İNSAN ANIMSANMAK İSTER

14.08.2022 00:30

Herkesin yaşamı ve yaşamındaki aşamaları farklı, farklıdır.

Çevresinden hiç ayrılmadan yıllarca orada yaşayanlar olduğu gibi yıllarca başka yerlerde yaşayanlarda vardır.

Çocukluğundan, ailesinden mahallesinden okulundan edindiği dostları arkadaşları ile birlikte çeşitli anıları olur insanların.

Dışarılarda değişik yerlerde yaşayanın da az çok dostları olursa da "ilk çocukluk" anıları en temelde yer edendir.

İnsan doğası gereği bazı şeyleri unutur, eski arkadaşlarını, dostlukları unutur…

Yitip gitmiş zamanlar, dostluklar, anılar öylecesine durur kalır ortada...

Zaman, zaman yine de hiç umulmadık bir anda birileri geliverir aklına...

Aklına gelen anıları olur çok uzaklardan.

O insanları düşünür birden, anımsar ufak tefek olayları, kişileri, sokakları, evleri...

Hiç konuşamayacağı, bir daha karşılaşamayacağı kişiler olduğunda ise bir hüzün sarar içini.

Onlara sormak istediği konular gelir, dertleşmek ister, bazıları ile de bir "helalleşme" olsun ister...

Uzakta da olsa yaşayan eski tanıdıklar, arkadaşlar, akrabalar... hepsi kendi dünyalarında var oldukları için, hiç görüşülmediği için artık bir araya gelmek olası değildir.

Birileri beni anımsamış olsa, bir yerde karşılaşmış olsak, oturup konuşabilsek... diye öylesine aklına gelir bazen.

Kötü anılar, kötülük yapmış kişilikler ise insanın anılarında hiç istenmeyendir ve onlarla bir daha karşılaşmayı hiç istemez.

Çok ender de olsa bir eski tanıdık ile, arkadaş ile karşılaştığınızda onun çok uzak durduğunu görmek ise büker insanın yüreğini.

Aile bireyleri, akrabalar ise çok uzun yıllar görüşülmediğinde unutulur gider, her biri kendi dünyasına dalıp gitmiştir.

Uzun aralıklardan sonra akraba, hısım, eski komşu… bile olsak kimse kimseyi bilmez, tanımaz bile...

Onlardan birilerini arayıp, konuşmak istemek ise çok zordur artık; şaşırırlar ve bir anlam veremezler.

İnsanın yaşamı "başka" yerlere gidip yaşamak, gurbette olmak ile her şeyi "kendine göre" değiştirmiştir.

Çok ender de olsa bir nedene bağlı yapay buluşmalar, toplantılar ise çok daha şaşırtıcı olur.

Ne kadar iyi niyet ile yaklaşılmak istenilse bile artık o "eski" arkadaş çok değişmiştir.

Bambaşka bir kişilik ve alışkanlıklar kazanmıştır, edindiği kültür bambaşkadır, öncelikleri, davranışları çok değişmiştir.

Bir de hep ayni mahallede yaşamını geçirmiş olanları düşünmek gerekir.

Onlar yıllar içerisinde zamanla eski arkadaşlıklarından ne kadarını bugüne değin sürdürebilmiş olabilirler, bilemeyiz…

Ama yine de küçük kentlerde ve ayni mahallede yaşamış olanlar kendi aralarında birbirlerini tanımış ve karşılıklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır.

"Kapalı" bir toplumda yaşamak, herkesi görüyor, tanıyor olmak ise çok daha farklı bir yapı oluşturmuştur.

Yeni zamanlar, yeni buluşlar, yeni alışkanlıklar, toplumsal bakış açıları… insanları doğal olarak değiştirecektir.

Bunları olduğu gibi kabul etmek gerekir; eskiyi aramak ise artık hiç de olası değildir.

İnsan beyni her şeyi kayıt altına aldığı ve değişik yerlerinde depolayıp, kodladığı için insan "birden" ve  bir yerlerde etkilendiği, ama bilinçli olarak çıkaramadığı bir "bağlantı" nedeni ile "birisini" anımsar, bir anısı gelir aklına...

Özellikle yaş ilerlediğinde anne ve babası yoksa, onların özlemleri çok daha artar, bir boşluk her zaman onunla dolaşır durur…

Başka dünyalara gitmiş, rahmetli olmuş onlarla konuşabilir olma isteği her zaman olmasa da gittikçe derinleşir.

Bu istem herkes için olmaz ama bazıları derin yerler edinmişse yaşamında ve belleğinde insanın "acı" da verir.

