55 YIL ALMANYA GÖÇ YOLCULUĞU 

30.10.2016 22:33

55 YIL ALMANYA GÖÇ YOLCULUĞU 

Max Frisch "Biz işçi istedik, onlar insan gönderdi"

55 yıl önce bugün Almanya ve Türkiye'nin kaderini değiştiren anlaşma eski başkent Bonn' da 30 Ekim 1961 yılında imzalandı. Ve, bu anlaşma ile Almanya -Türkiye arasında göç yolculuğu başlamış oldu.
Satılık işçiler ağızlarında dişlerine kadar kontrolden geçirilerek geldiler.
En yağız Anadolu insanını aldılar çalışmak için.
Önce kalifiye işçileri aldılar.
40 yaş üstünde olanlar gelemedi.
Maden işçilerinde ise; kalifiye olanlar 35; kalifiye olmayanlar için ise 30 yaş en üst yaş sınırıydı.

Kadın işçiye de ihtiyacı vardı Almanya'nın.
İlk gelen işçilerin yüzde 20' si kadın işçiydi.
Kadın işçiler de yapayalnız geldiler.
O anneanneler o babaanneler...
Hani, buranın dilini konuşamayan nineler...
Üç vardiye çalışan dedeler...
İki göz odada para biriktirip bir an önce memleketine dönmek için uğraşan dedeler...
O kuşak çekti Almanya' nın cefasını.
Geride bıraktıkları çocukların özlemini...
Yurtlarda sadece ve sadece „ çalışmak „ için yaşadıkları günleri bizler sadece dinledik ya da okuduk.
İkinci kuşak çekti yine ona keza cefasını ya da sefasını. Anne özlemi baba özlemi...
Almanya' ya gelip sudan çıkmış balığa dönen bir ikinci kuşak.
Bavul çocukları dendi onlar için...
Kurtaran kendini kurtardı. Kurtaramayan da belki anası babası gibi çalışamadan buralarda bir şeyler yapmaya çalıştı.
Ama, en çokta yok mu şu memleket özlemi yok mu şu yabancı düşmanlığı...
En çok bu yaraladı burada yaşayan Türkiye insanını.
Bir de Türkiye' de döviz makinesi gibi görüldü.
Burada Pis Türkler...Türkiye' de alay edilen Alamancılar.
İki arada bir derede kalmanın yanında en yakınları bile onları para makinesi olarak gördüler. Memlekette sıkışan akrabalara para göndermekte Alamancıların işiydi.
Saflığından yararlanılarak camilerde dolandırıldılar.
Kombassan, Jetpa, Yimpaş, Endüstri Holding’e para toplayan insanlar tarafından dolandırıldılar.
İki devletin de „ şamar oğlanı „ oldu Alamancı Türkler...
...
Sadece işten eve, evden işe giden insanlar ne buranın düzeninden ne de Türkiye'nin gidişatından bi haber yaşadılar.
O saf köylü temiz hallerini korudular.
Hiç unutmam. Bir Ramazan ayında camide bir grup Alman arkadaşımla iftara davetliydik. İftarda bayan hoca iftarı açmak için dua okudu. Ardından ama orucunu açmadı ve dikkatimi çekti. Yan yana oturduğumuz için bana „ Ben şeker hastasıyım. Onun için oruç tutmuyorum. Ama, söylemiyorum kimseye „ dedi. Ardından da „ Almanya' da Türkler çok saf. Her şeye inanıyorlar. „ dedi. İşte bu insanlar gerçekten saf ve temiz kaldıkları için camilerde bile dolandırıldılar.

Şimdi farklı mı sanki?
Şimdi de hem oy hem de döviz makinesi olarak görülüyor.
Almanya için de Türk düşmanlığı artık yerini Suriyeli göçmenlere bıraktı şimdilik.

***

Ya 3. kuşak?... Size de birkaç sözüm var.
Erkekleri bıraktım. Onlardan umudumu kestim artık. Kimse alınmasın. Sözüm genç kızlara:

Arkadaşım anlatmıştı.  Annesine dedesi; (kayınpederi) bir ayda okuma yazma öğretiyor. İmza atmayı öğretiyor. „ Aman kızım git Almanya' ya!.  Benim bu oğlandan sana hayır yok. Gel sana okuma yazma öğreteyim de Almanya' ya git, kendini bari kurtar! „ diyor. Buradan ne mi anlaşılıyor?
O zaman ki erkeklerin kadınlara bakışı;
O zaman ki kadınların okuma yazma bilmese bile toplumdaki durumu;
O zaman ki kadınların cesareti...
VE;
O kadınlar buraya yapayalnız tek başına geldiler.
Köyünden, kasabasından çıkmamış kadınlar ve genç kızlar başka bir ülkeye çalışmaya geldiler.

Ya şimdi;

Şöyle bir bakın kendinize!..
Bir dil değil; iki dil biliyorsunuz. Hatta, 3. dilde iyi kötü derdinizi zorda kalınca konuşabiliyorsunuz. İnternet ile bütün dünya elinizin altında.
Onlar Türkçeyi bile doğru dürüst konuşamıyorlardı. Şöyle bir karşılaştırın kendinizi!. Yalnız başına dilini bilmediğin bir ülkeye çalışmaya gidebilecek cesarette misin?
Siz daha şuradan şuraya meslek eğitimi yapmaya gidemiyorsunuz.
Neymiş, uzakmış.
Neymiş; hoşuna gitmemiş. Miş, miş, mişmişte mişmiş...
Gel önüme düş!..
Neymiş, din sana yetiyormuş.
Okumak neymiş?
Neden okula geliyorsun, diye sorduğumda da: „ 16 yaşına kadar mecburum. Yoksa Almanya ceza yazıyor. „ diyor bana öğrencim. „ Bak, senin ninen okuma yazma bile bilmeden geldi. Ve, burada bu halde mücadele etti. „ desem de bir kulaktan girip bir kulaktan çıkıyor söylediklerim.
İlk gelenlerin yüzde 20' si kadın olan toplumun torunları da bir şekilde cesaretli olur diye umudumu kaybetmiyorum.
***

Olumlu gelişmeler yok mu?
Çok tabii...
Onlar zaten medyada ve biliniyorlar. Ama, hep onları örnek vererek bir yerlere gelemeyiz. Çoğunluğu unutarak birkaç öne çıkmış isimle toplum değişmez. Örnekler ne kadar çoğalırsa, gelişme de hep birlikte olur.
Ben, çuvaldızı önce kendimize batırmamız gerektiğine inanıyorum. Çuvaldızı kendimize batırdığımızda yeri geldiğinde o çuvaldızı karşı tarafa da batırmayı öğreniriz diye düşünenlerdenim.
55 yıl sonra 4. kuşağa ve 5. kuşağa ancak eğitimle seslenebiliriz.
Bir yıllık varlık istersen buğday, on yıllık varlık istersen ağaç, yüz yıllık varlık istersen insan yetiştir..!!

Bir şarkı sizler için:

Cem Karaca' nın Almancılar şarkısı çok güzel anlatıyor işçilerin durumunu:

Davulla zurnayla yola çıkmış
Bandoyla karşılanmıştık
İş gücümüzdü sattığımız
Ter olup çarklara aktığımız
Servete servet kattığımız
Gurbet el şimdi bize „ Dön geri „ diyor
Bebeler doğurduk gurbet ellere
Büyüdüler verdik taş mekteplere
Dilleri dönmez ki bizim dillere
Merhabayı bilmez guten tag diyor
Yılda bir kere izindir deyip
Bulgarın yugoslavın yolunu tepip
Edirne Ardahan gözümde tüten
Canım memleket bize Almancı diyor

https://www.youtube.com/watch?v=6JRbIgOk17o

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları