banner299
ÜSTELİK DİNDAR(!) BİR HÜKÜMETE RAĞMEN 

Yılın başında, kendisine 7.7 milyar TL’lik ödenek ayrılan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bu para yetmemiş, 550 milyon TL’lik ek ödenek istiyor!.. 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yılın ilk altı ayındaki harcamalar ve ikinci dilime ilişkin öngörülerin yer aldığı Mali Durum ve Beklentiler raporuna göre, geçen yılı da ek ödenek alarak 7.3 milyarlık harcama ile tamamlayan Diyanet’e, bu yıl için yüzde 12’lik artışla 7.7 milyarlık bütçe ödeneği ayrılmış. 

İlk altı ayda 4 milyar lira harcayan kurum, yıl sonu gerçekleşme tahminini 8.3 milyar lira olarak güncellemiş. 

Ocak-Haziran döneminde bütçesinin yüzde 52’sini harcayan Diyanet’in harcama kalemleri arasında geçen yıla göre en yüksek artış, personel konusunda yaşanmış. Yıl içinde yapılan özel düzenlemelerle, Diyanet’te en düşük maaş da 3.000 liraya çıkarılmıştı. 

100 bini imam-müezzin, 20 bini kadrolu Kuran kursu öğretmeni, 20 bini geçici Kuran kursu öğreticisi, 3 bini vaiz ve 1.250’si müftü olmak üzere personel sayısı 144 bin 250’ye ulaşan Diyanet, bu kadrolara sosyal güvenlik primleri ile birlikte 3.8 milyar TL ödemiş. 

Bunların arasında İl ve İlçe Müftü yardımcıları yok, belki de hepsini bir ad altında ele aldılar bilemiyorum, diğer pek çok personel yok ama kadrolara bakar mısınız, eskiden bir tek kişinin yaptığı işlerin  kaç kişi tarafından yapıldığına? Baş İmam, İmam, İmam Hatip, Uzman İmam Hatip, Baş müezzin –kayyım, Müezzin-kayyım, Kadın ve erkek Kuran kursu hocaları- Kadın ve erkek vaiz ve tebliğciler!..
İnceleyecek olursanız, göreceksiniz ki Diyanetin  belirlediği  bu görevlilerin pek çoğu, hemen hemen aynı!..


Benim çocukluğumda, bir camide bir imam olurdu, bir de müezzin, bazılarında müezzin bile olmazdı. Ezanı da imam okurdu, namazı da imam kıldırırdı, vaazı de kendisi verir, cenaze namazını da kendisi kıldırır, çocuklara aynı camide, kuran dersini de yine kendisi verirdi. Üslelik şimdiki gibi, oturduğun yerden, bir düğmeye basılıp da, hoperlörle bangır bangır ezan okutmazlardı. Kendileri, minarenin merdivenlerini döne döne çıkar, çıplak sesle okur, bizler de, huşu içinde dinlerdik, bazıları hele öyle güzel ses, usul ve makamla okurdu ki namaz kılacağımız yoksa bile, büyük bir hevesle namaza dururduk. Şimdi ise, bangır bangır, 7 mahalleye duyurak, üstelik tüm camiler aynı anda değil, hepsi birkaç dakika arayla ve birbirine karışarak, ne dediği anlaşılmaz… Hele de, gece nöbetten gelmişseniz, uykudayken, hastayken son derece rahatsız edici, uykudaki bebekleri korkutarak uyandırıcı bir düzensizlikle…
Hiç unutmam caminin birinde, ezana Tarkanın bir şarkısı karışıyordu, defalarca uyarılmalarına rağmen, bir haftadan fazla, Tarkan eşliğinde ezan dinlemiştik!..



İnsan Diyanetin bütçesi ve kadroları karşısında düşünmeden edemiyor; neden eskiden bir kişinin yaptığı işi, şimdi pek çok kişi yapıyor ve bu kadar kadroya gerek var mı ki dinimizde kadrolu bir imamlık mesleği de yok, namaz kıldırma ya da diğer hizmetler için para almak da doğru değil!.. 

Cemaatten, ehil bir kişi çıkıp namaz kıldırabilir, bu her gün aynı kişi de olabilir, her gün başka bir kişi de. Vaizlere gelince; Allahın emirlerini en doğru, en gerçeğince tebliğ etmek durumundalar, o nedenle belli bir eğitimlerinin olması muhakkak ki gerekli. Gerçi tebliğ hepimizin görevi ve de bu tebliğ para karşılığı değil, Allah rızası için yapılmalı ama ilmin her Müslümana farz olmasına rağmen, pek çok cami cemaati, ne yazık ki dininden bihaber ya da Kuranın kapağını bile açmamış, hurafelerle bezeli kulaktan dolma bilgilere sahip!.. Bu nedenle, cemaatten birinin tebliğde bulunması çok sakıncalı, çünkü her önüne gelen, yalan yanlış, eksik, hatta kafasına göre tebliğde bulunacaktır! O nedenle, gerekli eğitimi almış, belli yeterlikte tebliğcilerin olması şart. Gerçi günümüzde, tebliğ konusu da, nasıl işleneceği de, önceden hatiplere bildiriliyor ve istenileni istenilen doğrultuda tebliğ etmek zorundalar!.. Bu görev para karşılığı yapıldığında, bu işe memur olunduğunda, bu görevinizi istenilen doğrultuda yapacak, istenileni dile getirecek, istenilmeyeni getirmeyeceksiniz!.. Hatta bazen emredileni, doğru da olsa, yanlış da olsa, hatta ve hatta, din hilafına da olsa, emredildiği doğrultuda dile getireceksiniz!.. 

Oysaki Kuran’a baktığımızda, Yasin Suresi, 21. Ayette göreceğimiz gibi, (Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyun. Onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar) dini anlatmaktan, tebliğden para kazanmak doğru olmadığı gibi, dini anlatarak para kazanan kimselere de uyulmaması gerektiği bildirilir!

Bu zamana kadar, görevlendirilen hiçbir peygamber dini anlatmaktan ötürü para talep etmemiştir! Şimdi diyeceksiniz ki onlar peygamberdi, Allah tarafından görevlendirilmişlerdi ve görevleri buydu; peki peygamberden duyduklarını aktaranlar, o sonraki zamanın ulemaları, diyar diyar gezerek dini tebliğ edenler, öğrenci yetiştirenler hangisi yaptığı tebliğ karşılığında para talep etmiştir? Her biri geçimini başka işler yaparak temin etmiş, tebliğ işini de Allah rızası için yapmışlardır. 

Bunu pek çok ayette de görmekteyiz… 

Sen de onların yolunu izle ve şöyle söyle: Ben şu yaptığıma karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O sadece alemlere bir öğüttür. (Enam Suresi, 90.ayet)

Sen, bu tebliğin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün alemler için bir hatırlatmadan başka şey değildir. (Yusuf Suresi, 104.ayet)

Hud Peygamber: Ey halkım, buna karşılık olarak sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni Yaratandan başkasına düşmez. (Hud Suresi, 51.ayet) 

Şuara Suresi, 127.ayette de Hud Peygamberin aynı sözü yer alır.

Nuh Peygamber: Hem ben sizden, buna karşılık bir mal da istemiyorum. Benim ücretim, Allah’tandır. (Hud Suresi, 29. ayet) 

Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: Siz hiç sakınmıyor musunuz? Ben sizin için gelmiş, güvenilir bir resulüm. Artık Allah’tan sakının da bana itaat edin. Ben bunun için sizden ücret istemiyorum. Benim ödülüm sadece alemlerin Rabbine aittir. (Şuara Suresi, 106-109.ayetler)

Salih Peygamber: Ben bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbi’ndendir. (Şuara Suresi, 145. ayet)

Lut Peygamber: Ben bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız âlemlerin Rabbi’ndendir. (Şuara Suresi, 164. ayet)

Şuayb Peygamber: Ben bu iş için sizden herhangi bir ödül de istemiyorum; benim ödülüm âlemlerin Rabbi’nden başkasında değil. (Şuara Suresi, 180. ayet)

Görüldüğü gibi tüm peygamberlerin izlediği yolun amacı ve beklentileri, tebliğden para kazanmak değil, Allahın emrini yerine getirerek rızasını kazanmaktır. Her konuda peygamberin davrandığı gibi davranalım diyenler, peygamberin sünneti diye bugün olsa ya da başka bir coğrafyada olsaydı yapmayacaklarını bile birebir taklit edenler, iş paraya gelince, Allahın yasaklarını da, peygamberi de, sünnetini de unutuyor ne yazık ki!

Oysa gerçek mümin, Allah rızası için yaptığı hiçbir işi, insanlardan maddi-manevi çıkar beklentisiyle ya da amacıyla yapmaz. Zekat, sadaka verdiği ya da herhangi bir konuda yardımcı olduğu insandan bile teşekkür beklemez. Beklentisi sadece Allah’tandır. Allah’tan kendisini bağışlamasını, razı olmasını, en son da, sonsuz güzel bir hayat lütfetmesini ümit eder.

Kuran’da bu kadar sık tekrarlanılan bir gerçeğin, hâlâ daha kendisine Müslüman diyen toplumda bilinmemesi, Müslümanım diyenlerin  dinini öğrenmemiş olduğunu ya da işlerine gelmediğinden, görmezden gelindiğini öğrenilmediğini gözler önüne seriyor. Kuran öğrenmek, anlamak, bilmek ve uygulamak için okunmuyor ne yazık ki dolayısıyla da gerçeğince değil, kulaktan duyulanlarla biliniyor. İnsanlar kuru kuruya, kendi dilinde olmayan Kuranı anlamaksızın okuyarak sevap kazanacağı zannındalar. Öğrenme işini de, kendisine hoca diyen, Kuran’a dayanmayan, hurafelerle bezeli asılsız fetva veren, Kuran ile alakası olmayan kişilerlerden duydukları ve  rastgele yazılmış yetkin olmayan ya da kendi kafasına göre yazanların kitaplarından okuduklarıyla temin ediyor veya devasa ücretlerle televizyona çıkan ilahiyatçılardan!..

Kuran’da din adamı diye bir zümre de  konu edilmemiştir. Kuran’ın oluşturmaya çalıştığı toplum yapısında, kadın-erkek her mümin, Kuran’ı araştırmak, anlamak, bilmek ve içindeki mesajları alıp uygulamak ve de başka insanlara aktarmak ile sorumlu tutulmuştur. Dolayısı ile, bu görevleri toplum adına yapacak din adamları gibi özel merciler olmasını değil, her bireyin dini öğrenme, anlama ve aktarma bilincinde olması gerektiği bildirilmiştir.


Bunca gerçeğe, üstelik dindar(!) bir Başkan ve hükümetimiz olmasına rağmen, tasarruf tedbirleri kapsamında, Diyanetin bütçesinden, bırakın kesintiyi, üstelik arttılırken, Milli Eğitimin bütçesinden, 2 milyar lira kesilerek tasarrufa gidilmesinin ne derece doğru olduğunun da, iktidarın tasarruf konusundaki samimiyetinin takdirini de sizlere bırakıyorum…

Perihan Reyhan Alkan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner301

banner272

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir