AYDINLIĞIN ZAFERİ

21.01.2022 22:19

Kurtuluş Savaşı sonrasında olması gerekenin, eğer yapılmazsa, vatanı nelerin beklediğini çok iyi bilen, kararını çoktan vermiş, yapacağına inanmış bir kişi var: Mustafa Kemal.

Siyah ve beyaz kadar net olan iki nesnel gerçeklik var, karanlık ve aydınlık. Karanlık yüzyıllar boyu sürmüş, sonu göründü, gün ağaracak…

Halifeliğin kaldırılması, tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasının zorunluluğu, insanca yaşam olan laiklik ilkesinin kabul edilmesi anlamına geliyordu. ,, …Gerçek usulüne uygun olarak ifade edilecektir. Fakat, belki de bazı kafalar kesilecektir.’’. İşte o, bazı kafalar’’ insanlık düşmanı karanlık nesnelerdi.

İnsanlık tarihi dogmatizmden çektiği acılarla doludur. Batı aydınlanması 400 yıl sürdü. Kilisenin zorbasından kurtulalı daha iki asır oldu. Batı aydınlanmaya geçtiğinde bizde güneş yeni doğmaya başlıyordu. İslamiyet’in doğuşundan 1500 yıl sonra ilk kez Anadolu’da, Müslüman bir ülkede aydınlanma filizleniyor, kök salmaya başlıyor. 19 Mayıs 1919’u milat alırsak henüz aydınlanmamızın ilk yüzyılını geçirdik ve geçen bu yüzyıl çok çetin geçti. 60’lı, 70’li yıllarda görülen sağ-sol mücadelesinde, solun sınıfsal mücadele gelişimi sağcıları, dincileri tarikatları yani bilcümle gericileri korkuttu, imdada 12 Eylül yetişti. 1980 sonrası dogmatizmin altın yılları başlıyordu, 21. Yüzyıla siyasal İslam’ın iktidarıyla girdik ve yirmi yıldır da iktidarını sürdürüyor.

Yaşanan gericilik ve olumsuzluklar tarihsel maddecilik bakışla değerlendirildiğinde olabiliyor. Farklı toplumlar benzer aşamaları yaşamışlar. Örneğin İran’da Humeyni devriminde yaşananlar, bize bir ders vermiş olmalıydı. İran Şahı’na karşı sol ile verilen mücadeleden örgütlü Humeyni’nin çıkması mucize değildi ve solunda tasfiyesini getirdi. Yakın zamanda Arap Baharı olayları da örgütlü dinci örgütlerin baskın çıkmasına ve iktidara gelmelerine neden oldu. Şimdi anlaşılıyor ki; Türkiye kendi sözde baharını (Türk Baharı diyelim; Arap Baharı ’da Türk Baharı ‘da dinciler açısından gerçeklik kazanan, iktidarı onlara getiren süreçler oldular.), 2002 yılında AKP’nin iktidarı ile yaşamıştı. AKP yerini iyice sağlamlaştırma aşamasında gerçekleştirdiği rejim değişikliği ile birlikte uyguladığı Anayasa referandumlarında solun bazı kesimlerini, liberalleri, entel görünen gizli tarikatçıları ve sömürgeci batıyı müthiş kullandı, onlardan destek gördü. Yetmez ama evetçilerin bazıları günah çıkarmaya çalışıyor; ,,o zaman yapanın değil yapılanın önemli olduğunu…’’, ,,yargının demokratikleştiğini…’’ gibi uyduruk gerekçeler açıklıyorlar. Çıkın doğruca özeleştiri yapın, hata ettik deyin, yok demiyorsanız dediğinizin arkasındaysanız hala, bizde saflarımızı bilelim.

Sezen Aksu hayır diyenleri iki cihanda lekeli sayarken, Fethullah Gülen mezardakileri canlandırıyordu. Sezen Aksu kendi sanat dalında üretken birisi, sevilen, milyonlarca dinleyicisi olan sanatçı. Yetmez ama evet derken yaptığı hatanın sonuçları çok ağır oluyor. Evet dediğinden beri çok dinleyicisi ve seveni ona yüz çevirdi, şarkılarını dinlemez oldu. Bir sanatçının şarkılarının özgürlüğünü kaybetmesi kadar daha ağır bir ceza olabilir mi? Sezen Aksu en ağır bedeli ödüyor, elbette aydın olan herkesin her şeye rağmen üretken bir sanatçının sanatına saygı gereği ödetilen bedelin karşısında durması aydın sorumluluğudur, toplumsal meseledir. Cumhurbaşkanı camiden, o dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir diyor. O dili koparmanın yeri ne zaman gelecek? Muhtemelen polis Sezen Aksu’yu korumaya almıştır. Kime karşı korumuş oluyor bu durumda?

Kıssadan hisse, nasıl adalet bir gün herkese gerekli olabilecekse, laiklik ve demokrasi de herkes için, her şey için mutlaka gereklidir. Dogmatizm öldürür, laiklik yaşatır.

Yaşananlar karanlık ile aydınlık arasında süren savaştır. Türkiye’de bu savaş yüzyıldır sürüyor. AKP siyasi bir parti değildir. Siyasal İslam partisidir ve tarikatların ve cemaatlerin çatı örgütüdür. Türkiye’de iktidar dogmatizmin elindedir ve iktidarı kaybetmemek için elinden gelen her şeyi yapmaya devam edecektir. Türkiye’de aydınlığın karanlığa karşı zaferi, aydınlanmanın kendi nesnelliğinde anlaşıldığında mümkün olacaktır, sola düşen görev aydınlanmanın tarifini doğru yapmaktır, dogmatizme sapmadan.

 

Zekeriye Uçar

 

 

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları