İŞGALE KARŞI İLK HALK DİRENİŞİ

20.10.2021 00:23

Dünyada, devletler kuruldu kurulalı insan toplulukları arasında savaşlar oldu. Aslında devletin ortaya çıkışı sınıflı toplumların oluşmasıyla başlar. Artıkdeğerin belli bir sınıfın elinde birikmesi, o sınıfın siyasal ve askersel gücünü de artırmaktaydı. Gücü elinde bulunduranlar, güçlerini daha da artırmak için komşu halkların topraklarına, mallarına göz koymaktaydılar. Bu da ülkeler arasında savaşlara neden olmaktaydı. Çünkü kimse yaşadığı toprakların başkalarının eline geçmesini istemez. Bu yolla can ve mal güvenliklerini tehlikeye atılmasını kabullenmez.

Savaşlarda yurdunu savunan halk ve onun önderleri, çoğu zaman büyük kahramanlıklara imza atar. Bu kahramanlıklar; şarkılarda, türkülerde, destanlarda, çoğu zaman da anıtlarda yaşatılır. Böylece halkın kahramanlığı yüz yılları aşıp giden bir tarihsel başarı olarak günümüze dek gelir ve geleceğe de ışık tutar.

Halk direnişleri, ulusun bağrında küllenen bağımsızlık ateşini, köze döndürüp alevlendirir. Bu direnişler, yurdun dört yanında işgallere karşı direncin gelişmesini sağlar.

Osmanlı Devleti giderek güç yitirmekteydi son iki yüz yılında. Neredeyse her savaşta yenilmekteydi. Yapılan anlaşmalar, savaşlardan daha kötü sonuçlara neden olmaktaydı. Anlaşmalarla verilen ödünler, devletin egemenlik haklarının birçok alanda karşı tarafa devrine yol açmaktaydı. Osmanlının son döneminde özellikle Ruslarla yapılan savaşlar önemlidir. Ruslar, Anadolu’yu işgal etmek için fırsat kollamaktaydı. Bu nedenle de Karadeniz kıyılarına sık sık saldırılarda bulunmaktaydılar deniz yoluyla gelerek.

1810 yılında Ruslar, Trabzon’u ele geçirmek için Akçaabat ilçesinde yer alan Sargana Burnu’na çıkarma yaparlar. Şeker bayramının ilk günüdür. Herkes bayram sevinci içindedir. Yetişkin erkekler, bayram namazında. Çocuklar, bayram sevinci içinde kapı önlerinde. Kadınlar, namazın bitmesini beklemekler bayramlaşmak için.

Sargana’ya baskın bir çıkarma yapan Ruslar, Kavaklı (Ahanda) köyünü ateşe verir. Ateşe verilen köyün çevresinde siperler kazarak yerleşme isteğindedirler Ruslar. Erkekler, namazda olduğu için ilk direniş kadınlardan gelir.

“Köyün erkekleri sabah namazı için erkenden camiye gitmişlerdi. Tam namaz kılınırken, yaşlı bir kadın Rusların karaya çıktığını gördü ve derhal koşup camide namaz kılan erkeklere haber verdi. Silahını kapan Ahandalı kadın ve erkek, Ruslarla çarpışmak üzere kıyıya koştu. Kasabaya ve çevre köylere haberler salındı. Haberi alan Akçaabat Ayanı Sakaoğlu Mahmut Ağa, derhal halkı silahaltına çağırdı. Eşi Uluvve Hatun da silahlanıp konağın önüne, Ağa’nın yanına geldi. Kısa sürede bütün Akçaabatlılar bir araya toplanarak önlerinde ve at üzerinde Ağaları ile Hatunları olduğu halde Ahanda’ya doğru düşman üzerine yürüdüler. (Mahmut Goloğlu, Trabzon Tarihi, Serander Yayınları, 2. Baskı, 2013, sf. 122)” Tarihçi Mahmut Goloğlu, Akçaabat direnişini böyle anlatıyor kitabında. Kadınıyla erkeğiyle bir halk ayaklanıyor işgalcilere karşı omuz omuza, kol kola. Kadınlar, evde oturmuyor, direnişin en önündeler savaşçı kadın ataları gibi.

“Bu sırada Ahandalılar ile Üstürkiyeli Kamberoğlu Memiş Ağa’nın komutasındaki köylüler Ruslarla savaşa başlamışlardı. Öğleye doğru savaş çok şiddetlenirken Akçaabat merkezinden gelenler de savaşa katıldılar. Yarım saat kadar sonra Trabzon Valisi Çarhacı Ali Paşa imdada yetişip savaşa girdi. Ve işleme başlıklı Trabzon fedaileri tozu dumana katarak savaş yerine akmaya başladılar. Üç koldan girişilen saldırılarla savaş son derece şiddetlendi. Düşman gemileri top ateşi ile savunmayı kırmaya çalışıyordu. Buna Akçaabat Kireçhane tabyasındaki toplar karşılık verdi. İskefiye ile çevre köylerden gelenler de savaşa katıldılar. Akşam hava kararınca iki taraf ateşi kesti. (Aynı yapıt, sf. 123)” Akçaabat direnişine, çevredeki halkın nasıl özveriyle katıldığını anlatmakta Goloğlu. Birleşen halkın gücünün işgalcilere karşı çelik bir iradeyle yoğrulmuş bir yüreklilikle utkuya doğru gittiğini görmekteyiz bu satırlarda.

Ertesi sabah gün ağarırken Trabzon Valisi Paşa, saldırı emrini verir. Ruslar, siperlerinden sökülüp atılır. 29 Ekim 1810 günü erkeğiyle kadınıyla direnen bir halkın işgalcilere karşı utkuyu kazandığı gün olur.

Mahmut Goloğlu, Ahanda direnişinde en ön saflarda çarpışan kadınlarımızı Amazonlara benzetir. Haksız mı? Değil tabi ki… Bu direnişte 49 kadın, 921 erkek şehit olur. Kanlarıyla yurtlarını koruyan bu şehitlerimize ne denli minnet duysak azdır.

“Savaşa katılmak üzere yardıma koşanlardan Rize, Of, Sürmene halkı zafer haberini Yanbolu Deresinde, Tonyalılar Kalanima Köyünde,  Vakfıkebirliler ile Göreleliler ve Tirebolulular Ağasar Bucağında aldılar ve sevinç gösterileriyle geriye döndüler. ( Aynı yapıt, sf. 124)” Görüldüğü gibi Doğu Karadeniz’in kıyı kesimi bu işgali önlemek için seferber oldu. Bu direniş, tarihimizde halkın işgale karşı yaptığı ilk savunma savaşıdır. Ne yazık ki okullarımızda okutulan tarih derslerinde öğretilmez.

Akçaabat’ta bu direnişle ilgili anıtlar yapılmalı. Bu direniş, filme çekilmeli. Direnişin yıldönümünün Cumhuriyet’in ilanıyla aynı güne denk gelmesi büyük bir rastlantı. Bu nedenle 29 Ekim’de Akçaabat ve Trabzon’da çifte bayram kutlanmalı. Akçaabat halkının bu direnişi, tarihe altın harflerle yazıldı. Karadeniz Bölgesinde en güzel horonların Akçaabat’ta oynanması bu direniş nedeniyle olsa gerek. Akçaabat horonunun yarışmalarda birçok kez dünya birinciliği almasında bu direnişin etkisi yok diyemeyiz.

Rusların 1916 yılında ülkemizi yeniden işgali sırasında ikinci halk direnişinin yüz yıl sonra Trabzon’un Of ilçesinde yapılması anlamlıdır.

Utku, gözünü kırpmadan düşman üstüne yürüyenlerindir. İşte, 19 Mayıs’ta yurdumuzun tümünde bağımsızlık ateşini yakan halkın bu ruhudur. Halk, umutsuz olmamalı, her batan günün sonunda bir sabahın olduğunu her an anımsamalı. Umutsuzluk, halkta değil; sözde aydınlardadır dün olduğu gibi bugün de…

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları