindeki bozuk paralara baktı, diğerini de koyup tart diye kasiyere uzattı. Tekrar baktı avucundaki paralara, “Çok şükür, yetiyor” dedi ve hepsini bıraktı kasiyerin önüne. Kızın elindeki gofreti ise, bu kalsın diyerek yan tarafa…

Yine kahroldum, yine acıdı içim ama bu defa akıl edip detaylı ve önceden düşündüm. Belki kızın sağlığı için sakıncalı olduğundan almak istemedi ama limonun birini almayıp gofreti alabilirdi şayet sakıncalı değilse. Belki de, zararlı şeyler yedirmiyordu çocuğuna ama parası da ancak 2 limona yetmişti!.. Karar veremedim, oysa öyle çok istedim ki o gofreti çocuğa alabilmeyi ama annesi ne düşünürdü, nasıl karşılardı? Çünkü daha önce böylesi bir durumda alıp vermem üzerine, oğlan çocuğunun babası epey bozulmuştu bana. Bilmem çocuğu için sakıncalıydı, bilmem onuruna dokunmuştu…

Evvelki gün de, balık almaya gittim… Henüz fiyatları soramadan, balık kafalarıyla dolu bir tezgâha takıldı gözüm. Olabilirdi, çorba yapmak için alabilirdi insanlar ama her balık kafasından da çorba olmazdı ki. “Hayırdır, bunlar ne böyle, artık kafaları da mı satıyorsunuz, yakına kadar atardınız bunları, atmaya kıyamadınız mı ama neden parayla satmaya başladınız, çok kişi çorbasına düşkünleşti galiba, siz de bundan da para kazanalım mı dediniz " dedim. Çünkü çorba da yapılabilecek büyük kafalı balık aldığımda, “Kafalarını atmayın, onları da verin, çorba yapacağım” derdim. Balıkçı da, “Daha epeyce var, istersen onları de vereyim abla, yazık çöpe gitmesin, sen değerlendiriyorsun” derdi. Çok olduğunu söylediğimde de, “Sen çorbasını da seviyorsun abla, birkaç defa yaparsın” derdi... “Yok be abla, ne çorbası, çok kişi çorbasını bile bilmez, hem hangi kadın uğraşacak, uğraşması ve evin kokuyor olması nedeniyle çok kadın evinde balık bile pişirmiyor. Herkes sen gibi balık düşkünü mü? Yemek için alıyorlar, balık fiyatlarını görüyorsun, artık kafaları da satıyoruz" dedi. Kilosu da 20’tlymış.

"İyi de buna fırsatçılık denir, yazık değil mi, balık alamıyorlar diye kafalarını parayla satmak, zaten yakına kadar atıyordunuz, hem ne kadar et var ki kafalarda, yazık parasız verin, balık alamayan zaten, durumu iyi olmayanlar, hem bir lokmalık et için 20 tl çok fazla değil mi" dedim. “Boş ver abla, patron 20 tl'ya satın dedi, satıyoruz, sen hangisinden istiyorsun, onu söyle" dedi. Baktım hamsiler yavrunun da yavrusu, istavritler de öyle, uğraştığına değmez. Çipuralar çiftlik, çinakopu da çok severim, zaten çinakop için gitmiştim ama o da ne, kiloyla değil taneyle satılıyor ve tanesi 78 tl ki ekmeksiz yiyeceğim için bir taneyle de doymam!.. Duyduğuma inanamadım, bir daha sordum, “Tanesi mi gerçekten” diye. Sinirlendim, “Hiçbir şey istemiyorum, anlaşıldı bu sene balık yiyemeyeceğiz!.. Kafayla kuyrukla idare edeceğiz” dedim. “Dur be abla, nereye gidiyorsun, sen devamlı müşterimizsin, gel ikram edelim, pazarlık sünnettir biliyorsun” dedi. Vallahi bu balıkların sünnetlisi bile alınmaz” deyip çıktım… Hem kendisi, hem diğer çalışanlar kahkahalarda güldü lafıma, “Haklısın abla” diyebildiler sadece.

Dönüşte de yol boyunca düşündüm... Dışarıda balık yemek hele hayâl artık. Sadece balık yemiyorsunuz, yanında salatası var, mezesi var, içeceği var... 4-5 kişilik bir aile maaşını bırakıp kalkar o masadan, pek çoğunun ise, maaşı bile yetmez...

Evlerde de, doktorların da önerdiğince, değil artık haftada 3-4 kez, ayda ya da yılda bir kez yenilebilse, ne mutlu…

Ülkede yoksulluk yok diyenler, pahalılık yok, her şeyin fiyatı uygun diyenler, şöyle bir gezmeli çarşı pazarı diye söylendim kendi kendime, ardından, daha başkaca yoksunluklara da…

Küfretmeyi de, küfredeni de sevmem, hayatım boyunca da hiç küfretmedim. Bedduayı da ama dilimin ucuna öyle çoğu geldi ki…

Şaşırdım da, bugüne dek hiçbirini etmemiş de olsam, ne kadar çok küfür ve beddua biliyormuşum meğer!..

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları