DİYANET İŞLERİ BAŞKANI MI, ŞEYHÜLİSLAM MI? YA DA DEMOKRAT, LAİK, SOSYAL, HUKUK DEVLETİNİN RUHUNA FATİHA MI?

04.09.2021 12:06

Başlığın altındaki fotoğraf başlıktaki soruların da yanıtıdır.

Türkiye'nin hukuktan yana hukukçularının değerlendirmeleri de bu yönde.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Diyanet İşleri Başkanı’na Şeyhülislam konumu kazandırmayı kotarmaya çalışansa cumhuriyetin başkanı.

Cumhurbaşkanı.

Bir türlü cumhurun bütününün başkanı olamayan, olamayan partili cumhura başkan.

AKP'nin ve Cumhur İttifakı bileşenlerine oy verenlerin cumhur başkanı

Yanındakilerse, takkeli ve cüppeli olanı Diyanet İşleri başkanı, takkesiz ama cüppeli olanı cumhuriyetin Yargıtay Başsavcısı.

Adlî yılı açarken ve yeni yaptırdığı Yargıtay binasının açılışını yaparken verdiler bu fotoğrafı.

Laik Türkiye Cumhuriyeti'nde açılışı dualarla yaptırdı.

Bunu laik cumhuriyetin ruhuna fatiha olarak yorumlamak yanlış olmaz.

Adaletin dualarla sağlanacağına inanma abesliği.

Yasamayı tekeline aldığı yetmedi.

Adalet kurumunu da tekeline aldı.

Devletin tüm kurumları tekelinde.

Kurallarsa; her alan ve her kurumda iki dudağının arasında.

Bu resimdeki görüntüye bakınca idealine-„hayâline mi deseydim “- en uygun Yargıtay başsavcısını bulduğunu söylemek de yanlış olmaz.

Anamuhalefet partisi genel başkanı da var bu resimde!...

Kimsenin önünde düğmelerini iliklememesi için düğmesiz olan cüppesini öyle bir toparlamış ki başsavcı; düğmelerinin olmamasında bir suçunun olmadığını anlatma çabası içinde sanırsın.

Ellerini namaza durmuş gibi bağlamasını nasıl yorumlamalı?

Laik bir cumhuriyetlerde adaleti sağlamak için dualar edilmez.

Adlî yıl açılışında cumhura başkanlar konuşmazlar.

Bu Netekim Kenan'ın bile aklına gelmemiş olmalı ki; ben onun adlî yıl açılışında konuşma yapmadığını biliyorum. Siz de biliyorsunuz.

Netekeim Kenan'ın aklına bile gelmeyen gelmiş bizdeki partili cumhura başkanın aklına.

Bu eylemini Mustafa Kemal'in, Kurtarıcı ve Kurucu'nun meclisin açılışını dualarla yaptırdığına işaret ederek haklı çıkarmaya çalışıyor başkanın bir aklı evvel danışmanı.

O dua salt meclisin açılışına değil, kurtuluşun başarıyla sonuçlanmasına da edilen duadır.

O duada ne şeriat, ne hilafet, ne saltanat özlemi vardı.

O nedenle yapılan sapla samanı karıştırmaktan öte bir anlam taşımaz.

Abestir.

Abesle iştigâldir.

Kurtarıcı ve kurucu'nun gösterdiği cüretle, partili cumhura başkanın sergilediği cüret arasındaki anlam ayrılığını açıklamaya hiç gerek duymuyorum.

Duymuyorum da; „Laik cumhuriyette böyle bir açılış hiç yaşanmadı. Bize yaşatılan; laik cumhuriyetin ruhuna okutulan fatiha suresi cüretidir.

Bu cüret; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyetten bir başka cumhuriyete niyetin açıklanması cüretidir.

Bu cüret bir meydan okumadır.

Bu cüret siyasî bir cürettir.

Bu cüretten bağımsız ve tarafsız bir yargı ve güçlü bir yargı çıkmaz.

Bu cüretten umulan, acından ölen bacıdan duyulan umuda denktir.

Bu cüreti laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinde sergilemek; cumhuriyetin bu özelliklerini yadsımaktır.

Şeriatla yönetilen bir cumhuriyete özlemdir bu cüret.“ demezsem, olmaz.

“Devletin dini adalettir.” dedi konuşmasında.

Laik cumhuriyetlerde devletin dini yoktur.

Adaleti de din değil, hukuk devletinde bağımsız yargı sağlar.

Devletin dini yoktur, adaleti demokratik hukuk devletinde bağımsız yargı sağlar.

Adaletin temeline hukuk yerine dini koyarsa bir cumhuriyet, laiklikten söz edilemez artık orada.

Bu cüretkâr Diyanet İşleri Başkanını konuşturarak ona şeyhülislam kimliği veriyor.

Bu cüretin sonu saltanat ve hilâfettir.

En büyük özlemi ve hayâli budur bu cüretkârın.

Bu özlem ve hayâlin gerçekleşmesi de, gerçekleş(e)meyerek özlem ve hayâl olarak kalması da onun elinde değil.

Kimin mi elinde?

Benim, senin, onun!

Bizim!

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları