TÜRKÇE DERSLERİ NEREYE GİDİYOR?

Yine yılların onulmaz yarasına parmak basarak biraz dertleşmek istedim. Umursayanların –ki onlar zaten işin iç yüzünü ziyadesiyle bilmektedir- ilgileneceğine inanıyorum, ama gerçek sorumluların yine görmezden gelecekleri de kesindir. Olsun, biz sükûtun ikrar olduğunu bildiğimiz için sesimizi çıkarmaya devam edeceğiz.

Yurt dışındaki (Almaya/Hessen) öğrencilere sunulan Türkçe derslerinin artık yavaş yavaş sonuna gelindiğini bilmeyen yoktur. Bunun aksini savunmaya kalkışan varsa, o da içinde bulunduğu noktada kafasını kuma gömen, dünya yansa umursamayan, bana dokunmayan yılan… zihniyetinde birileri olmalıdır. Yıllardır, gerekli önlemler alınmaz, girişimler sonuç vermezse gidişin buraya geleceğini yazdık, söyledik. Umursamazlık ve aymazlık sonucu artık bitiş noktasına gelinmiştir.

Bu aşamada yapılacak hemen hemen hiçbir şey kalmamıştır. Şu an hâlen devam eden derslerin kerhen yapıldığı ve öğretmenlerin emekliliğiyle sona ereceği kesindir. Yapılan anlaşmalar doğrultusunda buradan öğretmen alımlarının durdurulacağı -ki durdurulmuştur- Türkiye’den gelecek öğretmenlerle bu işin sürdürüleceği(!) kararına varılmıştır. Bunun ne denli sonuçlar doğuracağı herkesçe bilinmektedir. Kesinlikle Türkiye’den gelecek kişilerin şahsıyla ilgili bir durum söz konusu değildir. Olay siyasî amaçlara yöneliktir. Bu da derslerin istenilen düzeyin altına düşmesi, ilginin azalması ve öğrencilerin derslerden kopmasına zemin hazırlayan bir kurnazlığın ürünüdür. Sinsi plan gereği, doğrudan açıkça “Türkçe ana dili derslerini kaldırıyoruz.” diyemedikleri için böyle bir uygulamaya sığınmışlardır. Maalesef bizim işi çok iyi bilen yetkililerimiz de buna balıklama dalmış gibi görünmektedir. Kesinlikle eminim ki bu derslerin içeriği ve uygulanışı hakkında yeterli bilgiye sahip değillerdir. Eğer bir nebze konuyu ciddiye alsalardı bu uygulamanın sonucu nereye varır diye düşünürler ve mantıklı çözüm üretirlerdi.

Şimdilerde kimilerince yeni öneriler ve görüşler gündeme getirilmektedir. Bunun en başta geleni ise, Türkçenin 2. yabancı dil olarak kabul edilmesini meclisten geçirmek ve “2. Yabancı Dil Olarak Türkçe” derslerinin başlatılması planıdır. Bu konuda fazla söze gerek görmüyorum. Dilerim olur. Yıllar önce bu uygulamayı Frankfurt’ta ben başlatmıştım. O zamanki okul müdürünün deyimiyle “Altın tabakta sunulan bir ikram.”dı. Tüm hazırlıklar yapılmış ve dersler başlamıştı. Yoğun ilgi olması sonucu verilen sözlerin hepsi rafa kaldırıldı ve proje sonlandırıldı. Türk öğrencilerin derslere gösterdiği ilgiden dolayı, aynı alandaki diğer 2. yabancı dil dersi (Fransızca, Latince, İspanyolca vb) hocaları çok huzursuz olmuş ve şikâyetler gelmeye başlamıştı. Neticesinde olayı bitirmek amacıyla karalamalar başladı. Tutundukları en güçlü dal ise, bu derslerin 11. sınıftan sonra devam edemeyeceği, dolayısıyla öğrencilerin boşuna zaman kaybettikleriydi.  Bizim veliler ve öğrenciler de bir türlü işin aslını anlamadan bu çanağı memnuniyetle doldurunca uygulama tamamen kaldırıldı.

Bu olaydan sonra “Türkçe Ada Dili Dersleri”inde görevlendirildim. Oysa benim akademik alandaki branşım Türkçeyi yabancı dil olarak öğretmekti. Yabancılara ya da Türk çocuklarına, fark etmez. Gerçek anlamda işin özü buydu. Maalesef başka bir seçenek olmadığı için bu göreve başladım. Artık yabancı dil öğretmeni değil, Türkçe dersi öğretmeniydim. Tüm planlarımı sil baştan bu doğrultuda yapmak ve gerçekleştirmek zorundaydım. Çünkü benim için yeni ve farklı bir alandı.

Birbiriyle karıştırılan ve gereğince işin özüne bilmeden hüküm verenlerin yanıldıkları nokta da işte tam burada kendini gösteriyordu: “Ana Dili Olarak Türkçe Dersleri” ve “2. Yabancı Dil Olarak Türkçe Dersleri”

Bu iki dersi aynı kefeye koyup biri olmazsa diğeri anlayışıyla savunmak, algılamak büyük yanılgıya neden olacaktır. Bu dersler gerek içerik gerekse uygulama ve öğretim açısından tamamen farklıdır, farklı olmak zorundadır. Eğer bunu kavrayamazsak ve “Tamam, Türkçe dersleri ilgisizlik nedeniyle kapatılıyor ama en azından 2. yabancı dil olarak okutulmasını sağladık.” avuntusuna sığınırsak büyük bir gaflet içine düşmüş oluruz.  “Kazandık” derken kaybeden taraf yine biz olacağız. Ha, düşünce “ehven-i şer” misaliyse sözüm yok… 

Bilen bilir ama bilmeyenler için kısaca iki ders arasındaki farkı belirtmek istiyorum:

“Ana Dili Olarak Türkçe Dersleri” bilindiği gibi Türkçe dersi öğretmenlerince verilir. İçerik, bakanlığın belirlediği konular çerçevesince, dil, tarih, coğrafya, din, kültür vb. tüm konulardır. Amaç öğrenciye ana dili ışığı altında kültürel ve eğitsel çalışmalarla kişiliğini geliştirecek millet ve vatan kavramlarını sunarak, kimliğini unutturmamaya özen göstermektir. Başta da belirttiğim gibi bu dersleri her konuda donanımlı Türkçe dersi öğretmenleri üstlenmiştir. Amaç önce eğitmek ve yanı sıra öğretmektir.

“2. Yabancı Dil Olarak Türkçe Dersleri” ise tamamen farklı bir yapıya sahiptir, olmak zorundadır. Bu derslerin en önemli ve ilk amacı Türkçe öğretmektir. Dersler genellikle yabancı dil eğitimindeki uygulamalar gereğince dört farklı çalışma ve beceriyi temel alır. Bunlar, “yazılı anlatım, sözlü anlatım, dil bilgisi ve yazım”dır. Öğrencinin bu uygulamalardaki başarıları söz konusudur ve öğretimin amacı da budur. Yani bir dil öğretimidir. Esas amaç öğretmektir. Eğitmek beklentisi destekleyici unsurdur. Haliyle elbette bu uygulamalar çerçevesinde kültürel metinler işlenecektir. Fakat ağırlık noktası kesinlikle dil öğretimidir. Dolayısıyla bu derslerin ancak ve ancak konunun uzmanı olan kişilerce verilmesi şarttır. Değerli öğretmen dostlarım beni bağışlasınlar ama bir gerçeği vurgulamadan geçemeyeceğim: Ana dili derslerinde başarılı çalışmalar sürdüren her öğretmenin “Ben yabancı dil olarak Türkçe dersleri de verebilirim.” demesi biraz uygunsuz olacaktır. İş ki ne zaman ehline verilir başarı mutlaktır.

Sözü uzatmayacağım. Varın artık kararı siz verin. Elinizdeki derslere sahip çıkamayıp her istek karşısında geri durulursa olacak budur. Helal olsun Alman politikacılara! Kelebek gibi uçup arı gibi sokuyorlar. İşte siyaset budur. Adamlar göğüslerini gere gere “Biz size olanak tanıdık, öğrenciler gelmiyorsa, veliler ilgisizse bizim elimizden bir şey gelmez.” diyorlar. Bakıldığında hak vermemek elde değil. Oysa neden ve niçin sorularına cevap arandığında bu sinsi planın bilinçli bir şekilde nasıl adım adım uygulandığı görülecektir. Bunun en bariz örneği not sisteminin kaldırılması ve ders saatlerinin en uygunsuz zamanlara denk getirilmesi olmuştur. Buna karşı çıkamayan yetkililerimiz âdeta “olsun da ne olursa olsun” diyerek olayı geçiştirmişlerdir. Bu duyarsızlık sonucu işte gelinen nokta ortadadır.

Türkçenin 2. yabancı dil olarak kabulü girişimlerini elbette takdirle karşılıyorum. Bunun aksini düşünmek, hele ki benim düşünmem olası değildir. Ancak bu işler körler, sağırlar birbirini ağırlar misali kendi çapında çalışmalarla olacak iş değildir. Bu bir devlet politikası olmak zorundadır. Bu politika gereği öncelikle ana dili dersleri ele alınarak gerektiği gibi uygulanırlığı sağlanmalıdır. Ondan sonra 2. ya da 3. yabancı dil olacakmış, olsun. Kim, niye itiraz etsin ki? Türk dili için büyük bir kazanım olacaktır.

Siz eğer yeni nesillerin, program gereğince sadece dil öğretimiyle –ki yabancı dil düzeyinde Türkçe olacaktır- kendi kültürlerinden bîhaber yetişmelerini içinize sindirebiliyorsanız bildiğinizi yapın, daha fazla söze gerek yoktur. Zaten bitik ve yozlaşmaya başlayan, ne Türk ne Alman olduğu bilinmeyen kayıp bir neslin ayak sesleri gittikçe güçlenirken onları tamamen sahipsiz bırakmanın vicdan azabı acaba birilerini huzursuz edecek midir? Etmelidir. Etmek zorundadır. Bunun vebali duyarsız ve ilgisiz yetkililerdir. Vebal üstlerinedir.

Tahsin MELAN

 
YORUM EKLE

banner324

banner323

banner320

banner321