KURTLAR SOFRASINDAN ASLANI SİLEMEDİLER…

19.06.2021 22:23

Bu güne kadar devlet memurluğundan gelen alışkanlıklarım ve geçmişte şahit olduğum gerçekler nedeni ile siyasetten uzak durmaya çalıştım.

Türkiye Büyük Millet Meclisini gitmem gerektiğinde meclis çalışmalarını izledim. Parti  kulislerinde işler nasıl yürüyor; kürsü kavgaları dışında ilişkiler  ve ortaklıklar nasıl sürdürülüyor  şahit oldum.  “Senin çenen kuvvetli, kaleminde sağlam gel bizimle çalış” şeklindeki siyasi çağrıları hep geçiştirdim.   Meclisteki üyelerin mesleki dağılımları, bohem yaşantıları beni hep rahatsız etti.  Ben eşitlikçi, çağdaş ilişkiler kurulan, sözünün arkasında durulan demokratik bir düzenden yana oldum.

Orada olması gerekirken dışarıda kalan vekil adaylarını hep hayretle karşılamışımdır. Sonradan öğrendim ki, “Milletin vekili” olmanın bile bir bedeli varmış.   Bu işe heves edip; yılların birikimini uğrunda harcayan ve hayal kırıklığına uğrayanlar, bir gurubun üyesi olarak bir patronun bu bedeli ödemesi ile aday olanlar hiç hoşuma gitmemiştir.

Atatürk dönemindeki meclis aritmetiği ve katılımcılarının sadeliğini, vatan sevgisi konusundaki ateşli çekişmelerini okumak en büyük eğlencemdi. Bugün ki ayrışmalara, farklılıklara bir türlü kavrayamamışımdır.  Mecliste olanların “Neden orada olduklarını “ bilmediklerini düşünmüşümdür.

Sadece bizde değil, ülkeleri idare etmeye çalışanların ve aday olanların, maddi imkanlarının sınırsız olması sadece bir tesadüften ibaret değilmiş, zorunlulukmuş. Demokrasi adına,  köylü çiftçi emekçi adına siyaset egemenliğinin yolu; maddi güce sahip olmayı gerektiriyorsa,  bu “zenginler oyunu” olmaktan başka bir işe yaramıyor demektir.

Allah rahmet eylesin Ahmet hoca bir gün zenginliği tartışırken bilginin ayrı, zenginliğin ayrı birer kavram olduğunu, eğer bilgi para etseydi bütün öğretim üyelerinin zengin olması gerektiğini işaret etmişti. Çok bilgili oldukları halde kıt kanaat geçinen pek çok öğretim üyesi gördüm. Bunlar sadece kendilerini mesleklerine adamış insanlardı. Devletin verdikleri ile yetiniyorlardı.

Bilgi ve görgünüzün olması yeterli olmadığı gibi;  milletin vekilliğine seçilebilmek için adaylığınızın parti liderinin kabulüne, partiye yapacağınız bağış miktarının yüksekliğine bağlı olduğu da bizdeki kabul edilemeyen bir uygulama...  Vatandaşın buradaki rolü kişiyi değil, sempati duyduğu partiyi seçmekten ibaret.  Parti içi demokrasi göz ardı edilmiş ise, belli bir teşkilatlanma sonucu delegeler adaylarını seçemiyorsa bunun ne anlamı kalıyor ki?

Seçim çanlarının çaldığı şu günlerde; herkes Kurtlar sofrasındaki yerini almak üzere dişlerini biliyor. En çok ta her parti kendini methetme ve içinde bulunduğumuz sorunları çözmek için tek umut olduğuna vatandaşa anlatmaya ve sonuçta kendine inandırmaya çalışıyor.

Hani bir reklam vardı: “Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız” diye…Aslında reklamın içinde söylem bariz.  Eski “A” partisi,  siyasi arenadaki yerini veya iktidarını korumak için; “B” partisi ise onu yıkıp iktidarı ele geçirmek için uğraşıyor. Yeni kurulan “C” partisi ise kendisine yer edinme çabasında. Söylemler, aşağı-yukarı ayni. Vaat üzerine kurulu. Ülkedeki sorunları çözmek için neler yapacaklarını bir türlü anlatamıyorlar.

İş başı yapmış,  yıllardır hayatımızda olan partilerin iş başına geldiklerinde söylemleri ile eylemlerinin bir olmayacağını geçmiş tecrübelerimizden biliyoruz. Sözü vermek konusunda çok bonkörler. Ancak tutmaları konusunda vatandaş ümitli değil.

Dün iktidarın adamı iken bugün başka bir parti kuranlar,  iktidarı eleştirenler ise tam bir komedi. Kendileri zamanında ne yapmak için geldiklerini ve ne yapamadıkları için gittiklerini unutmuş görünüyorlar.

Siyaset merdivenleri sabır ve dürüstlükle çıkıldığında kalıcı olunur. Gerçek anlamda temiz insanların, ikbal derdini halletmiş,  kendisi için bir şey beklemeyenlerin, ahlaklı olanların, millete hizmet etme heyecanından zevk alanların,  en önemlisi dinamizmi ile örnek olan genç insanların işidir.  Belli bir yaşı geçmiş, para ve siyaset baronları sayesinde ayakta kalmaya; onların hazırlattığı standart metinleri okuyanların işi değildir.

Artık yaşı kemale ermiş ihtiyar politikacıların tedbirli ve aşırı korkak tutumları ülkeye daima zarar vermiştir. Devlet adamlığı ile siyaseti birbirine karıştırmamak gerekir. “Ben olmazsam ülke batar” diye düşünen pek çok başbakan, cumhurbaşkanı göçtü gitti. Türk insanı daima yerine bir yenisini buldu.  İnadından vaz geçmek,  duayen olarak yerlerini genç insanlara bırakmak, yapılan hizmetleri takdir etmek ancak yanlışları cezalandırmak akıl ve ahlakın emridir.

Bugüne kadar Kurtlar sofrası hep boş kaldı. Arslan sız toplandılar.

BTP’nin genç lideri Hüseyin Baş ön plana çıkıyor. Diğer partilerin örnek alması gereken Milli Ekonomi Modeli, Milli Devlet, Milli Eğitim, Milli Savunma, Milli Para gibi köklü ve başarısı sınanmış projeler onun gündeminde yer alıyor. Hepsi de hazır. Çözüm üretilmiş.

Geriye kalan onu desteklemek ve geleceğe taşımaktan ibarettir.

Türk halkı her zaman alçak gönüllü olan, ona yaklaşıp derdini paylaşan ve sorunlarını çözen veya çözüm önerileri sunan siyasetçileri sevmiştir. Geçmişte bunun çok güzel örnekleri var iken, kendini dev aynasında görenleri, bulundukları halk hizmetini kendisini ve çevresini zenginleştirmek için kullananları birbirinden ayırmayı hep başarmıştır. Bugün yine başaracaktır.

BTP olduğu gibi bütün partilerin gençleşmeye ihtiyacı var.

Haydi Gençler, iş başına… Türkiye’nin bir kan değişimine, yeni bir politik anlayışa ve “Milli” olmaya ihtiyacı var. Görelim sizi…

Kurtlar sofrasının Arslanları olun… Meydanı boş bırakmayın…

 

 

 

Yorumlar

  • 1

Mert dedi ki;

2021-06-23 15:46:39

"AKP'NİN DİKTİĞİ FİDANLAR KURUDU"!! Arka tarafta hükümet istifa, hükümet istifa diye bağıranlar, O günlerde olduğu gibi bugünler de dik durma eğilme bu millet seninle diye bağıran koyun mee eee, öküz möö ööö ler de var. 18 Yıldır hiçbir yanlışını kabul etmeyen bir siyasi parti iktidarın lideri, tarihte siyasi parti iktidarı yanlışları literatürüne geçti. Sürekli bir başkasını suçlayan bir başkalarını sorumlu tutan, tarihte hiç bir ülkede görülmemiş bir devlet başkanı. Bu konuda çok ama çok yetenekli başarılı. Aşure günü olduğu gibi sanki anası bunu hata yapılmayan günlerinde doğurmuş. AKP'nin tek adam Rejimi. AKP'nin kindar nesil Projesi iflas etmiştir. İnsanların borcu var diye hapise atılırmı? Muhafazakar tipik insanların, güya kendilerini Müslüman olduklarını iddia edenler. Bu insanların Hristiyan dedikleri ve beğenmedikleri işte O gâvur dedikleri insanlar, Onlardan kendisini Muhafazakar diye tanıtanlardan çok daha iyi Müslümanlar. Bu ülkelerde borcunu ödeyemeyen insanlar iflas ettiklerini beyan ederek, aksine bu ülkeler vatandaşını yardım ediyor. Oysa bu ayetler kişiler için olduğu gibi, aynı zamanda bir Devlet içinde geçerlidir. "Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadakaya (veya zekâta) saymak sizin için daha hayırlıdır." (Bakara 2:280) "Sadakalar (zekâtlar) Allah´tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm´a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir." (Tevbe 9:60) Bu Vesileyle Elindeki Bir Hazinenin Kıymetini Bilmeyen Türk Milleti. Ehli-Beyt Ve Atatürk Sevdalısı Merhum BTP Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızı Rahmetle Yad Ediyorum, Rabbim Onu Ehli-Beyt'ine Komşu Eylesin Duacıyım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları