BİR SÖZCÜK HİKÂYESİ-İLKLEME

22.11.2021 00:39

Yakın zamana kadar Türk diline uzun yıllar hizmet etmiş olan www.dilimiz.com adlı bir sayfam vardı. Yıllarca gece-gündüz gelen yazıları, soruları değerlendirip bilimsel açıdan ele alarak açıklamaya, dilimize hizmet etmeye çalıştım. Kendi alanında açılan en etkin ve yetkin ilk internet sitesiydi diyebilirim. Taa ki sayfaya el atan hain ruhlu kişilerin yıkımına uğrayıp sayfayı kaybedene kadar. Sayfamızda dil konusunda yetkin pek çok kişi vardı. Onların desteği ve çabalarıyla çok güzel işlere, çalışmalara imza attık. Dil adına üst düzeyde danışmanlık hizmetleri sunduk. Bu vesileyle hepsine bir kez daha dilimiz adına teşekkür etmek isterim.

O günlerde, bırakın günlük çalışmaları yatsam-kalksam, uyusam bile rüyalarımda yine dil ile ilgili "çapaklı konular" diye adlandırdığım dildeki açmazları içeren, soru işaretleri bırakan konularla cebelleşirdim. Yine bir gece geç saatlerde yatmış, günün zihin yorgunluğuyla uyumaya çalışıyordum ki bir sözcüğe takıldım. Bu, gün içerisinde şiir yazma ile ilgili bir bölümde adı geçen bir sözcüktü: AKROSTİŞ

O anda birden yine Türkçeleştirme sevdam ve kaygım kabardı. Neden bu sözcüğü ısrarla yaşatıyorduk? TDK'nin sözlüğünde bile aynen geçiyordu. "Hayret!" dedim, kendi kendime. Bugüne kadar hiç mi kimsenin aklına gelip "Ya hu bunu neden Türkçe bir sözcükle karşılayıp kullanmıyoruz?" dememişti? Evet dememişlerdi. Düzen böyle gelmiş böyle gidiyor, herkes bu akıntıda boğulmadan yüzüyordu. Ama bu akıntı bizim dilimizden olsa daha güzel olmaz mıydı? Elbette olurdu. Duru, berrak, şırıl şırıl su akışı gibi kulağı tırmalamayan, söylemiyle dili okşayan bir sözcük olsa kötü mü olurdu? Bırakın kötü olmasını aksine güzel olurdu ki hem de ne güzel…

İşte yine kendi kendime böyle içten içe konuşmaya başlamıştım. Bunu maalesef(!) her gece yatışımda yapıyorum. Dolayısıyla saatlerce uyuyamıyorum. Beynim sürekli beni bir yerlere, bir şeylere sürüklüyor. Sanki gün yetmiyormuş gibi... Takıldım kaldım bu “akrostiş” illetine. Dilimizde bu sözcüğü ikinci plana atacak bizden bir sözcük bulmalıydık. Taktım kafaya bir kere. Uyku gelir mi? Gelmedi de… Yapacak tek şey vardı kalkıp bilgisayarı açıp bu konuyla ilgili bir sormaca(anket) başlatmalıydım. Aslında sabahı beklemek mantıklısıydı, ama o anda bende mantık ne arar… Olacak gibi değildi. Uyku kesinlikle haramdı. Yapacak tek şey vardı kalkıp konuya el atmak ve rahatlamak. Hemen kalkıp bilgisayarın başına oturdum. “Gecenin bir yarısı.” değil, “ Gecenin sabaha, gün ışığına göz kırptığı anlar.” demem gerekir. Hemen “Sözcük Türetme” bölümüne girip bir sormaca düzenleyip bu sözcüğün Türkçe karşılığı ne olabilir diye açılım yaptım. Oh beee… Biraz rahatlamıştım. Tekrar yattım. Fakat uyku ne demek? Yok. Bu defa da “Acaba hangi karşılıklar çıkacak, kimler ne öneride bulunur acaba?” diye söylenmeye, yatakta dönüşlemeye başlıyorum. Kimlerin konuya ilgi göstereceğini ve tavırlarının ne olacağını da biliyorum. Hele ki Perihan Reyhan Alkan adında biri vardı –hâlâ var ve manevî ablam diyorum- ki benden daha fazla gayret içerisindeydi. Genel konularda olsun, bilimsel konularda olsun eşsiz değerlendirmeleri, yazıları sayfalarımızın süsüydü. Sabahlara kadar değişik konularda yazdığı yazılarında âdeta kaleminden cevher damlardı. Kendisiyle bir kez bile olsun yüz yüze görüşmüşlüğümüz olmasa da 3000km ötede de olsa dil sevdasının bağıyla bağlanmış olmanın mutluluğunu her an tadıyorum. Dahası saymakla bitmeyen yüzlerce dil sevdalısı gönül dostlarım oldu. Zaman zaman çoğuyla özelden yazışıyoruz. Onları görünce sanki ailemden birini görmüş gibi oluyorum. Dedim ya; aynı yönden, aynı açılardan bakan kişilerin gönül dostluğu bu olsa gerek.

Gece boyunca “O bunu der, diğeri şunu der…” diye söylenirken bir taraftan da kendim bir sözcük bulmaya çalışıyordum. Konuyu, işin özünü, içeriğini, anlaşılırlığını, dil kurallarına uygunluğunu kısacası tüm uyulması gereken kuralları katmerleştirip yoğuruyor, arayış içine giriyordum. “İlk harflerle şiir, ilk harfli, ilk harfleme” daha neler neler… Derken “ilkleme” sözcüğü dilime takılıverdi. O anda beynimde şimşekler çakmıştı sanki. Âdeta altın madeni bulmuşum ya da piyangodan milyonlar bana çıkmıştı…

Evet o kendimle cebelleşme sonucu Fransızcadan alıntı “akrostiş” sözcüğüne her açıdan anlamlı, uyumlu ve yakışan bir karşılık bulmuştum(!) İLKLEME. Artık güneş de parlaklığıyla yeni günün başladığını tam anlamıyla hissettiriyor ve sanki beni bu çabamdan dolayı kutluyor ve yüzüme sıcacık tebessümlerini sunuyordu. Gecem yine uykusuz geçmişti. Türkçe sözcüklerin deryasına bir damla katkıda bulunma sevdası ne demek bilir misiniz? Saksıdaki çiçeğin suya hasretliğince. Bu iş tıpkı göle maya çalmak gibi bir şeydir. Ve dahi ben o gün o mayayı bulduğumu sanıyordum. Sıra göle maya çalmaya gelmişti. Bir gece daha uykusuz kalmışım ne gam, ne keder…

Gün boyunca sormacaya pek çok öneri eklendi. En sonunda benim önerim olan “ilkleme” oy birliğiyle denecek oranda katılımcılar tarafından beğenildi ve onaylandı. Bundan sonra sıra sözcüğü duyurmaya gelmişti. Hem kendi şiirlerimle hem de katılımcı dostların şiirleriyle “ilkleme” sözcüğünü ön plana çıkarmaya çalıştık. Bu, haliyle o kadar da kolay değildi. Buna rağmen sözcüğün, eski deyimle “tabir-i caizse” akrostiş karşılığı olarak cuk oturması, yaşama şansını artırıyordu. Bilinen bir dil kuralı vardı ki onu hiç kimse değiştiremezdi. Bir sözcük ancak kullanıldığı sürece var olabilir ve yaşayabilir. Bu da sözcüğün kavramladığı şeyi çok iyi yansıtmasına bağlıydı.

Aradan yıllar geçti. Zaman zaman internet ortamında bu tür hayata geçirmeye çalıştığım sözcükleri ararım. Beni en çok onurlandıran ve gurulandıran da bu sözcük olmuştur. Göle çaldığımız o maya tutmuş ve dilimize kaymaklı yoğurt kıvamında güzel bir sözcük kazandırmıştık. Bugün yine böylesi bir gündü. Küçük bir araştırma yapmak istedim. Ve gördüm ki artık bizim sözcüğümüz Fransızcasının önüne geçmeye hazır hâle gelmiş. Pek çok bilimsel ve kişisel kullanımlarda “Akrostiş / İlkleme” veya “İlkleme / Akrostiş” hatta sadece başlık olarak “İlkleme” yazıp konu içinde Fransızcasını dillendirenler olmuş. Ne büyük bahtiyarlık…

Dilerim ki yakın zamanda TDK bu sözcüğü sözlüğümüze ekler. Eklemekle kalmaz, ana madde olarak değerlendirir. “Akrostiş” sözcüğünü ise “Akrostiş : bkz. İlkleme” diye geçiştirir(!). Varsın bir köşede o da dursun. Ama haddini bilerek, ikinci planda olmak kaydıyla. Biz var olan, yaşayan hiçbir sözcüğe karşı değiliz. Bu tür yaklaşımlar ancak dilde aciz kalışa ve sözcük yitimine neden olur. Oysa dilin zenginliğine gem vurmak kimsenin haddine düşmez.

Şimdi belki “Ya hu 1 kelime için bu kadar yaygara kopartmak niye?” diyenler de olacaktır. Sözüm yok. Sadece bilinmesini isterim ki, her bir sözcük o dilin tam manasıyla aynasıdır. Eğer aynaya baktığımızda kendimizi olduğumuz gibi gönlümüzce göremezsek ne olur dersiniz? Hiç de hoşnut kalınmaz. Hemen kendimize çeki-düzen vermeye kalkarız. Peki dil ne olacak? İşte dil ve kültür de aynen o hoşnut olmadığımız şekilde bir ulusun görüntüsü olarak yansıyacaktır. Topluma düşen ise, birlik olup ona gereken özeni göstermek, kullanımlarımıza çeki-düzen vermektir.

İsterim ki dil ile ilgilenen bilim adamları ve dilini seven herkes aynı kaygılar içine düşse. Yabancı bir sözcüğe karşılık bulma sevdasını tatsa... “Ah, keşke!” demek geldi içimden. Maalesef günümüzde bırakın bu çaba içine girmeyi, tam tersine, yabancı sözcükleri ön plana çıkararak kendini yüceltme(!) kaygısıyla kültürlü görünme çabasına kapılanları görüyoruz. Hem de en tepeden başlayanlar başta olmak üzere sürü ile. Oysa ki bilmez misiniz mübarekler, dibiniz ahlat ağacı, doruğunuzu kim aşıladı?

Dilimiz sevdamızdır, saygı duyalım ve onu incitmeyelim.

İlkleme demişken bir örnek vermeden geçmeyelim. Üniversitedeki öğrencilik yıllarımda bana kol-kanat geren, destekleyen ve yol gösteren değerli bir hocama yazdığım ilkleme şiirimi paylaşmak istiyorum. O kim mi? Dedik ya bu şiir bir ilkleme örneği. Arife ne gerek tarif?

 

HOCAMA… 

Kaç yıl geçti aradan artık bilemiyorum

Anıları gönlümden atıp silemiyorum

Yansa da şu yüreğim sana gelemiyorum

Affına sığınırım beni bağışla Hocam

 

Hem hocaydın bizlere hem de dostça sığınak

Ağabeylik vasfınla öğütlerin barınak

Ne dert olsa gelirdik çekinmeden koşarak

Eğer kusur ettiysek n’olur bağışla Hocam

 

Rahle-i tedrisattan şevkle sizinle geçtik

İlim irfan yolunda sizi hep örnek seçtik

Marifet bizde değil ilminizden mey içtik

El verdiğin bizlere hakkın helâl et hocam

Riya varsa sözümde lütfen bağışla Hocam

 

Tahsin Melan

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları