banner216
Emin olun, hedefim bu değildi. Hedefim, ABD’nin önderliğinde Batı Bloku olarak giriştiği yeni savaşa nazire yaparcasına bu yukarıda okuduğunuz başlıkla size ulaşmak değildi. Hedefim yalnız bugün, yani 15 Nisan Pazar günü karşınıza “Yaşasın Dünya Sanat Günü” başlığıyla çıkmaktı. Ne var ki bir gün önce gecenin köründe “medeni dünyanın şövalyesi” (!) Batı Bloku’nun başlattığı savaş, beni kaçınılmaz şekilde böyle bir melodramatik başlığa taşıdı!

Yine bombalar düşüyor, yine alevler çıkıyor, yine çocuklar ölüyor, yine insanlar panik içinde belki bacağı, belki kolu kopmuş olarak deli gibi sokaklarda koşturuyor, yine çocuklar anasız-babasız kalıyor...


BATI BLOKU’NUN GÜVENİLİRLİK KARNESİNDE NELER VAR?

Peki söyler misiniz bana? Bu savaşın bir iyisi, bir kötüsü var mı! Hanginiz sanki “iyi bir ittifak” mesela “kötü” bir Hitler’e karşı savaşa giriyor diye olaya kendinizi katarcasına işin bir parçası olup, bir tarafı futbol fanatiği gibi destekleyebilirsiniz? Doğrudan bir çıkarınız yoksa zannetmiyorum ki böyle bir sayı yüksek olsun. Herkes yorum ve niyet okuma peşinde. Trump ve çıkarcı ABD böyle bir savaşa gerçekten “sivilleri zehirli gazlardan korumak” amacıyla mı giriştiler? Bu konuda zaten ABD ve İngiltere’nin sicili ağır suçlarla dolu ve inandırıcılıkları yok. Hatırlarsınız 2003 Irak Savaşı’nda ABD ve Kraliçe’nin ordusu, beraberce sözde “kitle imha silahları” aramaya gittikleri Irak’tan utanmaz ve muzaffer bir şekilde 1,5 milyon kişi öldürüp dönmüşlerdi! Aradan bilmem kaç yıl geçip tarih önünde kara sayfalarda rezil olduktan sonra da “N’apalım yanlış istihbarat almışız!” diye 3-5 damla timsah gözyaşı dökmüşlerdi. Şimdi ise alelacele devreye soktukları gerekçe, Doğu Guta’da, Hama’da, sivil halkın üzerine kimyasal silah kullanıldığı iddiası. İyi de artık dünya alem öğrendi ki, dün yani Cumartesi “Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü” isimli uluslararası heyet hangi gazın kullanılıp kullanılmadığını yerinde ölçmeye gidiyordu. Bu saldırıyı aynı günün sabahına koyarak, batı takımı böylece elinde legal gerekçeye ihtiyaç duymadan, yine kendine göre haralom şaralomlarla durumu oldu bittiye getirerek saldırısına geçmiş oluyor. Bu senaryo bana çok tanıdık geliyor.

Sonuçta dediğimize geliyoruz. Ortadoğu malum uluslararası çıkar kavgaları merkezi. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Kim iyi kim kötü belli değil. Ne Esadcı, ne Esad düşmanı, ne ABDci, ne Putincisi, halkın beyninden, kalbinden, mantığından geçerli vize alamıyor. Herkes biliyor ki, her farklı lider ve kümelenme karanlık bir çıkar peşinde. Amerikanya dayı, yine birden ağır bir şekilde insan hakları kartına sığınıp (!) vurmaya, ölüm yağdırmaya başladı. Karşı taraf masum mu? Hayır değil. Suriye, İran ve Rusya ile ittifakta.

Türkiye, ilginç bir şekilde, daha dün İran ve Rusya ile toplu el sıkışmalarının orta yerindeyken, bugün hemen alelacele ABD saldırısını onaylıyor. Merak ediyorum, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Putin’e yarın nasıl bir izahat vereceğiz? “Dün dündür bugün bugündür” diyeceğiz herhalde siyasi geleneklerimize göre...

Savaşlara kendi çocuklarını, kardeşlerini, yeğenlerini, damatlarını yollamayan bu liderler, yine düşen her füzede, her bombada, yüzlerce, binlerce çocuğun ailesini evini veya bir uzvunu kaybetmesine neden oluyorlar. Onlar için değişen bir şey yok, aynı saraylarda farklı kişilerle dönen ittifakçılık oyunu geçici anlaşmalar anlamsız el sıkışmalar, aynı iddialı ağır laflar, sürekli olarak ülkeler ve halklar adına yapıldığı söylenen büyük manevralar, uysa da uymasa da tarih adına verilen referanslar...

Bu karanlık dünyadaki karışıklıklar, ruhu şizofrenik ve üç-dört farklı kimliği bünyesinde barındıran psikopat insanların size hazırladığı sürprizlerden daha ağır senaryo değişikliklerine gebe... Biz daha dün batıya dil çıkarıp, en ağır lafları edip, başta Hollanda ve Almanya olarak Avrupa’ya meydan okuyor, ABD’ye Hakan Atilla ve Reza Zarrab davası dolayısıyla, günde iki nota veriyorduk. Neredeyse Nato’dan çıkışımızı verip, Rusya veya Çin’le “yeni bir dünya kurulması”ndan söz edecektik! Şimdi okyanusun öbür ucuna geçmişiz yeniden...


PİRAMİD’DE “DÜNYA SANAT KOKSUN!” PANELİ

Cumartesi günü, Piramid Sanat’ta, “Dünya Sanat Koksun” başlıklı bir panel vardı. Moderatörlüğünü ben yaptım ve konuşmacılar Zeynep Oral, Tamer Levent ve Nasuh Mahruki’ydi. Önce Dünya Sanat Günü vesilesiyle 7 yıldır, dünyanın değişik yerlerinde yapılan kutlamalardan sayısız görselleri gördük. Her yerde coşku, keyif, güzellik ve çocuksu bir heyecan vardı. Birbiri peşi sıra gelen bu görüntüleri seyreden herkes kaçınılmaz şekilde etkilendi. İtiraf edeyim, ben de heyecanlandım ve “İyi ki bu projeyi yaşama geçirerek 100 binlerce belki milyonlarca insanın hayatına bir renk kattık veya bir ölçüde değiştirdik” dedim. Panelin konusu, “Dünya Sanat Koksun” derken, kan, ateş, barut, pislik kokmamasının da çağrısı vardı. O kadar çok meraklısı vardı ki dünyanın her tarafını kirletmenin ve onu bıktırmanın! Bu sunumun ardından, bu sefer tam tersine dünyada muhalif gücü olan karikatürleri sanat eserlerini en başından beri ele alarak izleyicilerle paylaştık. Olay tam bir görsel şölene dönüştü.

Panelde Zeynep Oral, tüm kültürleri biriktirip paylaştırmak isteğiyle yaşama başladığını ve eleştirel düşünceye ulaşmanın tek yolunun sanattan geçtiğini çok erken yaşta anladığını aktardı. Mahruki, sanatın –bir anlamında iyileştirici bir gücü olduğunu ve yaşamının tüm diğeri unsurları ile iletişimde olduğunu ve hümanizmasını vurguladı. Tamer Levent, herkesi mutlu eden şekilde seyircileri ayağa kalkmaya davet etti ve herkesin birbiriyle el sıkışıp tanışmasını sağladı. Ardından da her şeyin aslında bir ölçüde sanat olduğunu, sayılabileceğini aktardı. Spor ve mutfak işlerinin de sanat sayılması gerektiğini vurguladı. Ayrıca ben dahil, herkesi büyüleyerek (!) sözlerine inandırdı!

Bizler o panelde, Dünya Sanat Günü’nün, evreni kuşatmaya çalışan çıkarcılık, gözünü kan bürümüş savaş çığırtkanlıkları ve aklı yok eden hırs patlamasına karşı, sanatın gücünü öne sürerek, evrensel barışı, kardeşliği, dostluğu, iletişim ve ebedi diyalogu öne çıkarmanın güzelliklerinden üç saati aşkın bir süre söz ettikten sonra, neler olduğunu biliyorsunuz! Yine o günün gecesi, “medeni” batı bloku yine bombalarını Ortadoğu’ya yağdırmaya başladı...


DÜNYA SANAT GÜNÜ’NÜ NASIL İLAN ETTİRMİŞTİK?

Bundan 7 yıl önce, Meksika’da yapılacak olan IAA UNESCO Resmi Partneri Uluslararası Sanat Dernekleri Genel Kurulu’na gitmeden önce, UPSD, Türkiye Ulusal Komitesi olarak toplantı yapıyorduk. Yönetim Kurulu’ndan arkadaşlarıma “neden bir Dünya Sanat Günü yok?” diye yakınıp, bu konuyu bir teklifle sahaya taşımanın en doğru şey olacağını düşündüğümü açıkladım. Onların da hiçbiri konuya soğuk bakmadı. İnternette gerçekten bu konuda hiçbir şey çıkmıyordu. Bu sefer hangi günlerin dünya sanat günü olarak teklif edilebileceğini düşündük. Tabi mağara resmi yapan ilk “sanatçı”, bu işin tam anlamıyla öncüsüydü. Ancak onunla/onlarla ilgili hiçbir somut tarihe rastlayamadım ve arkadaşlarıma Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan gününü teklif ettim. Leonardo gerçekten disiplinlerarası farklı katmanları yaptığı geçişler ile bugünkü dünyada bile herkesi etkileyen ve heyecanlandıran tılsımlı bir isimdi sanki.

Aradan bir ay geçtikten sonra, o dönem genel sekreterliğimi yapan sevgili Safiye Mine ve Sibel’le Los Angeles üzerinden Meksika’ya gittik. Los Angeles havaalanında 4-5 Türk doktorla tanıştık, fotoğraflar çektirdik, şakalaştık. Çoğu Fenerbahçeli’ydi ve üstelik FBTV’deki programımın müdavim izleyicileriydiler. 2 Nisan günü, Genel Kurulun birinci gününde teklifimizi kürsüye taşıdım. Güzel bir konuşma hazırlamıştım üstelik 2-3 gün süren genel kurullarda yeni ve heyecanlı her şeyin ilk gün yapılması gerektiğini biliyordum. Ömür üstünden tüm siyasi tecrübem bir yerde işe yarayacaktı elbet! Teklif, kulis çalışmalarının da etkisiyle oybirliğiyle kabul edilirken bildirileri çalışkan bir şekilde tüm salona dağıtmış olan Safiye ve Sibel’le beraber, gözlerimize inanamadan bunu kutladık! Türkiye’ye dönüp, ilk 15 Nisan’ı kendi yönetim kurulu üyelerimiz ve birkaç sanatçı dostları arasında henüz kutlamıştık ki 18 Nisan’da o malum ağır bıçaklı saldırıya uğradım. O sokakta kimsenin beni arabasına almak istemediği meşhur günü hatırladınız değil mi? Sonuçta Akatlar Kültür Merkezi’nin o günlerdeki müdürü Selçuk Kaltalioğlu beni bir taksiye atıp Acıbadem Maslak hastanesine götürdü. Orada beni kim ameliyat etti o gün biliyor musunuz? Los Angeles havaalanında beraber onca fotoğraf çektirdiğimiz Prof. Dr. İsmail Hamzaoğlu! Sedyenin örtüsünü kaldırdığında gözlerine inanamamış. O gün beni onun usta ve mucizevi elleri dışında kurtaran esas detay, o günlerde biraz ekstra şekilde kilolu oluşumdu. 2-3 milim farkla, ana arter kesilmekten kurtulmuş! O da gitse olay yerinde 2-3 dakikada kan kaybından ölecektim. Sosyal medyanın çirkin yüzleri o günlerde hem akıl almaz bir şekilde sabah akşam bana küfür ettiler, neden ölmediğini sordular Bu da yetmiyormuş gibi benim yalnız bacağıma küçücük bir yara aldığımı be buna karşın boş yere yaygara kopardığımı yaydılar. Hem de doktor raporu ve her şey ulu ortada olmasına rağmen. Üstelik ameliyat tüm göğüsüm ortasından açılarak yapılabilmişti ancak. Böylece Dünya Sanat Günü konusunda ilk tebriği, Mehmet Aksoy’un “İnsanlık Anıtı”nı savunan basın toplantısından çıktıktan sonra almış oldum! Tabii gerek hastaneye gelerek, gerek mesajlarla bana güç veren on binlerce, yüz binlerce aydın vatandaşımın da hakkını yemeden onları da anmalıyım.

Her şey bir yana, Dünya Sanat Günü bugün Türkiye’nin her yerinde, Peru’dan Amerika’ya, Londra’dan Hindistan’a, Paris’ten Yeni Zelanda’ya kadar dünyanın 60’dan fazla ülkesinde kutlanıyor. Üstelik hem halk, hem müzeler tabanında! Bu başarıdır, bu çok büyük bir güzelliktir.

Dünya Sanat Günü, Türk aydınlanmasının, Atatürk barışçılığının, hümanizmasının evrensel barış ve dostluk ilkelerinin, dünyaya doğrudan bir hediyesidir. Dünyamızın yine bu dönemlerde içinden geçtiği yoğun üzücü yorucu ve ağır sonuçlarla gelen kara tüneller, umuyoruz yakın bir dönemde dünya sanatçılarının ve sanatseverlerin iletişimleri diyalogları sevgileri dünyaya güzel ve kalıcı izler bırakma arzuları ile son bulacak dünya adım adım, daha farklı daha barışçı, zamanını ve enerjisini daha güzel şeylere ayırmayı başaran bir yer haline gelecektir. Bu sözlerimiz kimilerini çok saf, çok naif gelebilir. Hiç fark etmez! Bu saf görünen güzelliklerin onların yeryüzündeki ana hedefleri haline getirdiği hırstan, maddi çıkar arayışlarından, toprak savaşlarından ırk ve din kavgalarından çok daha değerli olduğunu biliyoruz! 

15 Nisan Dünya Sanat Günümüz kutlu olsun! Çocuklarımıza sanatın güler yüzünü yenilikçiliğini araştırmacılığını devrimciliğini barışçılığını, saygısını aşılayabilirsek, ne mutlu bize!

Dünya Sanat Günümüz kutlu olsun!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir