DUİSBURG’TA CUMHURİYET COŞKUSU

05.11.2022 20:35

 

Duisburg’te ikinci gün:

Uyandığımda gün epeyce yükselmişti.

Hüseyin ağbi çoktan uyanmış, Boby’yi gezmeye çıkarmıştı.

Geldiler; tıkırtılarından anlıyorum.

Boby dışarı çıktı, gezdi, serin havayı yüreğine çekti ya:

Neşesinden diyecek yok.

Hüseyin ağbi;

-“İçin ezildi mi oğlum?” diye soruyor.

Vallahi de anlıyor, billahi de anlıyor; bu söz üzerine derhal hal ve tavırları değişiyor, anlıyor ki, Hüseyin ağbi ona ödülünü verecek; ya çubuk, ya bisküvi halinde ödül maması!

Ya iki ayağı üzerine ayağa kalkıyor, ya kuyruğunu aralıksız sallayıp, boncuk gibi gözlerini hiç kırpmadan gözlerinize dikiyor.

Kahvaltımızı yapıyoruz:

Mütevazı insanlarız biz; abartıya gerek yok;

Kahve, haşlanmış yumurta, domates, zeytin:

Ve Hüseyin ağbinin elleriyle yaptığı bol peynirli tost…

Oh, mis, mis…

Kimilerinin serpmeli merpmeli kahvaltıları olsun önlerinde, kuş sütü eksik olsun; aman ki aman, bize ne!

Bizim önümüzdeki bize yeter; bal olur, yağ olur. Ah ki ah!

Kahvaltıdan sonra çıktık. Hedef Venlo…

Hollanda’nın bir kıyı kenti.

Kent küçük, ancak, aman bir kalabalık, bir kalabalık!
Hava güzel; Alman plakalı arabalar akmış, adım atsan yere düşmüyor denilen cinsinden.

İnsanlar, sonbaharın bu güzel gününü Venlo’da geçirmek için akmışlar adeta.

Arabamızı güçlükle, merkeze uzakça bir yere park edebiliyoruz. Ren Nehri’nin bir kolu; kıvrıla kıvrıla yanı başımızdan akıyor.

Uzun bir yük gemisi geçiyor nehir üzerinden, ardından tekneler…

Su olsun bir yerde, gerçekten oranın şeklini, şemalini değiştiriyor.

Doğa ise kükremiş; yeşilin bin bir tonu nehrin iki yanında. İnsanlar mutlu; güneş tepede, pırıl pırıl bir gün.

Yürüyerek, merkeze kadar geldik.

Bir iki alışveriş yaptık; sonra meydanda oturduk, bir kahve içtik.

Boby mutlu; gördüğü köpeği kokladı, öptü; sırnaştı; Allahtan kaşık kaşlı bir Alman çıkıp da köpeğine yaklaşan köpeğimize karşı:

-“Nein, Nein!” demedi.

Şanslıyız; mutluyuz, çok güzeliz, çok…

Dönüşe geçiyoruz.

Yolda alışveriş yaptık; Türkiye’ye dönünce eşe dosta, ziyarete gelenlere bir şeyler ikram etmek gerekiyor. Güçümüzün yettiği kadar üç beş demeden, aldık bir şeyler; şükür!
Ve bugünün bir özelliği var:

Bugün 29 Ekim…

Cumhuriyetimizin yıl dönümü.

Ve yıl olarak 2022 yılı olduğuna göre, Cumhuriyetimiz ilan edileli 99 yıl olmuş.

Gelecek yıl, yüzüncü yıl.

Cumhuriyetimiz küçüktü, büyüdü, serpildi, 100 yılına yaklaştı.

Daha nice yüzyılları görecek, bundan adım kadar eminim.

Cumhuriyet, Büyük Atatürk’ün Türk Ulusu’na en büyük armağanıdır.

Ve onu; geleceğimizin güvencesi olan Türk Gençliği’ne emanet etmiştir.
Cumhuriyet ulusal egemenliğe dayanır; yani egemenlik erkinin, ulusun elinde olduğu bir anlayışa… Ve ulusal egemenlik demek; Atatürk’e göre, bir ulusun namusu, şerefi, haysiyeti demektir.

İnsan olmanın, onurlu yaşamanın ilk adımıdır cumhuriyete sahip olmak ve onun onurlu bir yurttaşı olabilmek.

Ve bugün; Duisburg ADD’nin etkinliğinde konuşacağım.

Etkinlikte yalnız ben yokum elbette.

Etkinliğin yapılacağı Kruppgymnasium salonuna geçiyoruz: Duisburg Rheinhausen’de.

Daha geçerken, çok önceden tanıdığım sevgili Kemale Beneniyarli ile karşılaşıyoruz.

Hediye almış bana, ay ne diyeyim; bilmem ki; onu gösteriyor, ama ne var içinde, zinhar bilgi vermiyor.

Öyle ya hediye söylenir mi?

İçeri giriyoruz.

Hazırlıklar mükemmel.

ADD Diusburg’un çok derli başkanı Sn. Gülveren Cebir ve öteki üyeleri arı gibi çalışmışlar; salonu donatmışlar, düzen eksiksiz.
Salonda çaylar, kahveler hazır; yiyecekler tepsi tepsi dikilmiş.

Ve kitap standı da kurulmuş.

Standın bir yanında benim kitaplarım var; kitaplarımı imza edeceğim.

İnsanlar çoktan gelmeye başlamışlar; oldukça kalabalık.

İmzalıyorum tabi ki. Hem eskiden tanıdıklarımı görüyorum, mutlu oluyorum; hem yeni insanlarla tanışıyorum, yine mutlu oluyorum.

Ve Sezai Dursun Arı hocamız geldi bir ara; sonra Çiğdem Sema bütün neşe ve esprili yanıyla göründü.

Gözlerim Muhterem Kurt kardeşimi arıyor; işte görüyorum, orada.

Her zamanka gibi koşturup duruyor.

Yeni kişilerle tanışmak daha da güzel; hangi birinin sayayım ki?
Adlarını veremiyorum tek tek, beni bağışlasınlar.

Ve program başladı.

Ellerimizde bayraklar, önce coşkuyla ulusal marşımızı söyledik.

Sonra açış konuşmaları yapıldı; Düseldorf başkonsolosumuz hanımefendi de gelmişler.

Sonra ben çıkıyorum; cumhuriyete giden yolu anlatıyorum.

Atatürk’ün verdiği büyük savaşımı, amacını; bu amaca ulaşmak için izlediği yöntemi, o dönemin kafa karışıklıklarını, zorlukları dillendiriyorum.

Ardından şiirler okunuyor.

Taner Bayburt büyüğümüz, sevgili Murat Pehlivan arkadaşımız ve Sacit Karabiber kardeşimiz, şiirlerini okuyorlar.

Şiirin gücü derhal gösteriyor kendisini.

Çocuklarımız zeybek sunumu yapıyorlar; onu izliyoruz.

Yusuf Caner çıkıyor sahneye, bağlamayla çalıp söylüyor; Aşık Veysel’den, Neşet Ertaş’dan, hatta Köroğlu’ndan. Ve ona genç bir kardeşimiz eşlik ediyor; Azad Çiçek…

Sonra Orhan Şener kardeşimiz çıkıyor sahneye; Türküler söylüyor, insanları coşturuyor ki deme gitsin!

Aman o ne sahne performansı öyle!
Sonra Elif Yıldırım.

Bir bakıyorum, kapıdan Dortmund ADD’nin bir dönem önce başkanlığını yapmış olan Sn. Ahmet Singör ve çok değerli eşleri hanımefendi giriyor.

Ahmet Bey, daha ben Türkiye’de iken, Duisburg’a geleceğimi öğrenince, beni görmeye geleceğini söylemişti.

Çok mutlu oldum elbette, onur duydum.

Etkinlik bitince salonda ayak üstü konuştuk, sohbet ettik bir süre.

Gönülden gönüle, güzel olan ne varsa verdik, aldık.

Ahmet Bey, gerçek bir idealist. Ve her şeyden önce insani yanları çok güçlü biri.

Mutlu oluyorum elbette; eski günleri yad ediyoruz, yaptıklarımızı, yapacaklarımızı anımsıyoruz.

Böyle dostları olsun insanın yeter ki; güç versin, güç alsın; daha ötesi mi var?

Ne diyeyim a dostlar:

Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun.

 

Prof. Dr. Kemal Arı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları