banner269
UTANÇ VE ÖZÜR

Bugün bir kişinin bana yaşattığı, günlerdir içine düştüğüm utancımı ve bu utanca ilişkin olarak binlerce kişiden özür dileyişimi kaleme almak istiyorum.

Değerli okuyucularım. Beni az çok tanıdığınızı sanıyorum. Şahsen tanımasanız bile en azından düşüncelerimi, neye hizmet etme istediğimi az çok anlamışsınızdır. Öyle olmasını umuyorum. 

Yıllar var ki dilimizin güzelliklerini, özelliklerini, kurallarını dile getirmeye, öğretmeye ve onu korumaya gayret ediyorum. Bu konuda ne kadar başarılı olduğumu öğrencilerimin ve siz değerli okuyucularımın takdirine bırakıyorum. 

Gerek yabancılara gerekse Türk öğrencilerime kuralları anlatırken en basit ve akılda kalıcı yöntemleri denemeye çalışıyorum. Bu bağlamda Almanların, Türkçenin kurallarına hayranlığını söylemeden geçemeyeceğim. Hele ki kendi dillerindeki “der, die, das” söz konusu olunca hayranlıkları daha da artıyor. Çünkü Türkçede böyle bir şey söz konusu değil. Dahası var: Almancada işlerine gelmeyene kural dışı der geçerler. Çoğu kişi nedenini bilmez, açıklayamaz. “Böyle gelmiş, böyle gider.” der. Elbette kendilerine göre kuralları var, haklarını yemeyelim, ama öylesine çok kural dışı uygulamalar var ki sıralamak mümkün değil. Oysa Türkçede kural dışı yoktur diyebiliriz.  Bu sayede bir Alman, 3-5 haftada Türkiye’de rahatlıkla tatil geçirebilecek bir Türkçeye sahip olabiliyor.  Oysa yıllardır Almanya’da yaşayanların çoğu sokak söylemi Almancasını geçememiştir. Türkçe cümle yapısıyla düşünür, Almancaya uygulamaya çalışır. Haliyle kafayı, gözü yarar. Türkçenin bir yabancı için bile bu kadar kabullenilir olması ve kısa sürede öğrendiklerini görmek gerçekten insanı gururlandırır. Oysa ana dili Türkçe olanlara, Türkiye’de yaşadığı halde konuya değer vermeyenlere ne demeli?

Neyse, gelelim esas meseleye ve zurnanın zırt dediği noktaya:

Evet, yıllarca yüzlerce kişiye dilimizi öğretmeye çalıştım. Harfleri, sözcük yapılarını, ekleri, ayrı yazılanları, bitişik yazılanları, kesme işaretini… Daha neler, neler. Genel olarak en çok da “mı” soru eki ile ayrı yazılması gereken “de” bağlacı hep ortalığı bulandırmıştır. Çok şükür, kuralı öğrendikten sonra öğrencilerimin hiçbiri bunları yanlış kullanmamıştır. Haliyle başka hatalı olmuştur. Bu nedenle de zaman zaman sitemlerime maruz kalmışlardır. Her şeyin doğru olması için onlara yüklendikçe yüklenmişimdir. İşte bugün, yaptıklarımdan, onlara çok yüklendiklerimden dolayı özür dileme günüm. 

Neden mi özür diliyorum? Anlatayım efendim:

Öyle bir kişi düşünün ki bir devletin başına geçmiş, o devleti yöneten en baştaki bakan olsun. Fakat devleti yöneten bu kişi, o devletin dilindeki harfleri bilmekten aciz olsun. 

“Böyle bir şey nasıl olur?” demeyin. Evet, yanlış duymuyorsunuz ve okumuyorsunuz. Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin! Devletin başındaki bakan maalesef Türkçe harfleri bilmiyor. 

Haberleri izleyenler tanık olmuştur. İzlemeyenler internet üzerinden araştırabilirler. Derdim, ne siyaset ne de iftira atıp birilerini karalamak; sadece utancımı dile getirmek. 

Olay şöyle gelişiyor: 
Akıllı tahta denen nesnenin önünde zavallı bir adam. Gerçekten zavallıydı. Onun rezil oluşuna nasıl üzüldüğümü anlatamam. Kişisel anlamda değil, devletin başı, benim, milletimin temsilcisi olması vasfıyle. Adam kısa bir cümle yazmaya kalkıştı. Bre mübarek adam, madem bir ayıbın var, bari aklını kullan hata yapacağın bir işe kalkışma! Bırak senin yerine birileri yapsın! Adam, tahta üzerinde parmak gezdirerek eçiş bücüş harflerle “Sevgili öğrenciler…” diye başladı yazmaya. Yanında bir öğretmen ve yandaşları var. Zavallı adam meğer “g” ile “ğ” farkını bilmiyormuş. Cümlede geçen bu harflerin üzerinde şapka var mı yok mu? İşte mesele buradaydı. Olay anındaki zoraki tebessümler, işi şamataya dökmeler, harfleri silip yeniden yazma telaşı, yılışmalar… İnanılmaz bir utanç tablosu… Yaşanan 3-4 dakikalık bu garabet, ekran karşısında benim gibileri çileden çıkarmaya ve utanç içine düşürmeye yetip artmıştı.

İşte o an kendime geldim. Meğer ben ne kadar gereksiz ve anlamsız işlerle uğraşmışım! Meğer ben öğrencilerimi ne kadar gereksiz yere zorlamış, onlara sitemler etmişim! Eeee hayat bu olsa gerek. Şairin, taşın sert oluşunu geç anladığı gibi; ben de gereksizliğimi geç anladım. 

Değerli okuyucularım, hem sizlerden hem de sevgili öğrencilerimden özür diliyorum. Dilin kurallarını öğretebilmek, anlatabilmek için sizi gereksiz yere meşgul etmiş olmalıyım. Lütfen kusuruma bakmayın, bağışlayın beni. Hepinizden özür diliyorum. Boş verin kuralları, olması gerekenlere kafa yormayı. Aklınıza nasıl geliyorsa öyle yazın. Elinizi, beyninizi korkak alıştırmayın. Kural neymiş? Yesinler Türkçenin kurallarını.  Nasıl olsa bilseniz de bilmeseniz de –ki bilmeseniz daha iyi- mutlaka adam(!) olursunuz. Hatta ve hatta bu milletin başına, en başına bakan bile olursunuz. Onurunuz varsa tabii…

Saygım, saygıya layık olanlaradır…

Tahsin MELAN






Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Seifollah Naimi 2 hafta önce

Ben de bu haberi büyük bir üzüntüyle izledim ve sizin gibi çok üzüldüm. Allah bu gibileri başta tutanların belasını versin. Özür dilemesi gerekenler ortalıkta gezip dursun.

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir