-Berlin’de binlerce Euro harcanarak lüks otellerde iftar sofraları kuruluyor. Salonlar ışıl ışıl. Fotoğraflar paylaşılıyor. “Temsil gücü” deniyor. “Prestij” deniyor. İki saat sonra o paralar lağımla buluşuyor. Yazıktır. Günahtır-
Berlin’de Müslüman iş adamları dernekleri, binlerce Euro harcayarak lüks otellerde iftar sofraları kuruyorlar. İki saat sonra o Euro’lar lağımla buluşup gidiyor. Geriye ne kalıyor? Birkaç fotoğraf, birkaç tebessüm, birkaç “ne güzel organizasyon” cümlesi… Hepsi bu.
Yazıktır. Günahtır.
İsrafın haram olduğunu dillerinden düşürmeyen bu çevreler, bugün bu lüksün ve gösterişin peşinde neyi aramaktadırlar?
Allah’ın verdiği nimetlerle şımarmanın, servetin insanı körleştirmesinin bir tezahürü değil midir bu yapılanlar?
Müslüman olduklarını her fırsatta yüksek sesle ilan eden; fakat Müslümanlığın ahlâkını, infak bilincini ve hesap sorumluluğunu taşımayan bir anlayış değil midir bu yapılanlar?
Dil ile İslam’ı savunup, fiil ile onun ruhunu zedelemek ne yaman bir çelişkidir?
Allah, Müslümanları bu ölçüsüzlüğün, bu yanlış temsillerin ve bu vebalin ağır sonucundan muhafaza eylesin.
Kapitalistten daha kapitalist olan bu anlayış, Karun gibi yaşar; Haman ve Bel‘am gibi dünyanın keyfini sürer. Bu üçlü, iktidar, servet ve bilginin, ahlâkî denetimden kopması hâlinde nasıl bir çöküşe yol açabileceğini gösterir. Servetle şımaran Karun, güce yaslanan Hâmân ve bilgiyi çıkar için eğip büken Bel‘am; İslam düşüncesinde sadece tarihsel şahsiyetler değil, her çağda ortaya çıkabilecek ahlâkî sapma biçimleridir. Bu nedenle mesele isimler değil; temsil ettikleri zihniyettir. (Kasas 28/38-39, 76-83; Mü’min 40/36. A‘râf 7/175-176)
Lüksün köleleştirdiği insanlardır bunlar. Otuz bin, kırk bin 50 bin Euro’yu iki saat içinde lağımla buluşturur, sonra buna “medeniyet” derler, “temsil gücü” derler. Bilmezler ki; Almanca konuşan bir toplumun içinde bu görüntü, “temsil” olarak değil, çoğu zaman ölçüsüz bir şatafat olarak algılanır. Saygı uyandırdığını zannettikleri şey, gerçekte ciddiyet kaybına yol açar. Ve nice insan, köşesine çekilip içten içe alaycı bir tebessümle bu gösterişi izler.
İsrafın Haramlığı: Allah’ın Açık Hükmü
Kur’an, isrâfı sadece “ayıp” saymaz; yasaklar.
“Yiyin için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A‘râf, 7/31)
“Şüphesiz müsrifler şeytanların kardeşleridir.” (İsrâ, 17/27)
“Allah, haddi aşan müsrifleri sevmez.” (En‘âm, 6/141)
Burada mesele sıradan bir yemek meselesi değildir. Asıl mesele; ibadetin ruhuna şatafatı karıştırmak, Allah’ın verdiği nimeti gösteriş malzemesine dönüştürmek ve toplumsal yaralara merhem olması gereken imkânları iki saatlik bir ihtişam gösterisine harcamaktır. İbadeti tevazu ile değil, prestijle ölçmeye başladığınızda; geriye ibadetin özü değil, sadece dekoru kalır.
Gösteriş ve Riya: İbadeti Fotoğrafa Çeviren Hastalık
İnfak (harcama) ve hayır, İslam’da kalbin amelidir. Gösterişe bulaşırsa hayrın ruhu söner.
“Ey iman edenler! Başa kakmak ve incitmek suretiyle sadakalarınızı boşa çıkarmayın…” (Bakara, 2/264)
“Onlar mallarını insanlara gösteriş için harcarlar…” (Nisâ, 4/38)
Hayır; “insanlar görsün” diye yapılırsa, ahirette “Allah rızası” diye yazılmaz. Berlin’in lüks otel salonlarında, kameralar arasında, sponsor afişleri altında, israfın üstüne “ibadet” etiketi yapıştırmak; korkarım ki hayrı değil, hesabı büyütür.
Peygamber’in İftarı: Ölçü, Sadelik, Şükür
Peygamberimizin (s.a.s.) iftarını anlatırken hurmadan, sudan, sadelikten uzun uzun bahsedersiniz. “Bulamazsa birkaç lokmayla açardı orucunu” diye gözler dolarak konuşursunuz. Ama iş kendi sofranıza gelince, o anlattığınız sünneti ilk terk eden yine siz olursunuz. Diliniz Resûl’ü över, hayatınız lüksü tercih eder.
Bu nasıl bir tutarsızlıktır?
Sünneti kürsüde anlatıp, salonda inkâr etmek değil midir bu?
Sadelik üzerinden vaaz verip, şatafat üzerinden itibar devşirmek nasıl bir ahlâk anlayışıdır?
Söz ile amel arasındaki bu uçurum, sadece bir çelişki değil; temsil iddiasının çöküşüdür. Çünkü sünneti anlatmak kolaydır; sünnetle yaşamak ise bedel ister.
“Resûlullah (s.a.s.) akşam namazını kılmadan önce birkaç taze hurma ile; bulamazsa kuru hurma ile; onu da bulamazsa su ile iftar ederdi.” (Tirmizî, Savm)
Bu ölçü bize şunu öğretir: İftarın esası, lüks değil şükürdür. İftarın esası, gösteriş değil merhamettir.
“Sofraların En Çirkini…”: Fakirin Çağrılmadığı Sofra
“Yemeğin en kötüsü, zenginin çağrılıp fakirin terk edildiği davet yemeğidir.” (Müslim, Nikâh)
Hadisler üzerinden başkalarına iman dersi vermeye kalkanlara şimdi sormak gerekir:
Bu lüks iftarlara kaç Obdachlos davet ediliyor?
Kaç kimsesiz insan?
Kaç yalnız yaşlı?
Kaç borç yükü altında ezilen öğrenci?
Kaç kira derdiyle boğuşan aile?
Kaç şiddet mağduru kadın?
Kaç onurundan dolayı el açamayan, “kimseye söyleyemeyen” fakir?
Yoksa davet listeleri hep aynı çevrelerden mi oluşuyor?
Aynı unvanlar, aynı kartvizitler, aynı sponsorlar…
Eğer o sofralarda fakir yoksa, o sofranın adı “iftar” değildir.
O, bir itibar organizasyonudur.
Bir prestij gösterisidir.
Bir çevre buluşmasıdır.
Fakir dışarıda kalmışsa, o sofra rahmet üretmez; fotoğraf üretir.
Şöhret üretir.
Alkış üretir.
Ama Allah katında değeri olan şey, alkış değil; samimiyettir.
Zekât ve İnfak: Karın Doyurmak Değil, Gelecek İnşa Etmek
Allah, infakı sadece “vermek” olarak öğretmez; düzen kurmak olarak öğretir.
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe (birr’e) erişemezsiniz.” (Âl-i İmrân, 3/92)
“Onların mallarında, isteyenin ve mahrumun hakkı vardır.” (Zâriyât, 51/19)
Bu, “ister ver ister verme” değildir. Bu bir hak meselesidir.
Berlin’de o lağıma bırakılan paralarla neler yapılabilir:
ALMANYA
09 Haziran 2026ALMANYA
09 Haziran 2026ALMANYA
09 Haziran 2026ALMANYA
09 Haziran 2026ALMANYA
09 Haziran 2026ALMANYA
09 Haziran 2026ALMANYA
09 Haziran 2026
“-Berlin’de binlerce Euro harcanarak lüks otellerde iftar sofraları kuruluyor. Salonlar ışıl ışıl. Fotoğraflar paylaşılıyor. “Temsil gücü” deniyor. “Prestij” deniyor. İki saat sonra o paralar lağımla buluşuyor.” Soze iftardan basladi ve lagimda bitirdi Rustu Kam bugun! Yaziyi okumaya baslayinca pislik kokusu geldi burnuma. Boyle din adamlarimiz varken insanlarimizin dini ogrenme, anlama ve hayatlarini gelistirme sansi var mi? Bin sene cahil birakilmis insanlarimizin insanligi ve Islam’ligi ogerenmeleri ne kadar surer acaba! Ne Ramazan muhabbeti Rustu Hocadan! Izmir Yuksak Islam Enstitusu mezunu. Yani Islam’i Turkiye Cumhuriyeti’nin en guzel universitelerinden birinde okumus. Ya iyi anlayamadi yada iyi profesorleri yoktu, Neyse belki bir gun kendisi anlatir,