banner269
YEDİĞİN, İÇTİĞİN SENİN OLSUN; GÖRDÜKLERİNİ ANLAT

Dinlencemiz, Şarköy-Mürefte’de sürmekte. Elimizden geldiğince Şarköy ilçe merkezine gitmemekteyiz, zorunlu durumlar dışında. Cumartesi akşamı, hem ödemelerimizi bankaların otomatik makinelerinden yapmak hem de birazcık dolaşmak için Şarköy’e gittik. İşlerimizi bitirdikten sonra Cumhuriyet Meydanı’na yakın bir yerdeki dondurmacının masalarından birine iliştik. Bir yandan dondurmalarımız yerken bir yandan da denizi, ardı arkası gelmeyen kalabalığı, dondurmacının tıklım tıklım olan bahçesini seyre dalmışız.

Yanımızda bir masada dört kadın oturmakta. Dip dibeyiz onlarla… Uzaktan bakan aynı masada oturduğumuzu sanacak. Dördü de siparişlerini verdiler. Siparişler tek tek gelmekte. Büyük tabaklar tıka basa dolu. Top top dondurmalar türlü türlü, renk renk… Dondurmaların altında meyveler… Muz, çilek, kivi… Tabaklar süslenmiş. Garson, tabağı getiriyor, incelikle masaya bırakıyor. Tabakların her gelişinde cep telefonlarıyla fotoğrafları çekiliyor. Kadınların davranışlarından anlaşıldığına göre fotoğraflar, sosyal medyada paylaşılıyor.

Paylaşımlar yapıldıktan sonra gözler telefonun ekranında. Kiminin yüzü gülmekte, kimininse asık… Kadınlardan birisinin davranışı ilgimi daha çok çekmekte. Gülümsüyor cansız ekrana. Sonrasında hızla bir şeyle yazıyor. Zaman geçtikçe yazma işi sıklaşıyor. Elindeki çatal, bıçağı unutuyor. Fotoğrafını paylaştığı dondurmasına yorum geldikçe yanıt vermekte zorlanıyor sanırım. Dondurma topları, ağustos sıcağına dayanamıyor, erimeye başlıyor. Derin olmayan tabağın kıyısından dondurmalar akmaya başlıyor. Kadın, bunu fark etmiyor bile… Yanındakilerin de uyaracak durumları yok! Onlar da telefonların başında.

Epey bir süre geçtikten sonra garson durumu fark ediyor. “Tabağınızı değiştireyim mi?” diye soruyor.

Kadın: “Neden?” deyip yan gözle tabağına bakıyor. “Değiştirme, tabağımı alabilirsin.” diye yanıtlıyor garsonu. Garson, tabaktaki eriyen dondurmaların akmaması için kâğıt peçeteleri bolca kullanıyor. Kazasız belasız tabak masadan götürülüyor. Kadın, tabağın götürülüşüyle ilgilenmiyor bile. Cep telefonuyla meşgul… Sürekli bir şeyler yazıp arada gülümsüyor, kimi zaman da yüzü asılıyor.

Masadaki boş ve dolu tabaklar kalktı. İçlerinden biri hesabı istedi. Hesap geldi. Dört kadın bölüşerek ödediler parayı. Bir süre geçtikten sonra ellerindeki telefonda işleyen parmaklarıyla kalkıp masa ve sandalyelere çarpa çarpa gittiler. Oturduklarında olduğu gibi aralarında tek bir sözcüklük konuşma geçmedi.

Sosyal medya bağımlılığı kişisel iletişimi sanal dünyaya taşımakta. Kişiler arasındaki söyleşiler tükenmekte. Dinlencede de olunsa hiçbir şey fark etmiyor. Ne deniz ne kum ne doğa ne de bulunulan yerin tarihi özellikleri… kimsenin umurunda değil. İnsanlar, modaya uyup neredeyse hep aynı şeyleri yiyip, aynı yerlerde tatil yapıp, aynı paylaşımlarda bulunmaktalar. Sosyal medyada alınan beğeniler, yapılan yılışık ve üstünkörü yorumlar, tıklanma sayısı önemli olmaya başladı.

Eskiler, uzak bir yere gidip dönenlere: “Yediğin, içtiğin senin olsun; gördüklerini anlat.” derlerdi söyleşmeye başlamadan önce. Bu söz, söylenen kişiyi söyleşmeden önce görgülü olmaya çağırırdı. Yenip içilenlerin anlatılması ayıp sayılırdı toplumuzda. Bu nedenle de gördüklerini anlatması istenirdi uzaktan gelenden.

Zamanımızda böyle mi? Yiyip içtiklerimizi paylaşırken sıradan bir görgüsüzlük batağında debelenirken hiçbir şey görmüyoruz. Gözlerimize, sanal ortamın yalanlarıyla mil çekilmekte. Sosyal medya, toplum egemenlerinin isteği doğrultusunda teslim almakta geniş kitleleri.

Biz, yine de atalarımızın buyruğuna uyup yediklerimizi, içtiklerimizi, giydiklerimizi, evimize aldığımız eşyalarımızı paylaşmayalım. Gördüklerimizi, düşündüklerimizi, okuduklarımızı paylaşmayı sürdürelim.

Adil Hacıömeroğlu

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner301

banner272

banner276

banner274

banner275

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir