KESTANE AĞACI

09.09.2022 11:58

At kestane ağaçları sonbahar gelmeden Yaz mevsimi sonunda yapraklarını döktü. Yapraklar dökülmeden önce içe kıvrılarak kedilerini korumaya aldı. Bu, iklim değişimin ağaca verdiği stresten kaynaklanıyor.
Yürüyüş esnasında çok görkemli bir kestane ağacı altında durup, halini hatırını sorarım. Ağacın koruma altına alındığı yazılı, ama biyografisi hakkında bilgi yok. Yaşlı bir kadın da beni görünce ağacın altında durdu. Elli yıl önce bu ağaca çocuk iken tırmandığını anlattı. Ben de ona bilgi verdim. Kestaneleri Osmanlı İmparatorluğu zamanında atların öksürük ve nezle hastalığına karşı tedavi amacıyla kullandıklarını söyleyince hemen, o halde bu nedenle at kestanesi adını almış, dedi. Uyanık, bilgili ve okuyan bir hanım olduğu intibasını verdi.
Avrupa’da on iki çeşit at kestane ağacı, sokak ve yeşil park alanlarında bulunuyor. Kökleri derin toprağa değil, yüzeyde ağaç taçlarının kapladığı alan kadar yayılıyor. Bazı sokaklarda yaya yollarında taşları kaldırdıkları görülüyor. Bizim sokaktaki kestane ağaçların yaprakları sararıp dökülmek için sonbaharı bekliyor, zira sokak, şehrin içme suları kaynakların bulunduğu alanda ve aynı zamanda komşular aşırı sıcaklarda suladı.
At kestane ile yenilen kestane ağaçlarının biyolojik akraba olmadıklarını, okuyunca ben de şimdi öğrendim. Biyoloji ile ilgisi olan okuyucularımı araştırmaya ve bilgi derlemeye teşvik etmiş oluyorum.
Didim’de zeytin ağacı, Berlin’de at kestanesi ağacı dostum oluyor. İki yıldır pandemide eve kapanma günlerinde, gezinti yapmak ayrı bir önem kazandı. İklim değişimi ağaçların doğadaki faydalarını daha belirli hale getirdi. Ağaç bulunan sokaklarda aşırı sıcaklarda on iki derece daha serin tuttuğu Yaz aylarında tespit edildi.
Ağacı konu alınca Nâzım Hikmet’i ve şiirlerini düşünmemek imkânsız.
Yasaklara karşı ceviz ağacı olur, polisin haberi olmaz. Kestane ağacı altında karısını, oğlunu yani memleketini düşünür.
İyi ki sağ düşünceli AfD parti üyeleri, at kestane ağaçlarının Osmanlıların Anadolu’dan Almanya’ya ve Avrupa’ya getirdiklerini bilmiyor.
Hürriyetin sembolüdür, bir ağaç gibi tek ve hür yaşamalı, ama bir orman gibi birlik olmaya hasret duyar.
Yaşasaydı, köklerin sokak taşlarını kaldırdığına sevinir, dayan diren ve dövüş iklime karşı, derdi. Bugün basın, medya ve internet aracılığı hasret duyduğu ülkesinden haber alırdı.
1951 yılında karısı Münevver’i, oğlu Mehmet’i çok sevdiği memleketini ve dostlarını arkasında bırakarak Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.
Moskova yakınlarında orman içinde yazarlar köyünde, şehir gürültüsünden uzak yaşar, rahattır. Ama günden güne memleketten uzaklaştığını hisseder. Durumunu kökünden su alamayan ağaca benzetir. Kökünden su alamayan bir ağaç, önce yavaş yavaş solar, sonra kurumaya başlar. Kendisini de böyle bir tehlikede görür.
Karlı Kayın ormanında yürürken hüznünü anlatır. Ormanda bir ışık görme umudu vardır. Dil ustalığı karşılaştırma ve benzetmelerle dünyada emsali olmayan bir şair olduğunu gösterir. Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak derken mesafe ve özlemi çok güzel anlatıyor.
Ölünce baş ucunda taş değil çınar ağacı olsun, der. Öyle ya, memleketinin çınarlarında genç iken kolan vurmuştu, yani salıncakta ayakta sallanmıştı. Ağacın önemi kadar mezarlık kültürü için ipucu veriyor. Yaşadığı zaman diliminde ölenin küllerini ormana gömülme geleneği yoktu. Berlin’de köpeklerini de seçtikleri bir ağacın yanında, ölünce küllerin gömülmesi için vasiyet yazanlar, pandemi döneminde oldukça yayıldı.
Türkçeyi İngilizce ve diğer dillerin boyunduruğundan kurtarmak için, gençlere Nâzım Hikmet’in şiirlerini okumaları tavsiye edilmeli.
Yüzde seksen gençlerin Türkiye’den Avrupa’ya, yurtdışına gitmeyi düşündüklerini duyuyor, okuyoruz. Onlar da bu şiirleri okumalıdır. Zaman zaman makalelerimde yazıyorum. Ayrılıkların en acısı bir insanın anadilinden ayrılmasıdır. Yurtdışına gidenler mesleklerinde yükselme imkânı bulamazlar. Mesleklerinde iş bulsalar bile, ancak yardımcı olabilirler. Tarkan Almanya’da kalsaydı bugünkü başaran, dünyaya açılan Tarkan olamazdı.
Müzikle ilgilenenler, Nâzım Hikmet’in şiirlerinin içeriğinde ritim, melodi ve çok sesliliği anlamıştır. Onun şiirleri çok sesli korolarda, büyük orkestralarda çalınır.
Zülfü Livaneli’nin bestelediği Karlı Kayın Ormanında şarkısı gibi ezgileri dinlerken katılma isteği duyulur. Ortak rüya, hayal umut, direnme ve haksızlıklara karşı mücadeleye çağırır.
Türk müziğini şarkı, türkü ve klasik müzik diye ayırmıyor. Bir bütün olarak görüyor, memleketinin şarkı ve türküleri kadar, hiçbir şey sıkıntısını ve özlemini dindiremiyor.
Umudunu kaybeden insan, her şeyini kaybetmiş sayılır. O halde bu büyük şairin sözü ile bitirmek, makaleme nokta koymak istiyorum, kalemiyle dövüşüyor Nâzım Hikmet:

“Yine görüşürüz
dostlarım benim
yine görüşürüz.
Beraber güneşe güler
beraber dövüşürüz.”

Şarkılarla kalın!

Kaynak:
Nâzım Hikmet Şarkıları, T.C. Kültür Bakanlığı ve Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı tarafından hazırlamış, Ankara 2000.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları