DEPREMLERDEN DE SAVAŞLARDAN DA

22.03.2022 13:33

Her ikisinden de alınması gereken pek çok ders vardı ama ne ders alındı, ne de önlem ne yazık ki ve de hâlâ alınmamakta, umursanmamakta…

Tarihsel süreçte, pek çok büyük deprem ve savaş ve de acılarını yaşadık. Her an çok büyük depremlerin olması da beklenmekte… Deprem kuşağındayız çünkü. Devletin ne gibi hazırlıkları olduğunu pek bilmiyoruz ama görülürlerden yola çıkışla pek de hazırlığımız yok gibi. En basitinden toplanma alanlarında görüyoruz bu nemelazımcılığı.

Binaların aralarında minicik alanlara toplanma alanı levhaları konulmuş pek çok yerde. Alışveriş merkezleri önlerinin de çoğu toplanma alanı. Şöyle bir bakıyorsunuz, kaç kişi sığar bu alana ve o bina orada toplananların üzerine yıkılırsa ne olacak diye düşünüyorsunuz dehşetle. İnanın iki bina arasındaki toplamı bir metre kare bile olmayan bir girintide bile toplanma alanı levhası gördüm ve hayretle donakaldım…

Alan olarak yeterli bile olsa, diğer gereksinimler için hiçbiri yeterli değil maalesef.  O insanlar gerekli barınma ve diğer ihtiyaçları için çadır ve konteyner temin edilene kadar ne yapacak? Bu insanların tuvalet ihtiyacı olmayacak mı, el yüz yıkama gereksinimi olmayacak mı; ne yapacaklar o sürede?!

…….

Çevremizde sürekli savaşlar olmakta. En son örenğini de çok üzülerek Rusya Ukrayna savaşında görmekteyiz. Halkın korkularını, çaresizliğini, hele de çocukların yaşadığı korku ve gözyaşını dehşetle izlemekteyiz…

Allah korusun, bize öyle bir saldırı olsa ki zaten tüm dünyanın gözü ve hevesi ülkemizde…

Çevremizde hiçbir sığınak yok bildiğim kadarıyla. Onu bırakın yaşadığımız binaların pek çoğunda, zorunlu olmasına rağmen sığınak yok. Binanızın altına sığınak yapmamışsanız, ruhsat alamıyorsunuz ama yine pek çok binada adı sığınak olan işlevsiz bodrumlar nedeniyle ruhsat verilmekte. Bodrumların adı sığınak. Bazısı da âdet yerini bulsun kabilinden bir köşeye tuvalet ve minik bir lavabo koymuş, adı olmuş sığınak. Belediyeler, denetlemez mi, denetlese de, o sığınak diye gösterilenin sığınak olduğunu nasıl olup da kabul eder ve ruhsat veriri insan düşünmeden edemiyor doğrusu.

Biyolojik savaş bir yana, kimyasal ve radyolojik silahlarla bir saldırı olsa ne yapacağız, nasıl korunabileceğiz?  

Oysa, 3194 sayılı İmar Kanunu'na göre, sığınağın iç yüksekliği 2.40 mt (2 metre 40 santim) den az olamaz. Serpinti sığınaklarının duvar kalınlığı en az 60 cm beton, 75 cm tuğla veya taş ya da 90 cm sıkıştırılmış topraktan veya eşdeğer diğer malzemeden olmalıdır. Sığınağın girişi demir kapılı ve en az bir adet dik açı dönüşlü olmalıdır.  Kişi başına en az net bir metrekarelik sığınak yeri ayrılır. Sığınaklarda yapılacak wc, duş ve mutfak nişi bu alana dâhil değildir. Yeterli havalandırma bacası bulundurulmalı ve bu bacalar ve kapı, kimyasal saldırılara karşı yeterince filtrelenmiş olmalı. Kişi sayısınca battaniye bulundurulmalı ve bu battaniyeler temiz dolaplarda bulunup sıklıkla temizlik ve havalandırılması yapılmalıdır. Yiyecek dolapları olup yine kişi sayısınca yeterli miktarda konserve yiyecek bulundurulmalı, bunların son kullanma tarihleri kontrol edilerek yenilenmelidir. Haber alma olanağı sağlanmalıdır.

Binaların ve binalarda yaşayanların sayılarına göre şartlar farklılık göstermektedir. Kamu binaları, askeriye, hastaneler, okullar, yurtlar, sığınma evleri, otel, pansiyon vb ve halkın yaşadığı binalar için, ortak koşullar yanı sıra, farklılıklar da olabilmektedir…

Her biri için farklı yasalar mevcut. Hepsini tek tek ele almayacağım. Merak eden herkes, bu bilgilere kolaylıkla ulaşabilir…

Genel hatlarıyla söz ettiğim şartlar, savaş halinde devletin zirvesini nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlardan korumak için, her türlü nükleer füzeye dayanıklı kimyasal ve biyolojik silah işlemeyen, 300 kişinin aynı anda günlerce yaşayabileceği bir sığınak var. Askeriyede de vardır mutlaka. Kamu binalarında da vardır belki, varsa da ne kadar var bilemiyorum ama halkın, yani bizlerin ikâmet ettiğimiz binalarda hangisi var? Lütfen oturduğunuz binaların sığınak addedilen bölümlerine bir zahmet inip de bakınız, hangi özelliklere haiz, bir saldırıda, o alanlar savunmanıza ne denli yanıt verebilecek? Tuvalet yok, lavabo, mutfak yok. Yiyecek ve battaniye dolapları yok, Camları, kapıları derme çatma ve açık, filtre yok. Çoğunda kediler cirit atıyor ve pire kaynıyor!.. Şimdi ihtiyaç durumunda oraya inseniz ne işinize yarayacak?!

Sığınağın amacı bellidir, adı üzerinde ihtiyaç halinde sığınılacak yer. Dolayısı ile buraya iyi veya kötü hiçbir eşya konulamaz ama neredeyse tüm sığınak denen yerler, eski eşya deposu durumunda…

Yeterli önlemlerle onca canı yaşatabilmek varken, bile bile ölüme terk etmeye nasıl olur da insan olanın vicdanı izin verir?

…….

 Gelelim diğer acı yanına…

Savaşı başlatanlar ya da diğer taraf, sadece toprak mı kazanıyor savaş sonlarında ya da başkaca kazanımlar; amaçları her neyse?..

Ya kaybettikleri…

Ya insanlığa hatta dünyaya kaybettirdikleri?..

Hele de o evlatsız bıraktığınız ana babalar, ana babasız bıraktığınız evlatlar…

Hangi dinden olursanız olun, öldükten sonra yaşanacak ikinci bir dünya olduğuna inanıyorsunuz; hesap sorulacağına da… Peki o ana babalar, o çocuklar hesap sorduğunda ne yanıt vereceksiniz?

O çocukları öldürmeseydiniz, belki bazısı dünya için iyi bir şeyler yapacaktı. Örneğin bilim adamı olup dünyanın çok önemli bir sorununa çözüm bulacaktı, belki dünyanın yaşanılır bir yer olabilmesi için önemli bir buluşu olacaktı, belki iyi bir devlet başkanı olup dünya barışını sağlayacaktı!..

Muhtemeldir ki yarın o çocukların yakınları da, senin torunlarına aynısını yapacak!..

…….

Değer mi onca can ve mal kaybına?!

Dünyanın tüm toprakları senin olsa, dünya lideri olsan ne olacak? Bir gün ölecek ve her edinimini dünyada bırakıp gideceksin. Diyeceksin ki soydaşlarıma kalacak edinimlerim ama bu yaşadığımız dünyanın da bir ömrü var ve bir gün yaşadığımız bu gezegenin de sonu gelecek ve o da ölecek…

Değer mi bir ölümlü için bunca vahşete?!!

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları