EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ “FAKİRLİĞİMİZ” İDİ…

16.09.2022 10:02

Sobalı evlerde otururduk. Yaz sonunda aldığımız kışlık odunları balta ile sokakta böler, çoluk çocuk hep birlikte sıcak bir kış geçireceğimizi düşünerek neşe içinde bodruma istiflerdik.

Ayda altı yüz lira maaş alır, üç yüz lira kira öderdik. Ev sahipleri o zamanda şimdiki gibi aç gözlü, maaş ortağımızdı. Evlerimizde mutlaka bir arka bahçe olurdu. Oraya bir şeyler eker, varsa asmayı-Dut’a, Elma’ya gözümüz gibi bakar, tulumbadan çektiğimiz suyla ektiklerimizi sulardık.

Allah için; bizde onların evlerine kendi evimiz gibi bakar, her bayram kireçli badana yapar, ahşapların çürüğünü çarığını tamir eder, fare deliklerini tıkar, Tuvaletlere, özel yapılmış saplı tahta tıkaçlar koyardık.

Arabamız yoktu. İşe-okula gitmek için sabahın köründe kalkar, sobanın üzerinde ekmek ısıtır, nebati yağ sürer, yazdan kış için hazırlanmış reçelleri sürerdik. Hepimizin musluk altında veya tel dolabının alt rafında kavanoza basılmış kışlık sebzeler, ipte kurutulmuş bamyalar dururdu.

Hep birlikte neşe içinde çıkardık evden. Kimimiz mahallede ki okula, kimimiz otobüs durağına koşardık. Bazen paramız olmaz veya otobüsü kaçırır, işe yaya giderdik.  Çamaşır makinemiz merdaneli idi. Bir sağa, bir sola göbek atarak yıkardı gömleklerimizi… Bembeyaz olurdu yakaları… Eskiyince atmazdık, ters yüz ederdik.  Giyinmek sorun değildi. Ütülü, temiz olsun yeterdi. Parlak kravatlarımız vardı. İki yakamızı bir araya getirirdi. Mahallemiz çamurlu idi ama, ayakkabılarımızı her gün parlatırdık.

Bonanza’nın oynadığı akşamlar komşulara gider siyah beyaz televizyonda filim izlerdik. Televizyon alınca bize gelmeye başlamışlardı. Çayımızı, mısırımızı esirgemezdik. Onun için patlangaç bile almıştık. Bir ara elektrik kısıtları başlamıştı. Uzun çarşıdan gaz lambası almış, beş kiloluk bir teneke de gaz yedeklemiştik. Kesinti akşamlarında bazı komşular gelir bir lambalık ödünç gaz alırlardı. Esirgemezdik…

Hafta sonları ya bir Skoda’nın arkasına biner denize gider, sandal kiralar, balık tutar ya da dağa çıkar piknik yapar; zamanına göre mantar, kuş üzümü, salep otu, kekik, dağ çileği, kantaron toplardık. Sevdiğimiz insanlar ile beraber olmanın, aile olmanın tadını çıkarırdık.

Arkadaşlarımız gençti. Çocuklar küçüktü… Farkına varmadan onların büyümesini seyrederdik. Birbirimize neler yaptıklarını anlatır, eğlenirdik. Kar yağdığında sevinirdik. Sobanın başında ısınır, sonra sokağa çıkar, çocukların evdeki en büyük leğen ile neşe içinde mahalle bayırından kaymalarını seyrederdik. Onların buz gibi olmuş yanaklarını, burunlarını öper, ellerini ovalar ısıtırdık.

Çocuklar Hasanağa’ya kampa giderken biriktirdikleri harçlıklarını birleştirirler, getirdiklerini bölüşürlerdi. Gelemeyecek durumda olanların yol paralarını çekerlerdi.

Ramazan ve Bayramlar bir başka güzeldi. Patlıcan biber pörsülenir, kokusu bize pirzola gibi gelirdi. Hoş o zamanlar pirzola alabiliyorduk. Köfte de şimdiki gibi erişilmez değildi. Yanına patates kızartması, bir de yeşil salata yaptık mı yetiyordu. Ezan saati mis gibi pidenin kokusu yayılırdı. Ayranın, turşu suyunun üstüne mahmurlaşmış gözlerle içtiğimiz bir bardak çay caminin yolunu tutmamız için yeterdi.

Dedik ya, fakirliğimiz zenginliğimizdi.

Nasıl mı?

Birbirimizi severdik, düşünürdük, acımızı-tatlımızı paylaşırdık.

Gelecekten ümitli olarak çocuklarımızı yetiştirirdik.

Çünkü o zaman ruhlarımız ve gönüllerimiz vardı.

Şimdi onları da yitirdik…

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları