KENDİNİ DEMOKRASİ SANAN ZORBALIK!

KENDİNİ DEMOKRASİ SANAN ZORBALIK!

ABONE OL
16:30 - 24/05/2026 16:30
KENDİNİ DEMOKRASİ SANAN ZORBALIK!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Kaplan
Best

Hukuk Bir Silaha Dönüştüğünde

Demokrasinin en sessiz ölümü, tankların değil mühürlerin gölgesinde gerçekleşir. Bir kapı kırılmaz, bir bildiri okunmaz; sadece bir mahkeme bir karar yazar ve bir partinin iradesi bir gecede yok hükmünde sayılır.

“Mutlak butlan” kavramı, Türk hukukçusunun aşina olduğu bir terimdir. Ama bu terim bugüne dek şirketler hukukunda, borçlar hukukunda, aile hukukunda yaşardı: bir sözleşmenin baştan geçersizliği, bir evliliğin hiç kurulmamış sayılması. 21 Mayıs 2026’da bu ağır kavram, Türkiye siyasi tarihinde ilk kez bir partinin kurultayına uygulandı. Bir ana muhalefet partisinin seçilmiş yönetimi, “baştan itibaren hiç var olmamış” ilan edildi.

Mesele kişiler değildir. Bugün hedefteki isim Özgür Özel’dir; yarın bir başkası olabilir. Asıl mesele, bir yöntemin doğuşudur. Bir kez bir mahkemenin bir partinin iç iradesini “kesin hükümsüz” sayabileceği kabul edilirse, hiçbir kurultay, hiçbir delege oyu, hiçbir genel başkanlık yarışı bir daha kendi başına güvende olamaz. Bugün açılan bu kapı, sadece bir partinin değil, parti içi demokrasinin tümünün kapısıdır.

Zorbalık her zaman kaba kuvvetle gelmez. Bazen kürsüden değil, dosya numarasından konuşur. Tehlikeli olan da budur: Çünkü hukukun diliyle yapılan bir müdahale, kendini hukuk gibi gösterir.

Hedefte Ne Var?  

İrade.

Sorunun özü şudur: Mutlak butlanla Türkiye’de hedeflenen nedir?

Yüzeyde bir “usulsüzlük tespiti” var. Derinde ise çok daha temel bir şey hedef alınıyor: iradenin dokunulmazlığı.

Bir partinin delegesi oyunu verir, üyesi tercihini yapar, kurultay genel başkanını seçer. Bu, demokrasinin en küçük ama en kutsal hücresidir. Eğer bu hücreye dışarıdan bir el uzanıp “bu seçim hiç olmadı” diyebiliyorsa, geriye seçimden ne kalır? Milletin sandıkta yaptığı tercih ile partinin kurultayda yaptığı tercih, aynı iradenin iki ayrı tezahürüdür. Birine dokunmak, diğerine giden yolu açar.

Hedeflenen üç şey var:

Birincisi, muhalefetin kendi kendisini yönetme hakkı. Bir parti, kimin onu yöneteceğine kendisi karar veremiyorsa, o partiye artık muhalefet denemez. En fazla “izin verilen muhalefet” denir.

İkincisi, öngörülebilirlik. Demokraside oyunun kuralları önceden bellidir. Kurultay yapılır, sayım yapılır, sonuç ilan edilir, seçim kurulu tasdik eder. Eğer aylar, hatta yıllar sonra bu sonucun “baştan geçersiz” sayılabileceği bir ihtimal hayatta tutulursa, hiçbir siyasi sonuç kesin değildir. Belirsizlik, bizatihi bir baskı aracına dönüşür.

Üçüncüsü, korkunun normalleştirilmesi.

Asıl hedef, çoğu zaman karara konu olan kişi değil, kararı izleyen herkestir. Bir partinin kurultayı yok sayılabiliyorsa, bir belediye başkanı, bir dernek, bir oda, bir sendika “acaba sıra bizde mi?” diye düşünmeye başlar. Caydırıcılık, doğrudan bastırmaktan daha ucuz ve daha sessizdir.

İşte bu yüzden, “Bu sadece bir parti içi dava” demek meseleyi küçültmektir. Hedefte bir parti değil, bir ilke vardır: İradenin, ister sandıkta ister kurultayda, son sözü söyleme hakkı yok edilmektedir…

Peki, faturası Ne Olur?

Ülke Hangi Bedeli Öder?

Diyelim ki bu yöntem yerleşti. Ülkeye faturası ne olur? Bu soruyu duygusal değil, soğukkanlı biçimde sormak gerekir.

1. Yargıya güvenin erimesi.

Bir hukuk devletinin en kıymetli sermayesi, vatandaşın “mahkeme tarafsızdır” inancıdır. Bu inanç bir kez çatlarsa, en adil kararlar bile şüpheyle karşılanır. Toplumun yarısı bir mahkeme kararına “hukuk” derken diğer yarısı “operasyon” diyorsa, o ülkede artık ortak bir hakemlik kurumu kalmamış demektir. Bu, parayla satın alınamayacak bir kayıptır.

2. Siyasi istikrarsızlık ve kutuplaşma.

İktidarın el değiştirmesinin tek meşru yolu sandıktır. Bu yol tıkanır ya da güvenilirliğini yitirirse, toplumsal enerji kurumsal kanallardan taşar. Sokağa, gerilime, kısır bir “biz ve onlar” döngüsüne akar. Kazanan taraf bile uzun vadede kaybeder, çünkü meşruiyeti sürekli tartışılan bir zeminde yönetmek zorunda kalır.

3. Ekonomik bedel.

Sermaye korkaktır; belirsizlikten kaçar. Hukukun öngörülemez hale geldiği, kurumların siyasi rüzgâra göre karar verdiği algısı yerleştiğinde, yatırımcı uzun vadeli taahhütten kaçınır, risk primi yükselir, faiz artar, kur oynar. Demokratik kurumların zayıflığı, bilançoda bir satır olarak geri döner. Hukuki belirsizliğin faturası, en sonunda her vatandaşın market fişine yazılır.

4. Uluslararası itibar.

Bir ülkenin “ana muhalefetinin yönetimi mahkeme kararıyla değiştirildi” cümlesiyle dünya basınında yer alması, hiçbir reklam kampanyasıyla telafi edilemeyecek bir imaj kaybıdır. Demokrasi karnesi düşen ülkeler, masaya hep bir adım geriden oturur.

5. Geri dönülmez bir emsal.

Bedellerin en ağırı budur. Bugün bir partiye uygulanan yöntem, yarın kuralın kendisi olur. Hiçbir iktidar sonsuz değildir; bugün bu aracı kullananlar, yarın aynı aracın hedefi olabilir. Demokrasinin güvenlik esası, tam da budur: Kurallar herkes için bağlayıcı olmalı, çünkü bir gün herkes muhalefette kalabilir.

Faturayı tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: Kısa vadede bir kişi kazanır, uzun vadede bir ülke kaybeder.

Demokrasicilik oynamak ve Demokrat olmak

Bir ülke, seçim yapıyor diye demokrasi var olmaz. Otokrasiler de seçim yapar. Demokrasiyi demokrasi yapan, seçim günü değil, seçim sonrasıdır: Kaybedenin sonucu kabul etmesi, kazananın gücü sınırlı kullanması, hakemin tarafsız kalmasıdır.

“Demokrasicilik oynamak” ile “demokratik  olmak” arasındaki fark da buradadır. İlkinde kurumlar bir dekordur; ihtiyaç duyulduğunda kenara itilir. İkincisinde kurumlar bir taahhüttür; işine gelmediğinde bile saygı gösterilir.

Gerçek demokratlık, kendi kazandığın seçimi savunmak değildir — onu herkes yapar. Gerçek demokratlık, rakibinin kazandığı seçimi de savunabilmektir. Çünkü bugün rakibinin iradesini koruyan kural, yarın senin iradeni koruyacak olan kuraldır.

Zorbalık, demokrasinin en temel düşmanıdır cümlesi doğrudur; ama eksiktir. Çünkü en tehlikeli zorbalık, kendini demokrasi sanan zorbalıktır. Üniformasız, sloganı “hukuk” olan, elinde sopa değil mühür taşıyan zorbalık. Onu fark etmek zordur, çünkü o, demokrasinin kendi diliyle konuşur.

Hülya Yazıcı

Inal

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP