banner216
ALMANYA’DA UZUN GÜNLERDE RAMAZAN ORUCUNUN SÜRESİ 14 SAAT OLMALIDIR
 
UZUN GÜNLERDE VE KUTUPLARDA ORUÇ (II)
 
GÖRÜŞLER
 
Musa Carullah Bigiyev
“Tefsirciler, ‘Birinci hitapta Allah mücmel (kapalı) bir ifade kullanmış ikinci hitapta da bu ifadeyi detaylandırmıştır’ derler ve ‘Bu şekilde bir ifadenin kullanılması Kur’an’ın mucize olmasındandır.’ açıklamasını yaparlar. Bütün zamanları, mekânları, insanları, durumları ilmiyle kuşatan Allah’ın kitabı hakkında böyle bir ifade yeterli olmaz. O halde basit yorumları seslendirmektense sükût etmek daha iyidir. Ya Allah’ın hikmetine ve kuşatmasına uygun bir yorum ya da edep dairesinde sükût gibi iki şeyden biri yapılmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Allah, konuştuğunda hayır söyleyip mükâfat kazanan ya da sükût edip selamette kalan kişiye merhamet etmiştir.’ (Buhari, Edeb 31,85)
Kur’an’ı Kerim’de orucun ayını tayin eden ve tayin etmeyen iki farklı ayet inmesinin iki hikmeti vardır. Birincisi müstakil maslahatı dikkate alma hikmetidir. Diğeri ise, Ramazan orucunu eda etmenin imkânsız olduğu durumlarda orucun hükümlerini açıklayıp yeryüzünün her tarafını ve mevsimlerin bütün ihtimallerini hitabın genel ifadesine katma hikmetidir. Bunu gerekli kılan mazeretler, mesela; gündüzleri haftalar ve aylar kadar uzun ve de geceleri aydınlık olan yerlerde, bölgenin özelliği dolayısıyla veya tahammül edilemeyecek kadar soğuk ya da sıcak olan zamanlarda zamanın özelliği sebebiyle Ramazan orucu eda edilemez ise, o takdirde “sayılı günler” hitabı muhkem nas olmak üzere hükmünü icra eder. Ancak iki tam hitabın gelmesini, Şâri Hakim’in kuşatıcılığı ve gaflet etmemiş olması noktasında görmek çok daha uygun olabilir. Herhalde bu yorum tefsircilerin yorumlarından daha iyi olsa gerektir.
Yeryüzünde, gündüzleri haftalar ve aylar kadar uzun, geceleri ise aydınlık olan yerler veya tahammül edilemeyecek kadar soğuk ve sıcak zamanlar elbette vardır. Tefsircilerin açıklamalarına göre Allah’ın bu gibi yerleri ve böyle zamanları tamamen görmezlikten gelmiş olması gerekir; Fakat bizim yorumumuza göre bu gibi yerler böyle zamanlar birinci hitabın açık ifadesi altına girer. O zaman Allah bu gibi yerleri görmezden gelmiş ve oralarda yaşayan/ yaşayabilecek insanları ihmal etmiş olmaz.
Tefsircilerin görüşlerine katılacak olursak, Kur’an’ı Kerim’in ‘Şafağın beyaz ipliği siyah iplikten sizce ayırt edilinceye kadar yiyiniz, içiniz sonra da orucu geceye kadar tamamlayınız’ ayetinde İslâm şeriatı için gerekli olan genellik, kapsayıcılık düşünülemez. Zira yaz günlerine tesadüf eden Ramazan’da geceleri aydınlık yahut gündüzleri, haftalar ve aylar kadar uzun yörelerde bu ayet-i kerime tamamıyla hükümsüz kalır:
Çünkü böyle yerlerde ‘beyaz iplik, siyah iplik’ ‘fecir ve gece’ gibi şeyler bulunmamaktadır. Buna ilâveten her Ramazan ayı yeryüzünün bazı yerlerine göre devamlı aydınlık, bazı yerlerinde ise devamlı olarak karanlık olur. Bu durumda İslâmiyet’in büyük rükünlerinden biri olan orucun farziyeti yeryüzünün çoğu bölgelerinde kalkar. Tamamen hükümsüz olur. Dolayısıyla, ilmiyle bütün yerleri, bütün zamanları, bütün insanları ve halleri ihâta eden/kuşatan Allah’ın indirdiği Kitap kusurlu olur. Oysa Kur’ân-ı Kerim'de kusur bulunmaz.
Allah, gündüzleri, geceleri ve ayları muntazam olmayan yerlerde yaşayan insanlara belli bir Ramazanı farz kılar mı? Yolculuktaki ufak meşakkatler dolayısıyla kullarından Ramazan günlerini tehir eden Allah, gündüzleri haftalar ve aylar kadar devam eden yerlerde elbette Ramazanı farz kılmaz. Küçük özürleri dikkate aldıktan sonra, en büyük özrü ihmal etmek, “kolaylık” ilkesi üzerine kurulmuş olan İslâmiyetin şanına hiçbir zaman uygun olmaz. Kısmî bir rahatsızlık verebilecek yolculuk orucu hakkında “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” demiş olan Kur’an-ı Kerim, genel zararları kesin olan orucu elbette farz kılmaz. Ümmetini arada iftar etmeden peş peşe oruç tutmaktan, yani iki gün arasında kalan bir gecede iftar etmemekten şiddetle nehyeden Rasûl-i Kerim, sürekli gündüz olan ve ufuklarından aydınlığın eksik olmadığı yerlerde tayin etmek yoluyla Ramazan orucu tutmayı elbette teklif etmez. Buna göre olsa gerektir ki Kur’ân-ı Kerim, ‘Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hidâyeti ve doğruyla eğriyi birbirinden ayırıp açıklayan bir rehber olmak üzere Kur’an işte bu ayda inmiştir.’ ayetinin sonunda ‘Onu oruçla geçiriniz’ gibi genellik ve belirlilik ifade den bir kelime kullanmamıştır. Bunun yerine Kur’an, ‘Sizden kim bu ayı idrak ederse o ayda oruç tutsun’ gibi günleri ve ayları normal olan yerlerde yaşayan insanlara mahsus bir hitabı tercih etmiştir. ”Gece ve gündüzü sıkıntılı olan yerlerde ayı idrak etmek mümkün olmaz. Bu idrak baş gözüyle görmekten ibaret bir idrak değildir. Bizzat o bölgelerde ikamet etmektir. Ve ayın tümünde o yerde ikamet etmeye devam etmektir. Kur’an-ı Kerîm’in açık ifadesine göre kutuplarda ve kutupların civarında hiçbir zaman oruç farz değildir. Zira oruç sadece sayılı günlerde farz kılınmıştır. Senesi bir gündüz ve geceden ibaret olan kutuplarda ya da gündüzleri ve geceleri haftalar ve aylar kadar devam eden soğuk bölgelerde “sayılı günler” bulunmadığı için oralarda ikamet eden insanlar yaşadıkları yerin taşıdığı bir özelliği gereği orucun farz oluş hitabından elbette istisna edilmiş olur. (Musa Carullah Bigiyev, Uzun Günlerde Oruç, Doç. Dr. Abdullah Kahraman İz Yayıncılık, İslâm Klasikleri Dizisi:35, İstanbul, 2009, ISBN 9789753557351, s.109-115, 126)
 
Prof. Dr. Mehmet Said Hatipoğlu
“Gündüzleri uzun olan günlerde, Mekke ile Medine’nin oruç süresinin ortalaması alınarak Ramazan orucu tutulmalıdır. Bu uygulama Kur’an’ın ruhuna daha uygundur. ‘Allah kimseye gücünün üzerinde bir teklifte bulunmaz.’”(Berlin Türk Eğitim Derneği Berlin Konferansı/ MOCCA Dergisi, Sayı 15, s.68)
 
Prof. Dr. Süleyman Ateş
“Kur'ân-ı Kerîm'de oruç tutulması emredilen gün, normal namaz vakitlerinin olduğu bölgelere mahsustur. Yüce Allah, normal bölgelere göre hükmünü bildirmiş, normal şartların dışında kalan konuları, Müslümanların içtihatlarına bırakmıştır. Böyle uzun yerlerde ve özellikle kutup bölgelerinde oruç, ya Kur'ân'ın indiği kent olan Mekke saatine veya o bölgeye en yakın olan normal vakitlerin cereyan ettiği ülkeye kıyasen tutulur. Kutup bölgelerinde namazlar da belirlenecek saatlerde kılınır.” (Süleyman Ateş, Yeni İslâm İlmihâli, Yeni Ufuklar Neşriyat, 2008, ISBN 9759843397)
 
Molla Hüsrev (Fatih Sultan Mehmet dönemi şeyhülislâmı)
“Vakitleri normal teşekkül etmeyen yerlerde oruca saat ile başlanır ve oruç saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur.“ (Dürer-ül-Hükkâm fî Şerh-i Gurer-il-Ahkâm, Mollah Hüsrev Mehmed bin Feramürz, (1478 (Hicri 883) senesinde eserini tamamlayıp Fatih Sultan Mehmet’e sunmuştur.) Matbaa-i Amire, İstanbul)
 
Prof. Dr. Muhammed Hamidullah
“45 derece ile 90 derece arasındaki bölgelerde güneşe değil, saate göre hareket edilir. Namaz için böyle olduğu gibi, oruç vs. için de böyledir. (Muhammed Hamidullah, İslâm’a Giriş, Beyan Yayınları, 2003, İstanbul, ISBN 9754731489)
 
T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı
“Normal vakitlerin oluşmadığı dönemlerde namaz ve oruç vakitleri hususunda takdir yöntemine başvurulması kaçınılmazdır. Bazı hadislerde de ifade edildiği gibi vakitlerin oluşmadığı yerlerde ‘takdir yöntemi’ ile ibadet edilmesinde dinen bir sakınca yoktur.“ (Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı, Tarih: 10-11.06.2009, http://www2.diyanet.gov.tr/dinisleriyuksekkurulu/Sayfalar/45Enlem.aspx)
 
Rusya Müftüler Konseyi
“Geniş coğrafi alana sahip Rusya'da güneşin batmadığı bölgelerde oruç tutan Müslüman toplumu Mekke'ye uygun şekilde iftarlarını yapabilirler. Gündüz vakti ortalaması olan 12 saatin çok üzerinde, yaklaşık 19 ve üzeri saat gündüz vaktinin yaşandığı bölgelerde oruç, Mekke saat dilimi ve iftar vakti esas alınarak tutabilir.“ (http://ramazan.haber7.com/oruc/haber/1050512-gunesin-batmadigi-ulkelerde-oruc-nasil-tutulur, 17.07.2013)
 
Prof. Dr. Hayrettin Karaman
“Güneşin aylarca doğmadığı veya batmadığı yerlerde yaşayan müminlerin de dinî eğitime ve sevaba ihtiyaçları vardır. Bu sebeple ibadetlerini de –tıpkı genel olarak hayatları gibi– aya ve güneşe göre değil, farazî ve itibarî olarak ayarladıkları günlerine göre yapacaklardır. Bu şartlarda yaşayan müminlerin uygulayacakları vakit cetveli bakımından âlimlerce iki yol gösterilmiştir:
  1. Mekke takvimini uygulamak.
  2. Kendilerine en yakın normal (gecesi ve gündüzü tam teşekkül eden) bölgenin takvimini uygulamak.
Kıyamet yaklaştığında ve Deccâl çıktığında günün çok uzun olacağını bildirmesi üzerine Hz. Peygamber'e, bu bir yıl kadar uzun günde namazları nasıl kılacaklarını soran sahâbîler, ‘Daha önceki normal günlere göre kılarsınız.’ cevabını almışlardı. Bu hadis de yukarıdaki çözüme ışık tutmaktadır.“ (Müslim, "Fiten", 110; geniş bilgi için bk. Hayrettin Karaman, İslâm'ın Işığında Günün Meseleleri, İz Yayıncılık , ISBN 9753554961).
 
Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün
Soru, gecelerin kısa gündüzlerin uzun olduğu yerlerde orucun kaç saat tutulacağı ile ilgili. Örneğin, İzlanda gibi gecenin sadece 3 saat olduğu bir yerde orucun 23 saat tutulması mı gerekir yoksa oruç tutanlar en yakın yere mi uyacaklar? ‘Gündüzün uzun gecenin kısa olduğu yerler, kendilerine en yakın olan yere tabi olurlar’ ilkesini benimsediğimizde, bu durumda İzlanda’dakilerin Norveç’e tabi olması gerekir, diyelim. Bu durumda aynı soru Norveç için de sorulacak zira orada da oruç 20 saati buluyor. Onu da en yakın olarak Rusya takip ediyor.
Avrupa’da en uzun orucun tutulduğu İzlanda ile Türkiye arasında 5 saatlik bir fark var. Bu farkı korumak mı gerekir yoksa başka bir yol mu bulunmalı?
Kanaatim şudur: “Güneş batımının geç saatlere kadar gerçekleşmediği yerlerde itibari bir güneş batımı tespit edilerek, imsâk ve iftar vakti belirlenir. Unutmamak gerekir ki yerel saatleri belirlemek için yararlandığımız meridyenler itibaridir. Bu itibarî oluştan hareket ederek, orucun kaç saat tutulacağı konusunda aynen itibari bir zaman tayini yapılır. Güneş batımı, bir zaman tayinidir, orucu açmanın gerekçesi değildir. Bu tayini ilgili bölgedeki insanlar yapabilirler. En yakın yere de uyabilirler. Ama yine aynı uzun saatlerle karşılaşacakları için daha merkezi bir tayinde bulunabilirler. Bu Mekke de olabilir Medine’de. (Berlin İlâhiyatçılar Derneği’ne özel açıklama, 25.01.2018)
 
Prof. Dr. İlhami Güler
“Bilindiği gibi Arabistan’da en uzun gün 12 saati geçmemektedir. Oysa Ekvator’un kuzeyindeki ülkelerde gün 20 saate kadar uzanmaktadır. Günlerin uzun ve en sıcak olduğu yaz aylarına denk gelen Ramazanlarda, tarım, inşaat, madencilik, endüstri, fırıncılık, lokanta vb. işkollarında, güneş sıcağının altında veya ateş ısısının karşısında, beden enerjisi ile çalışmak zorunda olanların Ramazan ayı içinde oruçlarını tutmamaları, bunun yerine ayette verilen ruhsatlardan ya fidye vermeleri veya başka günlerde oruçlarını tutabilecekleri kanaatindeyim.
Gerekçesine gelince; bu işlerde çalışanlar, terleme yolu ile yoğun su ve mineral kaybetmektedirler. Bedenden yoğun su kaybı ise vücutta kanın pıhtılaşmasına, dolaşımın yavaşlamasına sebep olduğu için, kalp krizi tehlikesi doğurduğu gibi; susuzluk, böbreklerde kalıcı hasarlara sebebiyet verebilmektedir. Orucun her otuzüç yılda bir yaz aylarına denk gelmesi, bilindiği gibi Arapların kullandıkları ‘Kameri’ takvimden kaynaklanmaktadır. Bu takvimi Arapların kendileri İslâm’dan önce tercih etmişlerdir. Yoksa Kameri takvim Allah’ın dinî anlamda vaz’ ettiği bir şey değildir. Eğer Araplar ‘Güneş’ takvimi kullanıyor olsalardı, Ramazan ayı bütün yılı dolaşmayacak, hangi mevsimde farz kılındı ise, o mevsimde kalacaktı. Nitekim kaynaklarda Hz. Muhammed’in (s) sağlığında, orucun farz kılınmasından sonraki dokuz yıl boyunca Ramazan ayının bahar mevsimine denk geldiği bildirilmektedir. Dolayısıyla orucun sıcak mevsimlere denk gelmesi, Allah’ın insanları böyle anormal bir ‘meşakkat’ durumu ile denediği anlamına gelmez. Çünkü ayette ‘Allah, kolaylaştırmayı murad eder, zorlaştırmayı değil’ denmektedir. Böyle bir ruhsatı klimalı serin odalarında oturan din bürokratlarının (Diyanet İşleri bürokrat-memurlarının) ve ilâhiyatçıların vermesi kolay değildir. Nasreddin Hoca’nın dediği gibi, damdan düşenin hâlini ancak damdan düşen anlar. İkincisi de, teologlar, insanların mağduriyet durumlarını düşünmekten ziyade Tanrı’nın gözüne girmeye çalışırlar. Buna örnek olarak ulemanın, kasten oruç bozan birisi için ceza olarak 61 günlük “kefaret orucu” icat etmelerini verebiliriz. Kur’an’da böyle bir ceza hükmü olmadığı halde, bir hadisi gerekçe göstererek, Hanefiler ve Malikiler Ramazanda kasten yiyip içen ve cinsi münasebette bulunanın; Şafiler ve Hanbeliler ise sadece cinsi münasebette bulunanın, 61 gün kefaret orucu tutmasına hükmetmişlerdir.” (https://onedio.com/haber/agir-is-yapan-oruc-tutmasin-16495)
 
Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı
“Oruç zamanının ve süresinin tespiti, Güneş takvimine göre yapılmalıdır. Ramazan ayına ulaşan kimse o ayı oruç tutsun" diye geçen Bakara 185'te Ramazan’ın bir ay olduğu ortaya çıkıyor. Böylece Kuran'ın farz kıldığı oruç bir aydır. Ramazan, Arap aylarına göre belirlendiği için her sene 10 gün önceye geliyor. Bana göre Ramazan ayı sabitlenebilir.” (http://www.haberturk.com/yazarlar/prof-dr-bayraktar-bayrakli/653669-oruc-butun-dinlerde-vardir, 01.08.2011)
 
Prof. Dr. İsrafil Balcı
Dinin geldiği coğrafyadaki hükümler yerel ve normal şartlardaki hayat nizamına göre düzenlenmiştir. Bu hükümleri şartlara göre yenilemede bir sakınca olmaz. Üstelik vahyin dinamik yapısı bunu gerekli görür. Mamafih Allah zorluğu değil, kolaylığı murad eder. Unutmamalıyız ki, kameri (ay) takvime göre oruç zamanını belirleme Allah’ın emri değildir, o dönemde Araplar’ın tercih ettiği takvimle alakalıdır. Allah oruç tutmayı emretmiştir. Bu durumda güneş takvimi esas alınarak oruç ayı düzenlenebilir ve böylece oruç ayının yeri de sabitlenebilir. Dikkat edilirse bugün, izafi olarak belirlenen paralel ve meridyenlere göre zaman dilimi takdir ederek ayarlanmıştır. Bu bağlamda sorun teşkil eden bölgeler için izafi zaman dilimi belirlemede bir sakınca olmadığını düşünüyorum. Ayette geçen “Size göre” (2 Bakara/187) ifadesi, buna referans gösterilebilir. Üstelik inancımız azami değil asgari koşulları yerine getirmemizi ister. Resulüllah cemaatine bunu öğütlemiştir. “Allah sizi gücünüzün üzerinde bir sorumlulukla mecbur tutmaz” ilahi ilkesi de buna referanstır. Dikkat edilirse gücü yetmeyenler için fidye imkânı getirilmiştir. Bu bağlamda zor ve ağır işlerde çalışanlar bile farklı zamanlarda oruç tutabilirler. Kaldı ki, zaten kameri takvime göre oruç günleri yıl içinde değişmekte, her 33 yılda ise bir yıllık bir zaman farkı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla normal şartlar dışında kalan konular/bölgeler için yeni yorumlar/içtihatlar geliştirilebilir. Bu bağlamda Mekke ve Medine’nin veya en yakın yerin normal zaman dilimleri veya saati esas alınarak bir zaman düzenlemesi yapılmasında bir beis yoktur. En azından bir tercih ve çözüm yoludur. Aynı husus namaz vakitleri için de geçerlidir. (Berlin İlâhiyatçılar Derneği’ne özel açıklama, 31.12.2017)
 
Prof. Dr. Mehmet Azimli
Daha önceleri “Uzun günler olan yerlerde en yakın yere uyabilirler” şeklinde bir fetva verildiği olmuştur. Böyle çözüm olmaz. Kimine göre en yakın yer Almanya’dır, kimine göre Avusturya’dır, kimine göre Türkiye’dir. Onun için bunu bir ilkeye bağlamak ve sabitlemek gerekir. Sabitleme işini de Mekke’yi esas alarak yapmak doğru olur. Uzun gündüzleri olan ülkelerde yaşayan Müslümanlar Mekke’deki oruç vakitlerine göre oruç tutabilirler. Gün batmış-doğmuş, oruç şu kadar saniye önce tutulmuş-açılmış vs. bunlar sorun olmamalıdır. Çünkü oruç, Kur’an’ı Kerim’in indiği ortamda farz kılınmıştır. Allah orucun zamanını ve süresini o bölgenin insanına göre ayarlamıştır. Ama İslâmiyet genişledikçe, evrensel olarak bütün dünyaya yayıldıkça bu tür sorunlar doğmuştur. Bu sorunlar sorunlu bölgelerde yaşayan Müslümanlar tarafından çözülmelidir. (Berlin İlâhiyatçılar Derneği’ne özel açıklama, 01.01.2018)
 
Prof. Dr. Mustafa Öztürk
Vakitlerin tam oluşmadığı bölgelerde Kur’an-ı Kerim’in indiği coğrafyanın takvimi esas alınmalıdır. Örneğin, namazın farzlarından biri de vakittir. Namazın namaz olması için vaktin girmesi gerekir. Vakit oluşmamışsa kılmayalım, demek doğru olmaz. İzafi şeyler ibadetin yükümlülüğünü düşürmez. Ama yaşanılan coğrafyayla Kur’an’ın indiği coğrafya örtüşmüyorsa ne yapılmalıdır. 20 saat ya da 22 saat oruç tutulmaz. Cenabı Allah’ın kullarına zorluk yerine kolaylık istediğine dair bir çok ayeti kerimesi vardır. Öyleyse herkes için bağlayıcı veya örnek alınması gereken yer olan Mekke oruç süresi esas alınarak oruç tutulmalıdır. (Sözden Öte, 24 TV, https://www.youtube.com/watch?v=-oxh9z85fG4, 15.01.2016)
 
SONUÇ
 
  1. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın (24 saatlik günün vakitlerinin -12 saat gündüz, 12 saat gece- tam teşekkül etmediği, gündüzleri uzun olan ya da 6 ay gece 6 ay gündüz olan yerlerde) “Ben Müslümanım.” diyen herkese oruç farz kılınmıştır. Kutuplardaki ve uzun gündüzleri olan yerlerde yaşayan Müslümanlara oruç farz değildir, demek doğru olmasa gerektir. Oruç ayetinin sonunda, “Oruç tutmak sizin için daha hayırlıdır.” vurgusu vardır. Bu vurgu ile oruç tutmamanın değil, tutmanın daha hayırlı olduğunun altı çizilir.
 
  1. Oruç aç ve susuz kalmaktan ibaret değildir. Oruç bir disiplindir. Belirlenen o süre içinde nefsin disipline edilmesidir. Helâllere ulaşma yasaklanmıştır bu sürede. Oruç ayetinin sonunda "Umulur ki korunursunuz" uyarısı vardır. Korunulacak olan şeyler bellidir. Yalandan iftiraya ve kalp kırmaya, cimrilikten ihtikâra ve israfa kadar ne kadar toplum menfaatine aykırı davranış varsa onların hepsinden korunulacaktır. İşte oruç tutmak böyle bir şeydir.
 
  1. Aslında oruç kendi başına ibadet değildir. İnsanlar aç kaldıkları için sevap almazlar, aç kaldıkları için ceza da almazlar. Oruç, yukarıda zikrettiğimiz ibadetlerin ön şartıdır.
 
  1. Oruç Medine'de farz kılınmıştır. Peygamberimiz de ömrü boyunca orucunu Medine’de tutmuştur. Kur'an'ı, indiği yerdeki muhatabı nasıl anladıysa önce öyle anlamalıyız. Sonra da bulunduğumuz bölge şartlarında o yöre insanının ihtiyacına cevap verebilecek yorumlarımızla İslâm'ı yaşanabilir bir din haline getirmeliyiz. Din bizim elimizde insanlara sıkıntı verecek bir araç haline değil, insanların sıkıntılarını giderecek İlahi mesaj haline gelmelidir. Dolayısıyla “Medine’deki oruç süresi esas alınarak” orucun başlangıç ve bitiş zamanı belirlenmeli ve dünyanın ihtiyaç duyulan bütün bölgelerinde o bölgede yaşayan insanların çalışma saatlerine uygun olarak aynen monte edilmelidir. Müslümanlardan istenen budur.
 
  1. İbadetler, bazı coğrafi bölgelerde yaşayan Müslümanlara avantaj sağlarken, diğer bölgelerde yaşayanlar için dezavantaj olmamalıdır. Allah her bölgedeki Müslümana eşit mesafede durur. En doğrusunu Sahibimiz bilir.
 
Berlin İlahiyatçılar Derneği, 25.01.2018

BİTTİ

Rüstü Kam



 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner301

banner272

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir