banner216
TÜRK EĞİTİM DERNEĞİ’NİN 8. EĞİTİM KAMPI (II/2) / PROF. DR. MEHMET AZİMLİ İLE 

- Peygamberimiz’in, Hudeybiye’de dillere destan bir barış gayreti vardır. O’nun tek derdi barıştır, kalıcı bir barıştır. Çünkü dedelerinden öyle görmüştür. Barışın nelere kâdir olduğunu o çok iyi bilir; “Barışla elde edeceğinizi savaşla elde edemezsin.”-

Önüne gelen siyer yazmıştır

Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en önemli insanı olduğunu düşündüğümüz Hz. Peygamber’in hayatı herkesin ilgi alanındadır, binlerce siyer kitabı yazılmıştır. Almanca siyer çalışan bir öğrencim 2 bin küsur Almanca siyer yazıldığını tespit etti. Türkiye’deki yazılanlar, Arap ülkelerinde yazılanlar var. Dünyanın ilgi alanında olan, hayatı sürekli genişleyen bir peygamberden bahsediyoruz. Son peygamberden bahsediyoruz, dünyada gündem belirleyen bir peygamberden bahsediyoruz. Ne yazık ki böyle bir şahsiyetin hayatı net değil, hakkında birçok hikâye uydurulmuş, hayatına birçok şey ilave edilmiş… Maalesef bugün karşımızda robot bir peygamber var. 

Mucizeler

Daha kendisi doğmadan başlıyor mucizeler. Mesela Fil Olayı, daha doğmamış çocuğa zarar gelmesin diye Allah’ın Kâbe’yi Fil ordusundan koruduğu anlatılıyor. Hâlbuki o günkü Kâbe putlarla dolu bir yerdir, gelen ordu ise, o gün Allah’ın gönderdiği son dine mensup bir ordudur, yani Müslüman bir ordudur. 
Peygamber gelmeden önceki son din Hristiyanlıktır ve o da hak dindir. Kuran, peygamber gönderilen toplumlar için Mümin sıfatını kullanır. Sonuçta Allah’ın o günkü anlamda Müslüman bir orduyu yok etmesi ve böylece Müşrikleri desteklemesi, yani putperestleri desteklemesi söz konusu olamaz. Muhammed bu olaydan 40 sene sonra peygamberlikle müjdelenecektir. 
Ama öyle bir anlatım tarzına girilir ki, bu biraz da övgü edebiyatı içinde yapılır, Allah Kureyşlilerin, Müşriklerin yanındadır da, Hristiyanlardan Evini korumaktadır. Hâlbuki tarih boyunca Kâbe’yi Allah hiçbir zaman birilerinden korumamıştır. İslam’dan önce de korumamıştır İslam’dan sonra da. 
Kâbe birkaç kez saldırıya uğramış ve yıkılmıştır; Haccac yıkmıştır, Emeviler yıkmıştır. Allah’ın Kâbe’yi korumak gibi bir derdi, yasası, sünneti yoktur. Ebrehe’den niçin korusun. 

Doğduğu gün ile ilgili hikâyeler

Anlatılanlara göre, Peygamber doğduğu gün bir yıldız doğmuştur. Bu hikâye bütün büyük insanların doğumuyla ilgili olarak da anlatılır. Sadece Peygamber’e özel değildir. Abdülmuttalip rüyasında karnından bir ağaç çıktığını görür ve bu ağaç bütün dünyayı kaplar. Aynı rüyayı Osman Gazi de görmüştür, Sasanilerin kurucusu I. Ardeşir de görmüştür. Bu rüyalar copy-paste yapılır. Oysa Peygamber doğduğu gün hiç olağanüstü bir şey olmamıştır. Olsaydı, Mekkeliler onu söylerlerdi. Eğer böyle bir şey varsa, olsaydı o gün bütün Mekkelilerin bunu görmesi lazımdı. 
Mecazen bakarsak hikâye doğrudur; Hz. Muhammedin Peygamber olarak doğuşu bütün dünyayı aydınlatmıştır, bu soyut olarak doğru bir şeydir, ama somut olarak doğru bir şey değildir. Peygamber’in doğumuyla Sasanilerin mermer sütunları yıkılmıştır, bu doğrudur, sarayları yıkılmıştır bu da doğrudur, ama doğduğu gün olmamıştır bunlar. Daha sonra onun getirdiği dinin mensupları tarafından bunlar yapılmıştır. O’nun getirdiği dinin mensupları Şam’ı da aydınlatmıştır, bu da doğrudur ama onun doğduğu gün değil. 
O’nun getirdiği dinin mensupları putperestliği ortadan kaldırmıştır,  Kâbe’deki putlar Mekke’nin fethinden secdeye kapanmıştır, bunlar doğrudur ama onun doğduğu gün değil. Soyut ifadeleri somutlaştırarak insanların gözünde Peygamber’i yüceltmeye gerek yoktur. Peygamber bu tür anlatımlarla yücelecek biri değildir. O’nu Allah peygamberlik makamı vererek zaten yüceltmiştir. Bu olağan üstü anlatımlardan vazgeçtiğimiz zaman da peygamber alçalacak değildir. O dünya tarihinde kendini ispatlamış insanların en yücesi bir insandır. 

Peygamber normal bir insandır

Peygamberimiz yetim olarak Mekke’de doğan, normal insanlar statüsünde yaşayan, sütanneye verilen, 6 yaşında annesi ölen, amcası Ebu Talip’in yanında büyüyen, onun yanında ticareti öğrenen, ticaretle uğraşan, en büyük dedesi Haşim’in yolundan giden birisidir. Dedesi Haşim; Mekke’yi uluslararası ticarete açan, yazın daha serin olduğu için Şam’a, kışın da sıcak olduğu için Yemen’e seferler düzenleyen, o günün büyük devletleriyle anlaşmalar yaparak Kureyş ’in kervanlarına dokunulmamasını sağlayan, ticaret kervanlarına güvenlik getirdiği için de Kureyşlilerin zenginleşmesini sağlayan, Mekke’ye sınıf atlatan biridir. 
Büyük dedesi Kusay da, Kureyş’i Mekke’ye yerleştiren şahıstır. İki dedesi de Mekke’yi Mekke yapan büyük insanlardır. Dedesi Haşim sayesinde Mekke’ye para yağmıştır. Para güvenli yere gider. Peygamber dedelerinin yolunu takip etmiştir. Peygamber ticaret için Şam’a, Yemen tarafına, hatta Muhammed Hamidullah’a göre Bahreyn tarafına da gitmiştir. Bahreyn’den gelenlerle Bahreyn şivesiyle konuştuğu söylenir. 
Üç tane ana ticaret yolu vardır o gün. Biri Şam’a, biri Yemen’e, biri de Hire’ye (Irak’a yakın bir bölge) yani Sasaniler tarafına gider. Bu 3 ticaret yolunun ulaştığı merkezlerde Mekke’nin önemi büyüktür. Ficar Savaşları bu yolların güvenliğini korumak maksadıyla yapılan savaşlardır. Peygamberimiz de bu savaşlara katılmış ve savaşmıştır. Anlatıldığı gibi sadece ok toplayıp savaşçılara vermemiştir. O  büyük bir savaşçıdır. Ayrıca o, Haşimoğullarının Mekke’de zayıfladığı dönemde kurulan Hılfu’l- Fudul hareketine de katılmıştır. Hılfu’l- Fudul, Mazlumların hakkını koruyan bir cemiyettir.

Güvenli bölge

Bugün hiçbir tüccar gidip Suriye’de fabrika kurmaz, Irak’ta fabrika kurmaz, bırakın Suriye’yi Irak’ın, Türkiye’nin doğusunda bile kurmaz. Ortaçağ’da, yağma ekonomisinin hâkim olduğu bir ortamda korsanlar, sadece Kureyş kervanlarına dokunmuyordu, yağmalamıyordu. Böyle olunca da her tüccar devesini Mekkelilerin ticaret kervanına katmak istiyordu. Böylece Mekke müthiş bir şekilde zenginleşmiştir. 
Mekkeliler, asıl atılımlarını Fil Olayı’ndan sonra yaptılar. Fil Olayı Mekke’nin otoritesini pekiştirdi. Fil olayında yenilen Ebrehe değildir, koca Sasani İmparatorluğu’dur. Kureyşlilerin Peygamber’e karşı çıkmalarının altında yatan asıl gerçek ekonomiktir. Dediler ki, “Senin derdin ne, tam biz işi kurduk, rayına oturttuk, sen bu halde diyorsun ki bırakın putları. Görmüyor musun, bizler putlar üzerinden müthiş paralar kazanıyoruz, senin derdin ne Ey Muhammed? Biz kavmimizin içinde kavmine senin kadar zarar veren birini daha görmedik. Para mı istiyorsun, makam mı istiyorsun, kadın mı istiyorsun, ne istiyorsan verelim ama sistemimize karışma, putlarımıza laf atma. Eğer senin dediklerini yaparsak biz aç kalır, sürünürüz. Buralardan da atılırız, sürülürüz!”

Peygamber’e direniyorlar

Müşrikler peygambere, sen tek Allah inancıyla bizim kaynaklarımızı kurutacaksın, otoritemizi zayıflatacaksın diyorlar, itirazları  putları önemsediklerinden dolayı değildir; “Vaz geç bu işten, yapma bu işi” diye yalvarıyorlar O’na. Hatta kaç kez amcası Ebu Talib’i devreye sokarak tekliflerini yinelemişlerdir. Peygamber de amcasına der ki “Ben onlardan hiçbir şey istemiyorum, istediğim sadece bir tek kelime söylemeleridir; La ilaheillallah (Allah biridir) demeleridir.” Baktılar olmuyor, son kararlarını verdiler; “Yürüyün, putlarınıza sahip çıkın. Çünkü bizim putlar üzerine kurduğumuz sistemi yıkacak bu adam.”

Peygamber’in getirdiği din barış dinidir 

İslâm demek barış demektir.  Hudeybiye’de dillere destan bir barış gayreti vardır Peygamber’in. O’nun tek derdi barıştır, kalıcı bir barıştır, barış-anlaşma, barış- anlaşma...Hayatı hep böyle geçmiştir. Çünkü o peygamberlik öncesinde dedelerinden böyle görmüştür. Barışın nelere kâdir olduğunu o çok iyi bilir, amcalarından da aynı şeyleri öğrendi; “Barışla elde edeceğini savaşla elde edemezsin.” 
Birileri saldırmadıkça O saldırmaz. Medine döneminde de bu böyledir. Kafama esti, şurayı bir işgal edeyim, şunları biraz sömüreyim, biraz köle- cariye toplayayım, derdi hiç olmamıştır O’nun... Sürekli etrafındaki kabilelerle anlaşmalar yapmıştır. Hîmâ geleneğini yaşatmak için gayret sarf etmiştir. 
Hîmâ; anlaşma yapılan kişiyi ve topraklarını korumak- kollamak, oralara girmekten düşmanı men etmek, yasaklamak demektir. Bir kabileyle anlaştığınızda onun topraklarından kimse geçip size gelemezdi, oralardan kimse size saldıramazdı. Çünkü bütün Araplar Hîmâ’larını korumak zorundadırlar. Eğer birisi izinsiz başkasının Hîmâ’sına, yani topraklarına girerse; o bölgenin halkına vurmak, onlara saldırmak, öldürmek, onları köle etmek, cariye etmek hakkı vardır. Ortaçağ Araplarında sistem böyledir. Bunun için kimse cesaret edip de Hîmâ’ya giremez, girerse başına geleceklere razıdır. Bundan dolayı peygamber etrafına adeta doğal bir kale oluşturmaya çalışmıştır, başarılı da olmuştur. 

Peygamber bütün başarılarını kendi yaptığı çalışmalara borçludur. Allah yukarıdan sihirli bir değnek göndermiş ve Peygamber de böylece başarıya ulaşmıştır gibi bir anlatımlarla ne Peygamber’i örnek alabiliriz ne de onu anlayabiliriz. O sahabelerini (arkadaşlarını) de bu anlayışla eğitmiştir. 

Tüccar Peygamber

Peygamberimiz saygın bir tüccardır. Eşiyle ortaktır, eşinin 40 yaşında olduğu söylenir ama bence bu rivayetler doğru değildir. Hz. Hatice 28 yaşında olmalıdır. İbn-i Saad’da böyle bir rivayet vardır. Çünkü, İbni Saad’a göre 40 yaşından sonra kadının 6 çocuk doğurması pek mümkün değildir. Peygamberimiz ise 25 yaşındadır. Hatice’nin adına 2 defa ticaret için sefer yapmıştır. Hatice’yle evlendikten sonra ortaklığı çok iyi yönetmiştir, evlilikten sonra, sefere gitmemiş sadece koordine etmiştir. Bir emanet sandığının da sahibidir. Mekke birçok panayırın yapıldığı bir yerdir. Panayıra katılmak için insanlar Mekke’ye gelmektedirler ve buralarda mallarını satmaktadırlar. Satamadıkları mallarını geri götürmek külfettir. Bir sonraki panayıra kadar bu mallarını emanetçiye bırakıp gitmeleri daha kârlıdır. Öyle de yapmışlardır. Bu sandık Hz. Muhammed’in kurduğu ve işlettiği sandıktır. Hicret sırasında Hz. Peygamber  Ali’ye, evdeki malları sahiplerine dağıt demiştir. Evde mallar vardır, dağıtılacak olan mallar bu emanet sandığındaki mallardır. Hz. Muhammed bu malları koruyarak, kontrol ederek, kazanç elde etmiştir. Peygamberlik geldiği zaman muhtemelen Mekke’nin en zenginlerinden biri peygamber Hz. Muhammed’dir. 

Ticaret Kervanına ortaklık

Benedikt Köhler’in İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu adlı bir kitabı vardır, burada anlatılır; “Mekke’den Şam’a bir kervan gidecekse, herkes elindeki sermaye ile o kervana ortak olur. Mesela 1.000 develik bir kervan var, birisi 3 deveyle katılıyor, birisi 50 deveyle, herkes katıldığı kadar pay alıyor. Civardaki kabileler de Mekke’nin kervanlarına katılmak istiyor, çünkü Mekke’nin kervanlarına kimse saldıramıyor.”

Hz. Ali Peygamber’in yanında çalışıyordu

Peygamber’in evlendikten sonra bol kazançlı ve sessiz bir hayat yaşadığını söyleyebiliriz. Hz. Ali’yi de yanına aldı, Zeyd’e hamilik yaptı. Bu sürede 6 tane çocuğu oldu, onların eğitimiyle meşgul oldu. 2 oğlu daha küçükken vefat etti. Kızları yaşadı ama Fatma hariç çocuklarının hepsi kendisinden önce vefat etti. Fatıma da 6 ay sonra vefat etti. 
Peygamberimiz 35 yaşına geldiğinde Kâbe’nin inşasında görev aldı. Kâbe eskiden dikdörtgen şeklindeymiş, şimdi kare şeklindedir. O gün bugündür Kâbe Müşriklerin yaptığı şekliyle kaldı. Peygamberimiz, peygamber olduktan sonra bir rivayete göre; “Eğer kavmim cahiliyete yakın olmasaydı, Kâbe’yi yıkardım ve İbrahim’in temelleri üzerine yeniden kurardım. Bunu şimdi yaparsam Araplar Muhammet Kâbe’yi yıkıyor derler.” der. 

Hanif dini diye bir şey yok

Bazı siyer kitaplarında anlatılır ki, Peygamber, peygamber olmadan da Müslümanca bir hayat yaşadı. Bu doğru değildir, daha vahiy gelmemiştir. Nitekim Kuran’da “Sen dalaletteydin sana hidayeti biz verdik. “ diye ayet vardır. Yani Kuran onun dalalette olduğunu, yani hidayetin zıttı olan, Müslümanlığın zıttı olan dalalette olduğunu belirtiyor. 40 yaşından önceki hayatının tam bir Müslümanca hayat olduğuna dair anlatımlar abartılıdır. Peygamberimiz hayatında içki içmeyen, yalan söylemeyen, kötülük yapmayan, insani erdemleri bünyesinde toplamış bir insandır. O’nun yaşantısını peygamberlik gelmiş gibi anlatmak doğru değildir. Bunu Hanif kelimesi içerisinde anlatmaya çalışıyorlar. Hanif dini diye bir din yok. Haniflik bizim siyercilerin uydurduğu bir şeydir. Hanif diye bahsettikleri 4 tane insan vardır. Bunlardan 3’ü Hristiyan olmuştur, bir tanesi de Allah’ım ben nasıl ibadet yapacağımı bilmiyorum, ne yapacağımı bilmiyorum diyerek ölmüş olan Zeyd bin Amr’dır. Haniflik diye bir din varsa, bu dinin kitabı olması lazım, bu dinin peygamberi olması lazım, bu dinin ritüelleri olması lazımdır. Bunu, Peygamberimizin peygamber olmadan önceki hayatının nasıl Müslümanca olduğunu anlatmak için yapıyorlar. 

İslâm’da kutsal aile yoktur

Peygamber’in annesini, babasını, dedesini kurtarmak için onları kutsallaştırıyorlar. O’nun dedesi, dedesinin dedesi, onun da dedesi ta Adem’e kadar hepsi Müslümandı diyorlar. İslam’da kutsal aile yoktur, İslam’da ırkçılık yoktur. İslam’da Allah katında bütün insanlar eşittir. Kur’an bize şunu öğretir. İbrahim’in babası bir putperesttir. Peygamber oğlu olmak, peygamber babası olmak onları kutsallaştırmaz. Firavun’un hanımından bahsediyor Kur’an, “Mü’min” bir kadın olarak bahsediyor. Nuh ve Lut’un hanımlarıyla ilgili ise “İnat ettiler kocalarına karşı geldiler.” diyor. Peygamber hanımı olmak da kurtarmıyor insanı ve Mü’min olunca Firavun’un eşi olmak da insana en büyük payeyi verebiliyor. Herkes kendi ameliyle yargılanacaktır. Onun için peygamber ailesini kâfirlikten kurtarmaya çalışmak boş şeylerdir, Müslümana yakışmaz. Evet, Peygamberin babası da, dedesi de Hz. Muhammed Peygamber olmadan önce vefat etmişlerdir. İslâm ile müşerref olamamışlardır.

Devam edecek

Rüştü Kam

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner291

banner272

banner274

banner276

banner192

banner174

sanalbasin.com üyesidir