HİÇ AKLIM ALMIYOR

10.11.2022 13:08

Ana okulları, ilk ve orta okul yanlarından geçerken, çocuklar bahçedeyse durup uzun uzun izlerim onları...

Onların neşeli kahkahalarını dinlemekten, sürekli şen kahkahalarla koşuşmalarını izlemekten büyük haz alırım. Erkek çocukların çoğu top oynar, gol atanların mutluluğu görülmeye değer benim için...

Her birinde Tontişimi (torunumu) görürüm adeta, her birinde Tontişimi hayal eder, görmüşçesine özlem giderip mutlu olurum...

Dün yine bir ilk okul yanından geçiyordum, uzun uzun izledim...

Bahçede sadece birkaç tahta masa vardı, çocukların küçük bir kısmı oturmuş evden getirdikleri yiyecekleri yiyordu ama büyük çoğunluğu yerlerde oturup bağdaş kurmuş, beslenme çantaları da yerlerde, annelerinin koyduğu yiyecekleri yiyordu. Duvar boyunca dizilip de yiyenlerden birine yaklaştım. "Afiyet olsun, okulunuzda yemekhane ya da yemek yiyebileceğiniz bir alan yok mu da, böyle duvar üstlerinde, yerlerde toz toprak içinde yiyorsunuz" dedim. "Yok teyze, mecburen burada yiyoruz" dedi…

Yediklerine baktım, kiminde bir gözlemenin dörtte biri ve minik bir meye suyu, kiminde ev yapımı küçük bir tost sadece, kiminde incecik iki üç tane sigara böreği, belli ki içinde hçbir şey yok, kiminde bir dilim ekmek ve birkaç zeytin…

İçim buruldu, yüreğim acıdı, tıpkı SMA’lı yavrular için istediğim gibi, böylesi tablolar karşısında da yürekten istediğim çok çok, hesapsız kitapsız harcayabileceğim param olmasını öyle arzuladım ki. Keşke olsaydı da hepsine hiç değilse bir öğün ziyafet çekebilseydim…

Bahçede üzeri teneke örtülü minik bir yapı, üzerine de yüzükoyun uzanmış bir çocuk dikkatimi çekti. Dirseklerini yere dayamış, elleriyle de yüzünün iki yanını kavramıştı. Arkadaşlarını izliyordu ama gözlerindeki mutsuzluğu onca mesafeden görebilmiştim. Epey bekledim benden tarafa bakmasını ve bakışlarını yakalayabildiğimde, elimle gelmesini işaret ettim, asık bir suratla omuzunu silkeledi sadece. Kırgındı, kızgındı, kim bilir daha ne çok duygu ve düşünce taşıyordu yüreğinde… Belli ki açtı da… Gelmeyince, acaba bir şeyler alıp da, duvar kenarındaki çocuklardan biriyle iletsem mi diye düşündüm ama göstere göstere iletmem onurunu zedeleyebilirdi…

Karşıdaki pideciden kıymalı pide ve ayran alıp giriş kapısına geldim ama tüm ısrarıma rağmen kapıdaki görevli içeri sokmadı. Açıkladım, kendisinin iletmesini rica ettim onu da kabul etmedi.

Ne olurdu devlet bir öğün yemek verseydi o çocuklara da, hepsi aynısını yiyerek birbirine özenmek durumunda ya da aç kalmayaydı? Ne olurdu?..

Söylene söylene, gözlerim dolu dolu uzaklaştım oradan. Allahtan yolumun üzerinde mendil satmaya çalışan bir çocuğa rastladım. Ona verdim pideyi. Onun gözündeki pırıltı ve mutluluk bir nebze giderdi içimdeki acıyı…

Düşündükçe de görevliye olan kızgınlığım geçti… Haklıydı, kimdim, neyin nesiydim, gerçekten iyi niyetli miydim? Belki ailesine düşman biriydim de çocuğa zarar verecektim, belki yiyemediğim bozuk bir gıdayı verecektim çocuğa ya da ruh sağlığı yerinde olmayan biriydim de… Her niyeyse, haklıydı yani…

O haklıydı haklı olmasına da; ya o yavruların açlığını umursamayanlar, o şartlarda yaşamalarının sakıncalarını görmezden gelenler, hiç değilse bir öğün yemek verilmesi önerisini ret edenler!..

Nasıl bir vicdandı, nasıl geçiyordu yedikleri boğazlarından ve nasıl olup da rahat uyuyabiliyorlardı başlarını yastıklarına koyduklarında?..

Hiç ama hiç almadı aklım.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları