2 C
Berlin
02:04 - 14/12/2019
Almanya Haber – Berlin Haberler – Son Dakika Avrupa Haberleri

Adil Hacıömeroğlu

Adil Hacıömeroğlu arşivindeki tüm yazıları ha-ber.com'da.

Diğer Yazarlar

TRABLUSGARP’ TAN LİBYA’YA

00:34 - 28/03/2011

BM Güvenlik Konseyi’nin kararından hemen sonra Fransız uçaklarının Libya’yı bombalamasıyla yeni bir savaş başladı. “Uluslararası toplum(!)” denilen saldırgan birkaç emperyalist batılı ülke, her gün Libya topraklarına binlerce bomba bırakıyor. Nedense uluslararası toplum(!) denilince ortaya çıkanlar, hep petrolün ve diğer hammadde kaynaklarının peşinde olan eski ve yeni sömürgeciler.

Libya’ya saldırılar başlamadan önce, saldırganlara ilk destek Arap ülkelerinden geldi. Arap Birliği, İslam Konferansı Örgütü gibi ismi var, cismi yok örgütler ortadan kayboldular. “Uluslararası toplum”un dışında kalmamak(?) adına birçok Arap ülkesi sıraya girdi. Sanki savaş, Arap topraklarında değil de Antarktika’da yapılıyor!

Kaddafi’nin insan haklarına aykırı davranışlarını, yolsuzlukları, hanedan ailesinin savurganlıklarını onaylamak olanaksız. Modası geçmiş diktatörlerin, Arap dünyasının modernleşmesinin önündeki en büyük engel olduğunu da belirtmek gerek. Ancak bu coğrafyaya batılı emperyalist ülkelerin yön vermesi de kabul edilemez. Bir ülkenin yönetimi, ancak o ülkenin iç dinamikleriyle değişmeli. Demokrasi getireceğiz, diye bir ülkenin yeraltı kaynaklarını yağmalamak yeni sömürgeciliğin ince bir taktiği. Bir de bir ülkeyi işgal etmeden, parçalamadan önce o ülkeyi yönetenler hakkında dünya kamuoyu, aleyhte birtakım yayınlarla hazır hale getiriliyor. Bir nevi beyinler yıkanıyor. Devrilecek, ortadan kaldırılacak lider günah keçisi ilan ediliyor. “Yalnızlaştırma operasyonu” başarıya ulaştıktan sonra da askeri harekât başlatılıyor.

Peki, Libya’da asıl amaç nedir? Bilindiği üzere bu topraklarda dünyanın en kaliteli petrolü çıkarılmakta. Ayrıca Kaddafi yönetiminin öteden beri ABD ve Avrupa karşıtı politikaları da bilinmekte. Gerçi son yıllarda arada barış(!) rüzgârları esse de Kaddafi’nin aykırılıkları zaman zaman dikkati çekmekte. Paris’in, Roma’nın orta meydanlarında çadır kurmasına izin veren batılı ikiyüzlü liderler şimdi de Kaddafi’nin çadırını bombalıyorlar. Aykırı liderin gitmesiyle Libya’ya, Irak modeli bir demokrasi kısa zamanda yerleşecek tabi ki!

Yalnızca Libya’nın petrolü mü önemli? Tabi ki değil! Libya, Çad ve Sudan’la komşu. Bu iki ülke, dikkati çekecek düzeyde uranyum yataklarına sahipler. Uranyum demek, nükleer enerji demek. Petrolün tükenmesi durumunda alternatif bir kaynak. Ayrıca nükleer silah yapımı için de önemli uranyum. Bu nedenle Sudan’ın bölünmesinden sonra Libya’ya sıranın gelmesi olağan.

Bir başka neden de Sahra Çölü’nün altındaki zengin su kaynakları ve Libya’nın son yıllarda buraya yaptığı dikkat çekici yatırımlar. Bu açıdan bakıldığında Nil’den sonra buraya Afrika’nın can damarı denilebilir.

Aşiretlere dayalı bir toplumsal yapının bulunması Libya’da istikrarın korunmasının önündeki en büyük engel. Bu nedenle de bölünüp parçalanmaya uygun bir ülke.

Libya konusunda AKP hükümeti istikrarlı bir politik çizgi izleyemedi. RTE, ilk başta Arap ve iç politika tribünlerine oynadı. Her türlü askeri müdahaleye karşı çıkacağını haykırdı. Sonrasında fiili durum oluşunca da yeni politikalar belirlendi. 24 Mart’ta TBMM, Libya’ya askeri güç gönderme teskeresini kabul etti. Bu karardan önce donanmamıza ait beş gemi çoktan yola çıkmıştı bile. RTE’nin dediği gibi askerimiz Libyalı kardeşlerimize silah çekmeyecekti; ancak silah çekenlerin güvenliğini sağlayacaktı. Denizden ambargo uygulamakla görevlendirildi gemilerimiz.

Libya ile ülkemiz arasındaki bağlar eskiye dayanır. İtalya’nın Trablusgarp’ı işgaline karşı direnmek için gönüllülerden oluşan genç Türk subaylarını unutmak mümkün mü? Enver, Mustafa Kemal, Nuri, Fuat, Halil, Yakup Cemil, Naci, Hakkı, Fethi ve diğerleri. Olanaksızlıklar içinde binlerce kilometre yolları, farklı iklimler aşarak Trablus, Bingazi, Tobruk, Derne’de İtalyan sömürgecilerine karşı amansız bir direniş örgütleyen bu kahramanları çöllere düşüren neydi acaba?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Libya’nın, ilk başbakanı Arap Kaymakam Sadullah Koloğlu’nu (1948-1951) anımsayanımız var mı?

1974’te Türkiye, Kıbrıs harekâtını yaptığında yanımızda dost Libya’yı görmedik mi? Bu nedenle ülkemize uygulanan ABD ambargosunu delen tek ülke liderinin Kaddafi olduğunu ne tez unuttuk? Arap ülkelerinin, İsrail’le savaşları nedeniyle tüm dünyaya uyguladıkları petrol ambargosu, petrolün varil fiyatına tavan yaptırırken Libya’nın bize ucuz tarife uyguladığı belleklerimizden nasıl da silindi?

Tarihin, tam yüz yıl sonra bizi getirdiği ilginç bir rastlantıya bakın! 1911’de Trablusgarp’a İtalyan işgaline karşı savaşmaya gidenlerin büyük bir çoğunluğu başta Mustafa Kemal olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular. Ne acıdır ki 2011’de ise Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiye’den birkaç gemi, emperyalist bir saldırıda “koruyucu güç” göreviyle Akdeniz’in mavi sularında… Trablusgarp’tan Libya’ya… İşte, size hem Türkiye’nin hem de dost Libya’nın kesişen tarih çizgileri… Nerden, nereye…

Adil Hacıömeroğlu

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Çerezler (cookie), ha-ber.com web sitesini daha etkin bir şekilde kullanmanızı sağlamaktadır. Anladım daha fazla