Çünkü karşılanamayacak bir durum vardır; yapacak hiçbir şey yoktur…

Zaman, zaman ortak dostlar, kardeşler, akrabalar ile bir araya gelip konuşabilecek, görüşebilecek bir yapılanma yok ise artık yapacak bir şey yoktur.

Yine de insan eğer bir yerlerde var olduğunu bildiği birileri tarafından anımsanmak ister...

"Kendisi onları aramalı" diyebilirsin, doğru, ama ona da cesaret edemez; bir neden bulmakta, bir adım atmakta zorlanır, vazgeçer.

Nasıl karşılanacağını bilememenin getirdiği bir çekince engel olur.

Eğer, bir insanın yıllardır bakıp, geliştirdiği bir arşivi var ise, onun getirdiği bir güvence "rahatlık" verir.

Bilgisayarında bulunan arşiv eğer bakımlı ve her şeyi ile hazırsa arada bir fotoğraflara bakmak, kişileri, olayları anımsamak belki de mutlu eder.

İnsan, yaşamı boyunca öyle anlar yaşıyor ki; sevdiklerimizi hatırlamak için bir "neden" olduğunda o fotoğraflara bakmak gereksinimi duyabilir.

Unutulanlar, unuttukları, geçmişte kalan anılar… o eski fotoğraflarda öylesine durmaktadır.

Yaşam nelerle geçmiştir, neler getirmiştir, neleri almıştır, kimleri götürmüştür bir yerlere…

Dijital çağın getirdiği teknolojik olanaklar ve yenilikler ile 21. yüzyıl dostluk ilişkilerinde yeni boyutlar ve bakış açıları getirmiştir.

Sosyal medya denilen adreslerdeki yeni tanışıklıklar, izlenilenler ile başka insanları günün içine almış gibi oluyoruz.

Oralarda eski arkadaşları, dostları da görmek, onları aramak, bulmak olası da olsa bir de bakıyorsunuz artık onların dünyaları, çevreleri değişmiş olabiliyor.

Kimse bir diğerinin yaşamını, nelerle karşılaşmış olduğunu, içini tam olarak bilemez.

Aslında belki de önemli olan insanın "kendi kendisi ile" huzurlu ve mutlu olmasıdır.

Tek başına da olsa kendi kendisi ile yaşayabilecek donanıma, kişiliğe erişmiş olmak bir zenginliktir.

Diğer insanlara her zaman sevgi ve saygı ile yaklaşmış, davranmış olan, olgunluğa erişmiş olan insan zamanla seçici ve dingin de olmuştur.

Zamanını nasıl ve ne tür geçirebileceğini çok iyi bilir ve öyle de değerlendirir.

Yaşamın çeşitli evrelerine de en iyi ve olumlu bir uyarlamayı yapabilmek de biz insanlara düşen bir görev değil midir?

İnsan kendi iç dünyasını ve yaşamını olumlu bir biçimde disipline edip, mutluluğu ve huzuru aramalı ve sağlamalıdır.

Başkalarına "muhtaç olmadan" yaşayabilmek, sağlıklı ve mutlu olabilmek bir insanın en büyük duası gibidir.

En güzel olan da yine yetişkin bir insanın kendi kendisini "analiz" edebilmesi, kendisi ile birlikte düşünebilmesidir.

Hele bir de düşüncelerini berraklaştırıp, somutlaştırıp "yazıya" aktarabiliyor ise çok daha güçlü olacaktır.

"Anımsanmak" beklentisi, isteği üzerine düşünebilmek çok doğaldır ve sağlıklıdır.

Sadece şunu çok iyi bilmeliyiz: Her isteğimiz, her beklentimiz karşılık bulamayabilir!

Yeter ki kimseye öfke ve kin, nefret duymayalım.

İnsanın yaşamında çeşitli duygular egemen olacak ise de en önemlisi belki de "sevgi"dir.

Başkalarına karşı sevgi duymak ve barışçıl olabilmek ne denli önemli ve iyi ise insan "kendisine" karşı da adil olmalı ve sevgi duymalıdır.

Kendisi ile dost olup, birlikte arayışlar ve çözüm yolları bulabilen insan çok daha mutlu ve huzurlu olur, yanındaki kişilerle de olumlu ilişkiler kurabilir.

Şöyle dileyelim:

Hep iyi insanlarla karşılaşalım, hep güzel anılar kazanalım, huzurlu ve mutlu dostluklar edinelim…

Sizlere aydınlık günler diliyorum…

Gönen Çıbıkcı

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları