BİR ÖZÜR BORCU

06.08.2022 00:05

Çoktandır, yazamadım.

Nedeni ne?

Vallahi, bilmiyorum.

Tembellik mi demeli; miskinlik mi?

Yoksa insanın hani içi geçer de salar ya kendini; yoksa öyle bir şey mi?

Belki hepsi.

Ama yoğun bir tempodan çıkmıştım; iki ayrı kitabın yayına hazırlanması; birkaç sempozyuma katılım, onların bildiri metinlerini hazırlamak…

Konferanslar; koşturmalar…

An geliyor; insanın eli ayağı kalkmıyor…

Yine de diyeceksiniz ki:

-“Hoca, bu bir neden mi?”

İnanın, bunun da yanıtını bilmiyorum.

Oluyor işte; anı anına uymuyor insanın.

Ama yazamadıkça içimde hep şu ses vardı:

Yazmalısın, yazmadan duramazsın sen; al eline kalemi yaz!

İçimdeki bir ses bunu hep söyledi; dürttü beni adeta “Hadi kalk, hadi kalk!” diye.

Enerji de toplamadım değil, yazmak için.

Ama ne yalan; topladığım azıcık enerji varsa da onu benim mesleki olarak yazmak zorunda kaldığım metinler için harcamak durumunda kaldım.

Örneğin; bir sempozyum için; Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda propaganda ve topluma moral vermek amacıyla yayınlanan Mehmet’in Hikayesi adlı elliye yakın kartpostal arşivim var; bu koleksiyondan birkaç kartpostalı değerlendirdim, Afyon’da Ağustos ayının sonlarında yapılacak bir uluslararası sempozyum için.

Sunumunu da yapacağım elbette.

Bir de Ulusal Savaşımızın bana göre en önemli olaylarından birisi olan; ama üzülerek söylüyorum, çok kişinin farkında bile olmadığı Alaşehir Cephesi’ndeki kanlı bir çatışma ortamını değerlendirdim; Uşak’ta yapılmış bir sempozyum için.

Ne bu?

Şahyarlı Mustafa Bey ile Çerkez Ethem’in çatışmasını…

Nedeni; bu cephede senin adın mı önde olacak, benim adım mı çatışması.

Ne garip değil mi?

İnsanoğlunun olduğu her yerde bu tür kaprisler, gereksiz çekişmeler, bölünmeler; kimi zaman ulusal bir konuyu tehlikeye atacak kadar öne atılmalar oluyor.

Bu olay da böyle biri.

Ne yazık ki bu kavgayı Şahyarlı Mustafa Bey yitirmiş; adamcağız Alaşehir’den kaçarak, canını Afyon üzerinden İstanbul’a zor atmıştır.

Ki düşünün; bu kişi Alaşehir Kuvay-ı Milliyesi’nin önderi ve sivil komutanı idi.

Ve o cephede ulusal savaşı örgütleyen adamdı.

Yazık oldu, yazık…

Bir de İzmir’in Kurtuluşunun Yüzüncü Yılı İçindeyiz.

Ciddi, elle tutulur ne yapıldı?

Ya da yapılıyor? Bir düşünün!

Benim aklıma bir şey gelmiyor.

Yapılması düşünülen birkaç şeyin nasıl engellendiğini, ne ayak oyunları oynandığını şimdi anlatacak değilim.

Ama bu İzmir, garip; gerçekten çok garip.

Olması gereken şeyler olmuyor da; olmaması gereken şeyler, olması gereken şeylerin yerini alıyor.

Bize de öyle bakmak düşüyor.

Bunlara kafa yordum az çok; adımlar atmak istedim; ama açık söyleyeyim başaramadım.

Görünmez bir el kimi şeyleri engelledi; bunun ayırdındayım.

Şimdi birileri gerine gerine çıkıp; ne denli önemli işler yaptıklarını ağızlarını yaya yaya anlatırlar.

Hani derler ya; “Dostlar alışverişte görsün!”

Ah, ah…

Eh; o bu derken ve başka işler,

Gazetemdeki köşemi ihmal ettim.

Suçluyum a dostlar; kabul ediyorum.

Ama kastım yoktu; yalnızca koşullar böyle gelişti.

Ha!

Bir de çekilen bir azı diş; ve çeneye çakılan toplam dört implant!

Ne diyelim?

Hayat böyle devam ediyor.

Özür dilemek benden, kabul etmek siz büyüklerimden…

Prof. Dr. Kemal Arı

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları