KUR`AN VE KURBAN

06.07.2022 22:19

-Lütfen çocuklarımızı ve Alman komşularımızı ıskalamayalım-

Kurban Allah’a yaklaşmak için yapılan ikramdır. Kur’an kurban kavramı üzerinde bir devrim gerçekleştirmiştir. Müşrik toplumlarda tanrılara kurbanlar kesilir ve kanları putların üzerine sürülürdü. Sahip olunan bir değer, tanrılara kurban edilerek kurtuluş beklenirdi. Kur’an, can almak, kan akıtmak şeklinde algılanan bu anlayışı değiştirmiştir. Allah’a yaklaşmak için Allah dışında “yakınlık aracı” (kurban) seçilen hiçbir şeyin, hiçbir değerin insana faydası olmayacaktır. (Ahkaf 27)

Kur’an devam eder ve “Dört ayaklı hayvanlardan, deve ve sığırlardan kurban edin” der. (Hacc 34,36)

Dört ayaklı hayvanlardan, özellikle deve ve sığırın ön plana çıkarılması, az sayıda hayvanın kurban edilmesi içindir. Hayvanlar açısından ekolojik dengenin bozulmaması için bu uyarı önemlidir.

Diğer taraftan kurban; "Allah'a yakınlık için fidye, sadaka, nimet, mal ya da yanlış inançlardan vazgeçme" anlamına da gelmektedir. Bu açıdan bakılırsa, kurban bedelleri ile öğrencilere burs verilebilir, fakir fukaranın istifade edebilecekleri, hastane ve yurt gibi kurumlar da kurulabilir. Amaç Allah’a yaklaşmaksa bu yakınlığa giden yolların sayısı oldukça fazladır.

Kurbanı sadece et yemek olarak görmeyelim, sadece et bayramı olarak da görmeyelim: Çünkü “Kurbanın ne eti, ne de kanı Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan sizin takvanızdır.'' (Hacc 37) buyuran Yüce Mevla'mız konunun önemini özellikle vurgulamıştır.

Kurban kaynağını dinden alan bir gelenektir

Kurban Hz. Adem’den beri süregelen önemli bir gelenektir. Bu geleneğin farz veya vacip anlayışıyla icra edilmesi yanlış olur.

Kuran’da geçen kurban kesme görevi, Hac ibadetini yerine getirmek için Mekke’ye gidenlerle ilgilidir. Peygamberimiz bu geleneği devam ettirmiştir. Gelenekler gelenek olarak kalmalı, dinleştirilmemelidir. Kevser Suresi’ndeki ‘venhar’ kelimesine “kurban kes” şeklinde bir anlam yüklemek yanlış olur.

Kevser Suresi’nde kurban kesilmesi emredilmez

Kevser Suresi’nin anlamı şu şekildedir: "Sen onların sözlerine aldırış etme de nübüvvet makamının şükrünü eda için Hakka yönel; gönlünü, sadrını, nahrını O'na aç, teslimiyetle O'nun huzurunda el-pençe divan dur!

Hayırlardan (kevserden) mahrum olan sen değilsin ki! Hayırdan mahrum olanlar asıl seni mahrumiyetle suçlayan o zavallıların kendileridir!" (Dücane Cündioğlu Yeni Şafak Gazetesi)

Kur’an’da, “Zilhicce ayının 10’unda mali gücü yerinde olan, her Müslümanın kurban kesmesi gerekir diye bir ayet bulunmamaktadır.” Kurbanın, Hz. İbrahim’e dayandırılması da yanlıştır. Çünkü Hz. İbrahim’in kestiği kurban adak kurbanıdır.

Hacc Suresi’nin 34-37’inci ayetlerinde, sadece hac ibadetinin gerçekleştirildiği coğrafyada organizasyona katılan bütün insanların ve fakirlerin yiyecek ihtiyacını karşılamak için hayvan kesilir ya da o insanlara fayda sağlayacak başka bir hediye gönderilir. Meseleyi o günün şartlarında değerlendirirsek kurban konusundaki kararlarımız daha isabetli olacaktır.

Bu buyruklar ışığında baktığımızda kurbanın amacının bir bakıma ihtiyaç sahibine yardımcı olmak olduğu görülecektir. Bu yardım senenin bir gününde değil her zaman yapılmalıdır. İhtiyaç sahibinin ihtiyacı ne ise o ihtiyaç o an mutlaka sağlanmalıdır. İşte kurban bu anlayışın adıdır.

Hacc Suresi’nin 37’inci ayetinde de, “Onların ne etlerinin ne de kanlarının Allah’a ulaşacağı; O’na ulaşacak olanın sadece bizim takvâmız olduğu“ vurgulanmaktadır. Burada vurgulanan kurbanın sadece kan akıtmak ve et yedirmek demek olmadığıdır.

Mezhepler de kurban kesmenin hükmü hakkında farklı görüşlere sahiptir. Onlara göre kurban kesmek ya vacip ya da sünnettir. Ebu Hanife, “Şehirlerde ikamet eden şehir halkı” üzerine her sene bir defa kurban kesmek vaciptir” (Tekmiletü Fethi'l-Kadîr, VIII, 67; el-Lübâb, III, 232; Tebyînü'l- Hakâik, VI, 2; el-Bedâyi', V 62) derken,

Ebû Hanife’nin iki öğrencisi Ebu Muhammed ve Ebu Yusuf ve Hanefi Mezhebinin dışında kalan üç mezhep (Maliki ve Hanbeli) “kurban müekket bir sünnettir” demişlerdir. Hatta Şafii Mezhebi,” ömürde bir kez aile adına kesilmesi yeterlidir“ demiştir.  (Bİdâyetü'l-Müctehid, 1, 415; el- Kavânînu'l-Fıkhiyye, 186; eş-Şerhu'l-Kebîr, II, 118; Muğni'l Muhtâc, IV, 282 vd.; et-Mühezzeb, I, 237; et- Muğni, VIII, 617; Şerhu'r-Risâle, I, 366)

Bu durumda Cumhurun görüşüne göre kurban kesmek sünnettir. Sünnet olması elbette önemsiz olduğu anlamına gelmez. Toplumu bir araya getiren kaynaştıran önemli bir sünnettir. Hiçbir zorlama olmadan, mezhep farkı gözetilmeden bütün Müslümanlar tarafından yaşatılan bir sünnettir. Yeter ki istismar edilmesin…

Yüce Allah sadaka vermeyi emreder. Ve der ki, ''Sadakayı önce en yakınındakine vereceksin, sonra deniz dalgası gibi yayılacaksın''.

Bizler Berlin'de yaşıyoruz. Bizim Berlin'de yaşayan insanımıza, akrabamıza ve Alman komşularımıza karşı görevlerimiz var, hayırlarımızı verirken, önceliği Berlin'e tanımalıyız.

Amacımız, kurban geleneğini korumak ve burada yaşayan insanımızın Kurban Bayramı vesilesiyle kaynaşmasını sağlamaktır.
Ayrıca, Alman komşularımızla birlikte bu bayramı kutlayarak, fedakârlığımızı ve sevincimizi onlarla paylaşmaktır.

Yardıma muhtaç olan insanlara elbette el uzatmak gerekir. Böyle bir yardım farzdır. Ancak; kendi evimizde yangın varken komşunun evindeki yangını söndürmeye gidemeyiz. Komşuya bir kova su gönderebiliriz, ama hortumu uzatamayız... Uzatırsak kendi evimiz yanar...

Yani, Allah bize öncelikli olarak Pakistan'daki, Afganistan'daki, Somali'deki ve başka yerlerdeki insanlara niçin yardım yapmadınız diye hesap sormayacaktır. Fakat Berlin'deki insanlara niçin yardım elinizi uzatmadınız, niçin onların geleceğine yatırım yapmadınız? Hatta Alman komşunuz Thomas'la, Rose ile İslam'ın güzelliklerini niçin paylaşmadınız? diye soracaktır...

Değişik ülkelere yapılan yardımlara karşı değiliz. O eli de tutalım, ancak kendi çocuğumuzun elini bırakarak o eli tutmayalım. Avrupa ülkelerinden çocuklarımızın hali perişandır. Dinlerini, geleneklerini, adetlerini unutmaktadırlar. Bizler kendi çocuğumuzu kuyudan çıkardıktan sonra tutalım o eli. O ülkelerin insanlarına dünya devletleri yardım ediyor, Birleşmiş Milletler de yardım ediyor... Oysa bize ve bizim geleceğimize kimse yardım etmiyor, yatırım yapmıyor...

Yıllardan beri Afrika'da ve Asya'da kurbanlar kesiliyor, ama sonuç değişmiyor. İnsan yılda bir öğün et yese ne olur yemese ne olur. 364 gün açlıkla mücadele edilecekse bu bir gün et yemenin anlamı ne olabilir ki?

O insanlara bir lokma et yedireceğiz diye uğraş vereceğimize, bulunduğumuz ülkelerde kurban paralarıyla kültür evleri, özel okullar, üniversiteler, hastaneler açsaydık daha hayırlı bir hizmet yapmış olurduk. Şimdi o ülkelerdeki gençleri getirip kurban paralarıyla bu okullarda okutabilir veya hastanelerde tedavi ettirebilirdik. Bu şekildeki bir uygulama İlahi iradeye daha uygun olurdu. Geç kalmış değiliz. Hemen bu bayramda söz verelim ve uygulamaya geçelim. Ne dersiniz; isterseniz yardımlarımızı yaparken biraz da konuya bu tarafından bakalım...

9 Temmuz Müslümanların Kurban Bayramı'dır. Bu bayramda, çocuklarımızı ve Alman komşularımızı ıskalamayalım.

Eski Cumhurbaşkanı Sayın Christian Wulff'un tarihe not olarak düştüğü şu anlamlı cümleyi unutmayalım: ''İslamiyet de Almanya'nın bir parçasıdır''.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları