STRES

11.04.2021 12:27

Direnç Faktörü: Neden bazıları stresi diğerlerinden daha iyi atlatıyor?

Pandemi herkesi etkilese de herkesi eşit şekilde etkilemediğini göstermiştir. Sağlığa, yaşa, işe ve mali güvenliğe bağlı olarak pandemideki önlemler bizleri az ya da çok etkilemektedir. Ancak kişilerde görülen bu farklı tepkiler yalnızca dış faktörlere bağlı değildir. İnsanlar nesnel olarak aynı stresi yaşasalar ve aynı sosyal durumda olsalar bile, kişilerin ruh sağlığı üzerinde tamamen farklı etkileri olabilir. Yeni gelişen „stres direnci “veya bilimsel adıyla "resilience" kavramları bu farklılığın nedenlerini ve hatta krizlerle birlikte hangi kişilerin kazançlı çıkabileceğini açıklamaktadır.

Stres, çoğu insanın kaçınmaya çalıştığı bir zihin durumudur. Oysa stresin bu kötü imajı kısmen de olsa yanlıştır, çünkü hayatta kalmamız için stresin şart olduğu da bir gerçektir. Kişi özellikle de bilmediği veya tahmin etmesi zor olan gereksinimlere stresle tepki verir. Akut stres patlamaları kritik durumlarda elimizden gelenin en iyisini yapabilmemiz için ihtiyacımız olan enerjiyi ve hormonal salgıyı harekete geçirmemize yardımcı olur. Stresle başa çıkmak yorucu olabilir ama aynı zamanda uyarıcı ve öğretici de olabilir. Bununla birlikte, stres çok uzun sürerse ve yönetilemez ve öngörülemez ise tehlikeli hale gelir. Unutmayalım ki stresten kaynaklanan hastalıklar artık dünya çapındaki tüm ölümlerin yüzde 70'inden fazlasından sorumludur.

Korona salgını tam da bu tür baskıcı, yönetilemez ve öngörülemez stresi teşvik etmektedir. Bu süreç içinde birçoğumuz artık stresin uyarıcı, olumlu yanını değil de kalıcı, kontrol edilemeyen bir yük olarak deneyimliyoruz. Pandeminin insanların ruh sağlığı üzerinde ciddi etkileri ortaya çıktı: Depresyon ve anksiyete gibi strese bağlı bozukluklarla ilişkili zihinsel semptomlar arttı, hatta daha önce nadiren semptomlar gösteren, yani dayanıklı sandığımız insanlarda bile stresin olumsuz yanı kendini göstermeye başladı.

Zihinsel olarak istikrarlı bir şekilde bu tür zor yaşam durumlarından geçen, yani stres ortamına dayanıklı olan insanlar dirençli olarak tanımlanır. Onlar olumsuz koşullardan etkilenmezler veya zihinsel sağlıklarını hızla geri kazanmayı başarırlar. Mevcut yaşadığımız ve istisnai pandemi durumu nüfusun büyük kesimleri üzerindeki tepkileri araştırmak için bir fırsat yaratmaktadır. Bu koşullarda insanların çoğu benzer stres türlerini yaşarlar: günlük aktivitelerdeki ve sosyal etkileşimlerdeki kısıtlamalar, virüs korkusu ve işyerindeki sorunlar gibi.

Fakat zihinsel olarak dengeli kişilerin mevcut durumda daha dirençli olup olmadığını nasıl bilebiliriz? Leibniz Dayanıklılık Araştırmaları Enstitüsünde bir grup bilim insanı bu ikisi arasında ayrım yapabilmek için ve dayanıklılığı bilimsel olarak ölçmek için yeni bir yöntem geliştirdi. Bu araştırmada sadece katılımcıların psikolojik şikayetlerini karşılaştırmak yerine, dış koşullara göre ruh sağlığına da bakıldı. Ruh sağlığı ile ilgili sorulara ek olarak, katılımcılardan son zamanlarda ne tür dış kaynaklı sıkıntılar yaşadıklarını belirtmeleri istendi. Örneğin “sosyal temas kaybı “, „çocuk bakımı zorlukları “veya „iş yeri sorunları “gibi.

24 farklı ülkeden 15.000 deneğin katıldığı araştırmanın sonuçlarında Korona krizinde stresin zihinsel sağlığı ne kadar etkilediğini gösteren önemli psikolojik faktörler var. Buna göre, gergin, daha sinirli ve güvensiz olma eğiliminde olan kişiler, bu tür stres ve zorlamalara nispeten daha olumsuz tepki veriyorlar. Buna karşılık, daha iyimser insanlar olumsuz koşullardan daha az etkileniyorlar. Bunlar aynı zamanda kendi kendilerini daha etkili hissedenler, yani zor durumlarda kendi yeteneklerine güvenebilecek kişilerdi.

 

İnsanların özellikle zor durumlarla nasıl başa çıktıkları da çok önemli. Sorunlarınız olduğunda yeterli sosyal desteğe güvenebileceğinizi bilmek bile onlarla başa çıkmanıza yardımcı olmaktadır. Kısıtlamalardan bir anlam çıkaran veya bu durumu fırsat bilen, yani olumlu bir şeyler gören insanlar da bundan daha az zarar gördü. Bu bağlamda, özellikle Korona krizine olumlu bakılması krizi az hasarlı atlatabilmek için önemli olduğu ortaya çıktı. "Korona salgını nedeniyle toplumun uzun vadede daha iyi gelişeceğine inanıyorum" veya "Korona pandemisinden hayatım için olumlu bir şeyler öğrenebileceğimi düşünüyorum" ve hatta „Korona pandemisinde kendimi ve yeteneklerimi keşfettim “gibi ifadelere katılan denekler çok daha dirençliydi.

Peki bu tür 'direnç faktörleri' kişisel çabalarla gelişebilir mi ve ne ölçüde gelişebilir? Yapılan ilk araştırmalar dayanıklığı çoğunlukla bir tür değişmez kişilik özelliği olarak tanımlamışlardı. Fakat yeni yapılan araştırmalarla birlikte artık direnç faktörlerinin değişebileceğine de inanıyoruz- özellikle stresle karşı karşıya kaldığımızda. Bu tür deneyimler bize stresle nasıl başa çıkılacağını eğitme fırsatı verir. İnsanlar yaşamış oldukları deneyimlerle daha sonraki kriz durumlarında strese karşı koruyucu olduğunu kanıtlayan faktörleri daha iyi geliştirebilirler.

Dolayısıyla kriz aynı zamanda bir fırsattır ve pek çok insanın da nihayetinde ondan daha güçlü ve daha dirençli çıkacağı umulmaktadır. Bu bağlamda stresli kaynaklı "aşılama" dan da bahsedebiliriz. Bu şekilde stresle baş etmenin yolunu öğrenilebileceğimizi deneyimliyoruz. Örneğin, meditasyon ve farkındalık eğitimi, insanlara kendilerini daha az stresli hissettiriyor. Bu tür eksersizler stres hormonlarının (Cortisol, Adrenalin) miktarını da azaltabilmektedir.  Diğer çalışmalar da olumsuz durumları daha olumlu görebileceğimizi ve bu nedenle de strese karşı direnç faktörümüzü geliştirebileceğimizi göstermektedir.

Sonuç olarak, gelecekte hedeflenen kişisel gelişim eğitimleriyle kısmen de olsa strese bağlı hastalıkları önleyebileceğimizi umuyoruz. Bununla birlikte, şimdiye kadar bildiğimiz direnç faktörlerinin, stresin gerçek etkilerinin yalnızca küçük bir bölümünü açıklayabildiğini de görüyoruz. Yaş, eğitim seviyesi ve ilişki durumu gibi demografik faktörler de kişisel dayanıklılık konusunda etkili olduğu gösterilmiştir. Fakat bu bağlamda bir şey unutulmamalıdır: Kişinin çeşitli durumlarda kendini aşırı stresli hissetmesi, sadece kişisel dayanıklılığı üzerine çalışarak tamamen ortadan kaldırılmaz. Bunun için dış koşulların da değişmesi gerekir; örneğin güvensiz veya aşırı derecede yorucu mesleklerde çalışma koşulları. Bu nedenle, stresle ilişkili hastalıkları etkili bir şekilde önleme söz konusu olduğunda bireysel gelişim veya dayanıklılık eğitiminin yanı sıra, toplumdaki yapısal değişikliklerle birleştirilmelidir.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları