BENİM ZAVALLI GENÇLİĞİM…

03.12.2022 23:06

Bugün Erasta’nın yan tarafındaki otoparkta beklerken üniversite yaşıtı gençler, belli aralıklarla arabanın camını tıkladılar… Hepsinin repliği ayni idi: “Ağabey, ailemden param gelmedi, öğrenciyim, bana bir yemek veya ekmek parası verebilir misin?”

Gel de verme? Ne Suriyeli ne de dilenci… Hoş olsalar da bu ülkenin insanı değil mi?

Böyle bir duruma hazırlıksız yakalandığım için çok şaşırdım ve üzüldüm. Gayri ihtiyari elimi cebime atıp elime ilk geçen parayı gence verdim.  Önce paraya, sonra bana bakarak üst üste birkaç kez teşekkür etti. “Sakın içkiye, sigaraya verme. Helal paradır…” dedim. Gülümsedi, teşekkür ederek uzaklaştı.

Bir an aklıma yıllar evvel, izcilik çalışmaları için Mecdiyeköy Altıekim ilkokuluna gittiğimiz ancak taksime otobüs paramız olmadığı için yayan yürüyüp eve dönüşümüz geldi. Bizim için önemli olan, cumartesi günü birkaç saatini ayırıp yolumuzu gözleyen izcilerimizi hayal kırıklığına uğratmamak adına gözümüzü karartmamız idi.

Kimseden para istemeyi; yani diğer bir deyimle dilenmeyi bir yana bırakın, borç istemeye bile dilimiz varmaz, utanırdık. Gurur yapardık.  Öğle yemeğimiz bir simit olur, onu da gizli-saklı yerdik.

***

Bir saat içinde camı çalıp para isteyen gençlerin sayısı 7-8 kişi olunca çok şaşırdım. Hadi, bir kısmının gerçekten buna ihtiyacı olmayabilir, bu işi zevk için yapıyor olabilirdi ama arabanın aralanmış camından seslenen gencin nefesinin kokusu bunun aksini söylüyor; açlıklarını ispat ediyordu.

Bugün bir dilim ekmeğe muhtaç edilen gençlerin yarın neler yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum. Özellikle yabancı bir İl’de okumaya çalışmanın zorluğunu düşününce insanın kanı donuyor.

Gençleri bir yana bırakın ailesinin yanında olup, okula aç giden çocuk ve gençleri düşününce açıkçası üzüldüm demek yetersiz kalıyor, insanın aklı başından gidiyor.

Devlet kusura bakmasın ama, “Ben okuyacağım” diyen gence el uzatmak, “İşsizim” diyen gence iş bulmak, “Açım, bütün gün aç dolaştım” diyen gence aş vermek zorundadır. Çünkü Devlet; yetimin, öksüzün, dulun, Gazi’nin, şehit çocuğunun kısacası hiçbir ayrım yapmadan tümünün destekçisi olmak zorundadır.  Devlet bunun için vardır.

***

Aylardır bir belgesel için gidip geldiğim Edirne’nin kış aylarının girmesi ile nasıl karanlık bir kente dönüştüğünü, bitirilemeyen sokak ve ara cadde kazıları ile yağan yağmurda çamura bulandığına, bir yanda yollar tamir edilemez iken yeni bölgelerin nasıl çimlendirilip kaldırım taşı döşendiğine şahit oluyorum.

Daha önce Mimar Sinan’ın Ustalık eseri olan Selimiye camiinin insanı huşu içinde seyretmeye ittiği minarelerinin karanlıklar içinde kalması, ışıklarının söndürülmüş olması, etrafında yükselen demir iskelelerin adeta şehrin ruhunu hapsettirdiği düşüncesinden kendimi alamıyorum.

Bana öyle geliyor ki, CHP’nin oylarının hızla düşeceği, Belediye seçimlerini kaybedeceği ilk yer Edirne olacak. Anadan, Atadan CHP’li olan kentte kimle konuşsam şikayetçi ve şikâyetten öteye suçlayıcı konuşmalar yapıyorlar.

Mezarlıklar, şehrin girişindeki türbeler, Şükrü Paşa anıtı gibi bölgeler aylardır perişan durumda.  Balkan şehitliği henüz ziyarete açılamadı. Şehirdeki insanların nefes aldığı köprüler, Karaağaç bölgesi unutulmuş durumda…

Son günlerde esnaf sınır komşularının şehri doldurduğunu, alışveriş turları düzenlendiğini, Türklerin alamadığı pek çok ürünün kapış, kapış satıldığından bahisle halinden memnun…

Buna rağmen gençler aç ve işsiz…

Bizden söylemesi, uyarması…

Vah benim zavallı gençliğim vah…

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları