UZUN GÜNLERDE ORUÇ (I)

ALMANYA’DA UZUN GÜNLERDE RAMAZAN ORUCUNUN SÜRESİ 14 SAAT OLMALIDIR

BERLİN İLÂHİYATÇILAR DERNEĞİ (BİLAD)

BİLAD Kuruluş Amacı:

İslâmiyet’in doğuşundan Osmanlıların tarih sahnesinden çekilmesine kadar Müslümanlar yaşadıkları ülkelerde yöneten, hâkim güç konumunda olmuştur. Günümüzde Müslümanların başvurdukları fetvalar büyük oranda bu dönemlerde verilmiştir. Müslümanlar, Hristiyan Avrupa ülkelerinde ve başka yeni coğrafyalarda azınlık olarak yaşamaya başlayınca, bu fetvalar Müslümanları sıkıntıya sokmaya başlamış, hatta bazı konularda yeni yeni fetvalara ihtiyaç duyulmuştur. İşte, Berlin İlâhiyatçılar Derneği Avrupa’da ihtiyaç duyulan dini konularda görüş belirterek, Müslümanların sıkıntılarını gidermek amacıyla kurulmuştur. (2008)

BİLAD Faaliyetler Alanları:

Berlin İlâhiyatçılar Derneği belirtilen amaca hizmet etmek üzere;

Avrupa’da ihtiyaç duyulan dini konularda görüş belirterek, Müslümanların sıkıntılarını gidermek için fetvalar hazırlar.

Ehl-i Kitap olarak bilinen diğer din mensuplarıyla toplantılar düzenleyerek barış içinde bir arada yaşamanın yollarını araştırır.

Kur’an kursu çalışmaları yapar.

Avrupa’nın şartlarını göz önünde bulundurarak Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanlar için ilmihal çalışmaları yapar.

Türkçe ve Arapça dilinde seçtiği eserleri, Almanca’ya tercüme ederek Müslümanların istifadesine sunar.

Konferanslar ve sempozyumlar düzenleyerek, Müslüman ve Ehl-i Kitap olan insanları bir araya getirmeye çalışır.

Farklı din ve inançlara ait kutsal mekanların tanıtılması için maddi-manevi çaba sarf eder.

İhtiyaç duyulan yerlerde ibadethanelerin açılmasına gayret gösterir.

Kiliseler ve sinagoglar ile camiler arasında yakınlaşma sağlamak için çalışmalar yapar.

Kiliselerle bir araya gelerek bilgi alışverişinde bulunur.

Ayrıca ‘Geleneksel Berlin Kurban Şenliği’ni düzenler. Bu şenlikte trafiğe kapatılan sokakta kurban eti kavurma yapılarak pilav üstü salata ve ayranla birlikte bayram hediyesi olarak halka ikram edilir.

6 ayda bir iki dilde broşür çıkararak farklı konularda Müslümanları bilgilendirir. Türkçe ve Almanca olarak basılan broşürler bütün Almanya’ya dağıtılır.

UZUN GÜNLERDE ORUÇ SORUNU

Güneş dünyanın bazı coğrafyalarında, Medine’de olduğu gibi her gün düzenli olarak doğmamakta ve batmamaktadır. Gündüzleri uzun geceleri kısa olan coğrafi bölgelerde oruç tutmak ağır işlerde çalışan Müslümanlar için sıkıntı doğurmaktadır. Sıkıntı orucun nasıl tutulacağı ile ilgili değil, başlama ve bitiş zamanının nasıl tespit edileceği ve oruç süresinin ne kadar olacağı ile ilgilidir. Oruca günün hangi saatinde başlanacak ve hangi saatinde iftar edilecektir? Söz konusu bölgelerde açıklığa kavuşturulması gereken konu budur.

Ramazan ayının bereketinden istifade etmek önemlidir. Orucun kazaya bırakılması veya fidye verilerek telafi edilmesi prensip olarak Müslümanlara tavsiye edilemez. “... oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.” buyruğu böyle bir tavsiyeye manidir. Orucun tutulabilir-makul bir süreyle sınırlandırılması gerekir. Bu sınırlandırma nasıl yapılmalıdır? İlahiyatçılar Derneği nasıl sorusunun cevabını araştırdı ve bir sonuca vardı. Öncelikle durum tespiti yaptı. İlgili ayetler üzerinde çalışarak, sonuçlar çıkardı. Konu ile ilgili çalışma yapan ilim adamlarının görüşlerini gözden geçirdi ve bu görüşler üzerinde bölgeye uyum çalışması yaptı. Bu çalışma 2 sene sürdü, sonunda görüşünü netleştirdi ve kararını verdi.

BERLİN İLAHİYATÇILAR DERNEĞİ’NİN GÖRÜŞÜ

Almanya günleri uzun olan bir coğrafyadadır. Bu coğrafyada yaşayan Müslümanlar oruçlarını Medine’deki oruç süresini esas alarak tutabilirler. İmsak ve iftar saatleri de, Almanya’da câri olan işe başlama saati esas alınarak takdir edilmelidir. (Takdir: itibari, faraza, saymaca anlamlarına gelmektedir. Büyük Türkçe Sözlük, Yaşar Çağbayır, Ötüken Yayınları, s.5537) 2018 yılında Medine’de oruç tutma süresi yaklaşık 14 saattir. Bu takdire göre Berlin’de imsak saati 04:50, iftar saati ise 18:50 olmalıdır. (BİLAD)

BU SONUCA NASIL VARILMIŞTIR

Oruç ne demektir

Oruç: Allah’a ibadet etmek amacıyla bir süre, yeme, içme, cinsel ilişki gibi birtakım ihtiyaç ve haz verici şeylerden kendini alıkoyma” demektir. Oruç Hicret’ten bir buçuk yıl sonra, Şaban ayının onunda, Bakara Sûresinin 183 ve 184’üncü âyet-i kerîmeleri ile Müslümanlara farz kılınmıştır.

Müslüman olan herkese farz kılınmıştır. Kur’an, oruca başlama ve iftar yapma zamanlarını vahyedildiği bölgede yaşayan insanların/Arapların kolayca anlayabilecekleri şekilde ifadeye koymuştur. Müslüman Arap, güneş doğuncaya kadar yiyecek, içecek ve eşiyle cinsel ilişkide bulunabilecektir ve güneşin doğmasından gece karanlığına kadar kendisine helâlleri haram kılacaktır. İftardan imsağa kadar da yasakları kaldıracak ve normal hayata dönecektir. Muhatap bu açıklamayı anladığı için, kolayca uygulamaya koymuş ve içine de sindirmiştir. Bu süre sağlık ve çalışma hayatı açısından oruçluya sorun çıkarmayacak, sıkıntı doğurmayacak bir süredir. Peygamberimiz orucun farz kılınmasından sonra vefat edinceye kadar Medine’de bu şekilde 9 yıl oruç tutmuştur.

Orucun amacı

İbadetler kul ile Allah arasındaki samimiyet esasına göre Allah’ın terazisinde değer kazanır. Allah namazı rekât sayısına göre değerlendirmeyeceği gibi orucu da aç kalınan, susuz kalınan sürenin uzunluğuna ve kısalığına göre değerlendirmeyecektir. Allah, ibadetlerin Müslümanları hangi ölçüde ne kadar kötülüklerden uzaklaştırdığına bakacaktır. Allah’ın kulundan istediği samimiyettir, ihlâstır. Buyruk böyledir. Amaç, aç kalmak, susuz kalmak, cinsellikten uzak durmak değildir.

Amaç; kötülüklerden uzaklaşmaktır, hayatı disipline etmektir ve bu ölçüde Allah’a yaklaşmaktır.

Amaç; kulların, Kur’an’da süresi belirtilen zaman içinde yemekten, içmekten ve cinsellikten uzak durarak arzularının frenlenmesi ve bu sayede empati kurabilme kabiliyetinin geliştirilmesidir. Oruç ahlâki boyutu olan bir ibadettir.

Amaç; ahlâki yücelişi, ruhi arınmayı, nimetlerin kadir kıymetini bilmeyi, şükredebilme şuurunun oluşmasını sağlamaktır, paylaşımcılık şuuruna varabilmenin önünü açmaktır. Bireyi eğitecek olan toplumsal dayanışmayı üst seviyeye taşımaktır. İnsanı Allah’ın yapılmasını istemediği eylemlerden korumak ve temizlemektir. Böylece Müslüman ruhen arınacaktır. Aynı zamanda bir sene boyunca çalışan organlarını oruç tutarak bir ay dinlendirecek ve böylece daha sağlıklı hale gelecektir. Günlük yaşamına çeki düzen verecektir ve kendisini yeniden inşa edecektir. Oruç süresince aç ve susuz kalmanın anlamı bu olmalıdır.

Oruçla ilgili ayetler ve değerlendirilmesi

Oruç, Bakara Suresi’nin 183, 184, 185 ve 187. ayetlerinde ele alınmıştır. Bu ayetleri iki bölümde değerlendirmek gerekir. 183 ve 184. ayetler dünya genelindeki bütün Müslümanları kapsar. 185 ve 187. ayetler bölge halkına hitap eder.

Bakara Suresi 183. ayet:

“Siz ey imana ermiş olanlar! Oruç, sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı (farz kılındı), ki Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız.”

Değerlendirme:

Bu ayet, dünyanın hangi coğrafi bölgesinde yaşarsa yaşasın Müslüman olan herkesin oruç tutması gerektiğini ifade eder. Ayetin ifadesi geneldir. Oruç, günün vakitlerinin tam olarak teşekkül ettiği yerlerdeki Müslümanlara farz kılındığı gibi; gündüzleri uzun olan veya güneşin doğuş ve batışı tam gerçekleşmeyen ya da 6 ay gecesi 6 ay gündüzü olan farklı coğrafyalarda yaşayan Müslümanlara da farz kılınmıştır.

Bakara Suresi 184. ayet:

“Oruç, sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.“

Değerlendirme:

Bu ayetin içerisindeki “Sayılı günlerde farz kılındı” ifadesi, günün vakitlerinin tam teşekkül etmediği yerlerde yaşayan Müslümanların, oruçlu olacakları günleri sayarak tamamlamalarını belirtmek için kullanılmış olsa gerektir. Bu durumda Müslümanlar günlük olarak imsak ve iftar vakitlerini takdir usulüyle kendileri belirleyeceklerdir.

Hastalar ve seyahette olanlar orucu erteleyebileceklerdir. Hastalar iyileşince ve yolcular seyahatten dönünce oruçlarını tamamlayacaklardır. Oruç tutmaya güç yetiremeyenler ise fidye vereceklerdir.

Güç yetirememek ifadesi; sağlığı yerinde ve çalışabilecek güçte olduğu halde iş ortamındaki olumsuz şartlardan veya yaşam şartlarının verdiği sıkıntılardan dolayı oruç tutamayanları kapsar. Bu gruba bedensel olarak ağır şartlarda çalışanlar girebileceği gibi, beyin gücüyle çalışanlar da girer.

Anlaşılan odur ki; orucu sağlıklı insanlar tutacaktır. Yani oruç, sağlıklı insanların sağlıklarının bozulmasına sebep olsun diye değil, bilâkis onların sağlıklarının kalitesini artırmak için farz kılınmıştır.

Çalışma ortamı, coğrafi şartlar, yolculuk, psikolojik rahatsızlıklar gibi kişiyi sıkıntıya sokacak şartlar insanoğlunun sağlığının bozulmasına vesile olabilir. Oruç tutmak için bu gibi şartlar zorlanmamalıdır. “Çünkü Allah kullarına kolaylıklar diler, zorluklar dilemez.” (2 Bakara/286)

Bakara Suresi 185. ayet:

“Kur'an, insanoğluna bir rehber olarak gönderilmiştir. O doğruyu yanlıştan ayıran bir rehberdir. Ramazan ayında indirilmiştir. Sizden kim bu aya erişirse onu baştan başa oruç tutarak geçirsin. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde, tutamadığı günler kadar oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. Sizden istediği; belirlenen günlerin sayısı kadar oruç tutmanızdır. Bir de sizden, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı O’nu yüceltmenizi ve O'na şükretmenizi ister.”

Değerlendirme:

Bu ayet bölge halkına, vahyin ilk muhataplarına hitap eder. Muhataplarına orucun Ramazan ayında tutulacağı ifade edilmektedir. Ramazan ayı bölge halkının İslâm’dan önce de kullandığı takvime ait bir aydır. Bu ayın hangi aydan sonra geleceğini ve kaç gün olduğunu halk bilmektedir. 184. ayetteki istisnalar bu ayette de aynen tekrar edilmektedir. Bu ayette Ramazan ayından özel olarak bahsedilmesi ve istisnaların tekrarı, yerel halkın muhatap alındığını göstermektedir. İfadeler genele hitap etmemektedir. Kur’an öncelikle konuyu muhatabının anlamasını istemiştir.

Bakara Suresi 187. ayet:

“Gündüz tutulan oruçtan sonraki gece boyunca kadınlarınıza yaklaşmanız helâldir, onlar sizin için bir elbise gibidirler ve siz de onlar için bir elbise gibisiniz. Allah bu konuda kendinizi sıkıntıya sokacağınızı bilir; bu yüzden O size mağfiret ile yönelmiş ve bu zorluğu üzerinizden kaldırmıştır. Şimdi öyleyse onlara yaklaşabilir ve Allah'ın sizin için uygun gördüğünden yararlanabilirsiniz ve gecenin karanlığından tan yerinin aydınlığı fark edilinceye kadar yiyip içebilirsiniz. Sonra gece çökünceye kadar oruca devam edersiniz. Ama mescitlerde itikâfta iken kadınlara yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır: O halde bu sınırları ihlal etmeyin. İşte böylece Allah mesajlarını insanlara açıklıyor ki, O'na karşı sorumluluklarının bilincinde olabilsinler.“

Değerlendirme:

Bu ayet ilk muhatapları için anlaşılabilir durumdadır. Ancak Hicaz Bölgesi dışındaki coğrafyada yaşayan Müslümanlar için ayetlerin yoruma ihtiyacı vardır. Bu bölgelerde, ayette tarif edildiği şekilde orucun başlama ve bitiş şartları oluşmamaktadır. Bu durumda orada yaşayan Müslümanlar ne yapacaklardır? Cevaplanması gereken soru budur. İşte tam burada insan aklı devreye girecektir. Böylece orucun, başlangıcını (imsak), süresini ve bitişini (iftar) akıllarını kullanarak takdir edeceklerdir. Müslümanlar bu konuda Allah tarafından yetkili kılınmıştır. O kadar ki, Allah, aklını kullanmayanlar için, “Sizi pislik içinde bırakırım.” buyurmuştur. (10 Yunus/100)

Pislik demek; sıkıntı demektir, anarşi demektir, huzursuzluk demektir, sağlığın bozulması demektir, alt-üst olmak demektir.

Ayrıca bu ayetten biz, Arapların İslâm’dan önce de oruç tuttuğunu anlıyoruz. Ancak o zaman oruç ayı süresince cinsel ilişkiden uzak duruyorlarmış ki; onların bu yanlışını Allah düzeltiyor, “... gece boyunca kadınlarınıza yaklaşmanız helâldir...” Bu da ayetin bölge halkına hitap ettiğinin delilidir. Orucun başlama ve bitiş zamanıyla ilgili ifade de yerel halkın muhatap alındığını gösterir. Araplar sabahın erken saatinde işe gider, öğle sıcağında eve döner ve istirahata çekilir (siesta), güneşin tesiri azalınca da tekrar işe dönüp gece karanlığına kadar çalışırlar. “Gecenin karanlığından tan yerinin aydınlığı fark edilinceye kadar yiyip içebilirsiniz. Sonra gece çökünceye kadar oruca devam edersiniz.” ifadesinden bu anlaşılmaktadır; Orucun başlangıcı (imsak) işe gidilen zaman, bitişi (iftar) işten dönülen zamandır. Yöre halkının fiili durumu göz önünde bulundurularak bu ifade böyle kullanılmış olmalıdır.

Bölge, Hicaz (Mekke ve Medine) Bölgesi’dir ve gecesi ile gündüzü arasında zaman farkı fazla olmayan bir coğrafyadır. Üzerinde durulması gereken, dünyanın diğer coğrafyalarında günün vakitlerinin (12 saat gündüz, 12 saat gece) tam teşekkül etmediği, gündüzleri uzun olan ya da 6 ay gece 6 ay gündüz olan yerlerde oruç tutmak zorunda olan insanların orucun süresini güneşin doğuşuna göre değil yukarıda belirtilen fiili duruma göre belirlemelidirler. Bu durumda söz konusu yerlerde Medine’deki süre esas alınmalı, çalışma zamanlarına göre takdir edilerek orucun başlangıç ve bitiş zamanı belirlenmelidir. Kur’an’ın ve son din olarak inen İslâm’ın ekvatora yakın bir bölgeye inmesi tesadüfi olmasagerektir.

Orucun farz kılınma gayesi göz önünde bulundurularak, Hicaz Bölgesi dışında yaşayan Müslümanlar oruca ne zaman başlayacaklarını ve ne zaman iftar yapacaklarını; ya takdir edecekler ya da şartlar oluşmadığı için bizlere oruç farz kılınmamıştır, diyeceklerdir. Ayetin genel ifadesi göz önünde bulundurulursa ikinci seçenek mümkün görünmemektedir.

Bu durumda Müslümanlar, yaşadıkları bölgenin şartlarını göz önünde bulundurarak “Allah zorluk çekmenizi istemez, o sizin için kolaylıklar diler.” uyarısını da dikkate alarak kendi sorunlarını kendileri çözmekle yükümlüdürler.

Değerlendirmelerin Sonucu

Yunus Suresi 100. ayeti ve benzer ayetleri dikkate alarak akıllarını çalıştıranlar, yaşadıkları bölgedeki Müslümanların sorunlarını çözmek için bir çalışma içine girmişlerdir. Kimileri Medine ya da Mekke’yi (Hicaz bölgesi) esas alarak imsâkiye hazırlamışlardır. Kimileri de günün vakitlerinin tam teşekkül ettiği en yakın yere göre kıyaslar yaparak çözüm arayışına gitmişlerdir. Bazı alimler de şartlar oluşmadığı için kutuplarda yaşayan Müslümanlara orucun farz olmadığını söylemişlerdir.

Berlin İlahiyatçılar Derneği Medine’yi esas alarak oruç tutulması gerektiğini söyleyenlerdendir. Kur’an’ı Kerim’de orucun ayını tayin eden ve tayin etmeyen iki farklı ayet inmesinin iki hikmeti vardır. Birincisi muhatabının durumunu, anlayışını, şartlarını dikkate alma hikmetidir. Diğeri ise, Ramazan orucunu eda etmenin imkânsız olduğu durumlarda yeryüzünün her tarafını ve mevsimlerin bütün ihtimallerini hitabın genel ifadesine katma hikmetidir. Bu durumda orucun zamanı ve süresi takdir edilecektir. Bu takdiri de o bölgelerde yaşayan Müslümanlar yapacaktır.

Yeryüzünde, gündüzleri haftalar ve aylar kadar uzun, geceleri ise aydınlık olan yerler veya tahammül edilemeyecek kadar soğuk-sıcak ve uzun günler elbette vardır. Oralardaki insanların da oruç tutmaları farzdır. Allah bu gibi yerleri ve böyle zamanları tamamen görmezlikten gelmiş olamaz. Eğer görmezlikten gelmiştir denilirse (hâşâ):

1- Bu durumda Allah yarattıklarına karşı eşit mesafede durmamış olur. O bölgelerdeki Müslümanlara kaldıramayacakları ağır bir yük yüklemiş demektir. Oysa, “Allah kullarına kaldıramayacakları yükü yüklemez.” (2 Bakara/286)

2- Veya yarattığı o bölgelerin coğrafi özelliklerini unutmuş olur, ki; “Âlemlerin Rabb’i olan Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.” (27 Neml/8)

3- Veya o bölgelerde oruç tutmak için gerekli şartlar oluşmadığından orada yaşayan Müslümanlara orucun farz olmaması gerekir ki; bu durumda da Kur’an’ın kapsayıcılığı ortadan kalkar. Oysa Kur’an kapsayıcılığı olan bir kitaptır.

Bu durumda söz konusu yerlerdeki Müslümanlara da Ramazan orucu farzdır. Ancak orucun zamanını ve süresini kendileri belirleyeceklerdir.

Mekke ve Medine’de en uzun gün 12 saat civarındadır. Oysa Ekvator’un kuzeyindeki ülkelerde gün 20-22 saate kadar uzamaktadır. Bu ülkelerde yaşayan Müslümanlar oruçlarının süresini Mekke ya da Medine’ye göre takdir ederek ayarlayabilirler. Bu uygulamayla Ramazan ayının bereketinden istifade etmiş olurlar.

ALMANYA’DA ORUÇ

Almanya takdir usülü ile oruç tutulması gereken bir coğrafyadadır.

Almanya’da yaz aylarında gündüzler uzundur, bazı aylarda 20 saate kadar yaklaşır. Burada yaşayan Müslümanlar Medine’deki süreyi esas alarak orucun başlama ve bitiş saatini kendileri takdir etmekle yükümlüdürler. Aksi halde oruç insan sağlığına zarar verir duruma gelir ki; insanların takatleri kesilir, ibadet işkenceye dönüşür. Allah böyle bir zulme müsaade etmez. Allah kendisine ibadet yapılsın diye, Müslümanların sağlıklarını riske atmalarını istemez. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür.” (42 Şura/30)

Ramazan ayında iş durumu oruç tutmasını zorlaştıran Müslümanlar, 20 saat oruç tutmak zorundayım düşüncesiyle, sırf evde yatarak oruç tutmak için doktordan, hastaymış gibi rapor alamazlar. Yalan ile oruç aynı çizgide buluşmaz. Sahtekârlık yaparak Allah’a kulluk yapılamaz. Allah‘ın gözüne girmek için, kulların hakkını çiğnemek olmaz.

Almanya’daki İmsâkiyeler

Berlin’de değişik cemaatler tarafından her Ramazan ayında en az 10 çeşit imsâkiye dağıtılır. Her bir cemaate ait ayrı ayrı zamanları gösteren imsâkiyelerdir bunlar. Cemaatler, kendilerini farklı kılmak için düzenlerler bu imsâkiyeleri. Kimisi imsâkı 01:05’te başlatır, iftarı 21:40’ta yapar. Kimisi imsâkı 03:30’da başlatır iftarı 21:30’da yapar, kimileri de 10 dakika, 20 dakika, 40 dakika, 1 saat, 2 saat ara ile imsâk ve iftar zamanını belirlemişlerdir. Hepsinde keyfilik vardır bu tespitlerin, tutarlı değildirler. Bir kişi kendi imsâkiyesine göre dakikayı bile hesap ederken kendisinden önce iftar eden kişinin orucu neden bozulmuş olmuyor? Aslında önce iftar edenin orucu, kendisinden sonra iftar edene göre bozulmuş sayılır. Her ikisinin de orucu kendi cemaatlerinin imsakiyesine göre bozulmamıştır. Oysa birinin orucu bozulmuş olmalıydı. Kuralsızlık kural olmuştur. Öyleyse farklı imsâkiyeler niçin bastırılır?

Bu imsâkiyeler orucu tutacak olan Müslümanın yaşadığı bölge açısından sorunludur. Ayetin ruhuna uygun olarak hazırlanmamışlardır. Hicaz Bölgesi Müslümanları Medine’de 14 saat civarında oruç tutarken, Almanya’daki Müslümanın 17 saat, 19 saat, 20 saat, başka bazı ülkede 22 saat oruç tutması Allah’ın adaletiyle bağdaşmaz. Allah zalim değildir. Bilgisiz de değildir. Yarattığı dünyayı tanır, unutkan da değildir. Adaleti emreder. Yani O Medine’deki Müslümana torpil yapmaz. Almanya’daki ya da kutuplardaki Müslümana da düşman değildir, zulüm yapmaz.

Sorun, Allah’ın değil insanların ahlâkîliği sorunudur. Sorun, ibadet yaparken şartlar ne kadar zor olursa o kadar çok sevap kazanılacaktır gibi bir anlayışa sahip “şizofren kafaların” sorunudur. Bu kafaları sorgulamayan, sürü olmayı tercih eden kiralık kafaların sorunudur. Allah‘ı ta’n etmenin anlamı yoktur. “Aklınızı çalıştırmazsanız sizi pislik içinde bırakırım.“ diyen bir yaratıcı yapılması gerekeni yapmıştır. Aklın çalıştırılmasıyla ilgili emrini vermiştir.

Devam edecek

Rüştü Kam

YORUM EKLE

banner322

banner324

banner323

banner320

banner321